AKP faşizmi bugünlerde tam da bu aşamayı yaşamaktadır. Düşüş mesafesi arttıkça AKP faşizminin de faşistlikleri artarak sürüyor. Hız kazanarak düşüş sona daha çabuk yaklaşmanın göstergesidir. İslamcı faşist hükümetin uygulamalarının Kürdistan’da uygulanan ve gözlerden kaçan uygulamalar olmadığı bir süredir aşikâr edildi.
En son Ankara’da barbarlık gösterileri yapıldı. Türkiye cumhuriyetinin başkentinde Türkiye devletinin kendi hükümeti resmen barbarlığa başladı. Kendi meclisinde yer alan milletvekillerinin evleri basıldı, bilgisayarlarına el konuldu, kitaplar, evraklar kaçırıldı. Halk iradesiyle seçilmiş olan bir vekilin dokunulmazlık hakkı ihlal edildi.
Talan ve yağma kültürünü hücrelerine kadar sindirmiş bir zihniyeti yaşayan AKP hükümetinin devletin tüm kurumlaşmalarına cemaat örgütlenme tarzıyla nasıl yerleştiği ve bunun da nasıl koordine edildiği biliniyor. Halkı, halk iradesini, maddi ve manevi varlığını, ahlaki, siyasi, kültürel ve toplumsal tüm değerlerini çürütme sisteminin adı olan devlet, AKP hükümetiyle tam bir toplum karşıtlığına başladı. Tüm kurumlarıyla toplumun sırtında bir yük olan devlet yapılanması İslamcı faşist hükümet versiyonuyla tam bir işkence sistemine dönüştü. Askerin, polisin, yargının, öğretmenin, akademisyenin ve devlet kurumlarında yer alan tüm diğer kişilerin bu işkence sisteminin birer hizmetlisi haline gelmesi Anadolu mirası için hayıflanılacak bir durumdur. Cumhuriyet rejiminin özelliklerinden hızla uzaklaşıldığı AKP hükümeti karşısında meclisteki muhalif partilerin yaklaşımı da gerçek bir muhalefet olmaktan uzaktır.
Mevcut durumda muhalif olabilen tek güç Kürt hareketidir. Kürt özgürlük mücadelesi, devlet zihniyetinde de önemli adımlar attırmıştır. En azından yok sayılan bir aşamadan varlığı kabullenilen bir aşamaya gelinmiştir. Ama bu öyle bir kabulleniştir ki yok sayıp yok etmenin yerini, var sayıp yok etme almıştır. Yeşil faşist hükümet şunu demektedir: "Var olabilirsin, varlığın kabullenilebilir ama kendin olarak yaşaman kabul edilemez.” Tüm dünyaya faşizmin zirvede bir örneğini sunan bir hükümetin varlık kabulü ancak bu kadar olabilir.
AKP’nin Kürtlere ilişkin en olumlu açıklamalarında dahi ilk cümle ile ikinci cümle kesinlikle birbirini nötrlemektedir. Gerçek anlamda bir varlık kabulü yoktur. Tam tersine daha iyi yok etmenin sahtekâr, yüzsüz, utanmasız ve ilkesiz yöntemleri vardır. Bir dil için resmi tv kanalı açmak ve o dili mahkemede yasaklamak dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir tutarsızlıktır. Hukukun özgürlükler bağlamında bir anlam ifade etmediği de burada açıkça ortadadır. Bu durum Türkiye’deki siyasi dengesizliği açıklayan somut bir örnektir. Mahkemelerde Kürtçe konuşma yasağı var. Çünkü özsavunmanın öz-anadilde olması varlık ve kendilik olarak Kürt kimliğini pozitif yönde etkilemektedir.
Türkiye devletinde kendin olmak sistem karşıtı olmanın temel ölçüsüdür. Kendin olmak, sistem karşıtı olmaktır. Kendi varlığını savunmak, devleti bölmeye çalışmaktır. Kendi varlığını yaşamaya karar vermek terörist olmaktır. Kendi öz varlığını yaşama kararlılığına göre adım atmak vatanı bölüp parçalamaya teşebbüs etmektir. Bu sebepten Türkiye’de hiçbir kişi ya da kurum muhalefet oluşturamamaktadır. Hiç kimse, kendiliklerini yaşayamadığı için hükümet karşıtlığını gerçek bir muhalefete dönüştürememekte, kendi olmaktan çıkmakta sistemiçileşmektedir.
Kendin olmaktan çıktıkça da kişi ve kurumlara iktidarın faşist ruhu zerk edilmektedir.
Türkiye’de tek gerçek muhalefet gücü Kürt özgürlük hareketidir. PKK komitesinin açıklamasında yer alan "AKP faşizmi, Önderliğimiz karşısında yenilmiştir.” sözü bu anlamda önemlidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan karşısında yenilen faşist AKP’nin icraatı salt tecrit değildir. Bir halkın önderini rehin alıp halka, o halkın özgürlük mücadelesine ve tüm değerlerine karşı şantaj yapılmasıdır, ki bu politikalar kaybedecektir.
Kürt özgürlük hareketinin siyasi parti çalışmaları da bu kapsamda sağlam bir muhalefet gücüdür. BDP’ye karşı giderek artan saldırılar bir siyasi parti karşısında siyaset yürütmenin tabi ki dışındadır. BDP karşısında imha saldırıları uygulanmaktadır. Sistem karşıtı odaklar yok edilmeye çalışılmakta, törpülenenler törpülenmeye, yola getirilemeyenler de imha edilmeye çalışılmaktadır. Üstelik bu yapılırken hiçbir kural, kaide ya da değer gözetilmemektedir. Halk iradesi hiçe sayılarak devletin bekası üretilmektedir. Hakikat odur ki, devletin bekası, soykırımlar, toplu mezarlar ve faili meçhuller ile yaratılmaktadır.
Milyonlarca insanın siyasi iradem dediği Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecrit sürerken BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarına dokunulması barbarlığına nasıl karşı konulabilir?
İrademe dokunma sloganı ancak Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüyle anlam kazanabilir.