Mısır’da yüzlerce protestocunun öldürüldüğü iddia ediliyor. Rakamlarda farklılık olsa da yaşananların bir katliam olduğu açıktır. Darbecilerin İhvan-ı Müslim’in muhalefetini bastırmak için bu katliamı yaptıkları açıktır. Kuşkusuz bu kadar insanı öldürme cesaretini ABD ve Avrupa’nın tutumundan alıyorlar.

Hüsnü Mübarek’in devrilmesi sürecinde İhvan-ı Müslim’i cesaretlendiren ve düşürülmesinde rol oynayan da ABD’dir. Çünkü Hüsnü Mübarek Mısır halkı karşısında meşruiyetini tümden yitirdiği gibi, ABD’nin bölge politikalarına da cevap veremez duruma gelmişti. ABD klasik iktidar bloklarına dayanarak Ortadoğu’da varlığını sürdüremeyeceğini görmüştü. Bu nedenle Arap halkları despotik iktidarlara karşı ayağa kalkınca ABD işbirlikçi olacak İslami çevreleri destekleyerek Ortadoğu ayağını sağlamlaştırmayı hedefledi. İhvan-ı Müslim’e iktidar yolu böyle açıldı. Ancak İhvan-ı Müslim’in köklü bir sitem karşıtlığı geçmişi vardır. Son on yıllarda Batı ile ilişki kurmuş olsa da ABD’nin istediği çizgiye gelmemişti. Bir iki yıllık iktidarı bu durumu açıkça gösterdi. ABD işte bu nedenle Mursi’ye karşı muhalefetin varlığını da görerek ordunun darbe yapmasının önünü açtı. Bu darbeyle İhvan-ı Müslim terbiye edilip kapitalist modernist sistemin istediği noktaya getirilmesi amaçlanmaktadır. Katliamlara göz yumulmasının nedeni de budur.
Mısır’ın bu duruma gelmesinde İhvan-ı Müslim’in politik ve stratejik hatası vardır. ‘Kendim ettim kendim buldum’ türküsündeki durumu yaşamaktadır. Kuşkusuz İhvan-ı Müslim’in hataları bu katliamın ne gerekçesi olabilir, ne de katliam bu hatalarla meşrulaştırılabilir. Despotların, çağdaş firavunların yaptığı bir darbe ve bunların gerçekleştirdiği katliamlar vardır. Bu nedenle bu katliamlar şiddetle kınanmalıdır.
Ancak bu gerçeklikler Mısır açısından doğru bir analiz yapılması ve İhvan-ı Müslim’in durumunun da ortaya konulmasını da gerektirmektedir. Mısır’ın demokratik geleceği için bu gereklidir.
İhvan-ı Müslim iktidara gelince demokratik bir zihniyetle hareket etmedi. Hegemonik bir iktidar alaşağı edilince onun yerine kendi hegemonik iktidarını kurmaya yöneldi. Demokratik bir siyasetle demokratik bir ülke hedefi doğrultusunda çalışmadı. Sandıktan ben çıktım diyerek kendi hegemonyası peşinde koştu. Böylece Mısır’da demokratik kurumların oluşması ve demokratik kültürün gelişmesi doğrultusunda bir gelişme olmadı. Hegemonya peşinde koşacakların çanına ot tıkayacak adımlar atmadı. Aksine her türlü hegemonya peşinde koşacak ve darbe yapacak zemini korudu. Kendisi başta olmak üzere her demokratik yönetimin güvencesi olacak bir siyasal sistem yaratma çabası içinde olmadı. Yasal ve anayasal değişiklikleri bu amaçla yapmadı. Aksine önceki hegemonyaların yerine kendisinin geçmesine imkan verecek anayasal ve yasal değişikliklere yöneldi. Böylece toplumun, diğer kesimlerin desteğini alamayınca, hatta birçok kesimi rahatsız edince ABD’nin de desteklediği darbeciler iktidara el koydu.
Demokrasi hegemonya peşinde koşmak değildir. Demokratik anayasa ve yasalar içinde herhangi bir siyasi güç gibi demokratik sistemin kurallarına uyarak yönetim olmak ya da yönetimi bırakmaktır. Demokratik bir sistemde şu ya da bu güç başat değildir. Anayasa ve yasalar da herhangi bir siyasi gücü korumaz. Ancak her siyasi gücün demokratik koşullar içinde varlığını güvenceye alır. Seçimlerde halkın desteğini alanlar yönetim olurlar. Seçimlerle de gidilir. Hiçbir siyasi güç halkın demokratik iradesine dayanmadan yönetim gücünü elinde bulunduramaz. Kuşkusuz doğrudan ve radikal demokrasinin olmadığı, toplumun gerçek anlamda güç haline gelemediği ülkelerde ekonomik, askeri ya da başka bir güç kaynağına sahip olanlar elindeki imkanlarla kendini güç yapabilir. Avrupa’da ekonomik gücü elinde bulunduranların sistemin başat gücü olması gibi!
İhvan-ı Müslim Mısır’da hegemonya ve başat güç olma peşinde koşmak yerine demokratikleşme konusunda radikal adımlar atsaydı; ABD de desteklese darbe yapılamazdı. Çünkü demokrasi içinde toplumlar bir darbeye izin vermezdi. Darbecilerin elinde hiçbir meşruiyet bahanesi olmazdı. Ancak bir siyasi ve toplumsal güç hegemonya peşinde koşarsa her zaman başka hegemonya peşinde koşan güçlere de bu zemin doğar. İhvan-ı Müslim hegemonya peşinde koşanların zeminini kurutma yerine kendisi hegemonya peşinde koşunca böyle bir darbenin önünü açacak bir ortamın varlığını korumuştur.
Bugün AKP de Türkiye’de demokratikleşme doğrultusunda köklü adımlar atarak başka hegemonya peşinde olanların önünü kapatmamıştır. Çünkü bizzat kendisi hegemonya peşinde koşarak demokratik bir ortam yaratmayarak başka hegemonya peşinde koşan güçler için ortam bırakmış olmaktadır. Aslında İhvan-ı Müslim AKP’yi taklit etmiş, ancak AKP iktidarında olduğu gibi arkasında ABD ve Avrupa olmayınca darbeyle karşılaşmıştır. Çünkü İhvan-ı Müslim hala AKP kadar terbiye edilmemiştir. Kaldı ki zaman zaman AKP’yi de daha fazla kendi çıkarlarına hizmet ettirmek için ince ayarlar yapmaktadırlar.
Darbeler, hegemonya peşinde koşan siyasi kesimler, ancak demokratikleşmeyle durdurulabilir. Darbelerin ve hegemonik iktidarların panzehiri demokratikleşmedir. Kendine demokrat kendine Müslüman olmakla böyle bir demokratikleşme yaratılamaz. AKP’nin de ya da herhangi bir siyasi gücün güvencesi de hegemonya peşinde koşmak olamaz. Bugün hegemon olurlar, yarın alaşağı edilebilirler. AKP’nin de, İhvan-ı Müslim’in de, başka bir siyasi gücün de kendini var etmesi ancak demokratik bir sistemle olur.
Bugün Mısır’daki katliamdan şikayet edenler her türlü baskı ve zulme karşı çıkarlarsa samimi olurlar. Bir zamanlar binlerce faili meçhul cinayet, köy yakıp yıkmalar da ABD ve Avrupa’nın göz yumması ortamında gerçekleşmişti. AKP iktidarı döneminde yüzlerce sivilin katledilmesi bu göz yummalar ortamında gerçekleşti. Eğer Başbakan Erdoğan hiçbir faşist liderin bile söyleyemediği “kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” diyebildiyse, bu konuşmanın cesaretini ABD ve Avrupa’dan almıştır. Her mitingde bir bir, iki iki insanlar vurulduysa ve bunların hiçbirinin hesabı sorulmadıysa bu cesareti ABD’den almıştır. Uçaklarla Kandil Kortek’te bir aileyi yok ettiyse, Roboskî’de açıkça katliam yaptıysa bu cesareti de arkasındaki uluslararası güçlerden aldı.
Türkiye’deki demokratik gösterileri bastırma zihniyeti Mısır’dan çok mu farklıdır? Tek farkı vardır; Türkiye on on, yüz yüz değil de bir bir, iki iki öldürerek bu tür gösterileri bastırma yeteneği kazanmıştır. Polis devleti haline gelen Türkiye, gösterileri bastırmada uzmanlaşmıştır. Yoksa AKP de demokratik gösteriler karşısında uzun süre yapılmasına tahammül etmeyiz, meydanlar işgal edilemez, gereğini yaparız dememiş midir?
Rojava’da Kürtler katledilirken gıkı çıkmayanlar, Mısır’da katliam olunca bir anda büyük demokrat oluyorlar. Hatta Batının ahlaki kriz yaşadığından söz ediyorlar. Ancak bunlar sıra Kürtlere geldiğinde ahlak krizi içinde olan Batı’nın ve kendilerinin durumunu görmüyorlar.
Kürtleri İslam maskeli çeteler katledince bu normal görülüyor. Katliama gerekçeler uyduruluyor. Ancak Mısır’da İhvan-ı Müslim’e yönelik katliam olunca seslerini avazları çıktığı kadar yükseltiyorlar. İşte ahlak krizi budur.
AKP ve her türlü hegemonya peşinde koşan güçlere sesleniyoruz: demokrasi sizin için de lazımdır! Bu nedenle hegemonya peşinde koşmadan, her türlü siyasi, etnik ve inançsal farklılıkların farklılığının ve özgürlüğünün güvenceye alınacağı bir demokratikleşme peşinde olalım.