AKP’yi beğeniriz veya beğenmeyiz. AKP’yi teşhir etmek ve kitle desteğini azaltmak için bu hususları propaganda konusu yapabiliriz. Ama AKP’nin de kendi çıkarları doğrultusunda hareket etme hakkının olduğunu ve bizim istediğimiz gibi olmayacağını bilmemiz gerekir. Bu nedenle sadece AKP’den istemeye ve ona yaptırmaya bağlanmış anlayış doğru değildir.
Bugün Suriye savaşı yeniden alevlenmiş durumda. Nasıl sonuçlanacağı da pek belli değil. Belki bir bölge savaşı olur ve yıllarca sürer. Belki dönem dönem şiddetlenen veya zayıflayan bir çatışma durumu devam eder. Bu savaş bizlere ağır bedeller de ödetir, yeni imkanları da yaratır. Yani hiçbir şey tek boyutlu değildir ve bizim niyetimize göre olmaz.
Burada önemli olan neden ve sonuçlarıyla birlikte savaşı doğru değerlendirebilmek ve kendine özgü bir özne olabilmektir. Suriye savaşı gider, başkası gündeme gelir. Savaş durur, siyasi mücadele öne çıkar. Bunlar yaşamın bir gereğidir. Dolayısıyla “Niye böyle oluyor” diye hep yakınan ve propaganda düzeyinde yaklaşım gösteren bir tutum doğru ve yeterli değildir. İçinde bulunduğumuz süreçte Kürdistan Ulusal Kongresinin olması tarihi önemde çok büyük bir olaydır. Suriye savaşının yoğunlaştığı, Kürdistan’ı da içine alan bir bölge savaşı haline gelme olasılığının yüksek olduğu, Kürt sorununu çözmek için koşulların olgunlaştığı, ancak engelleyici çabaların da sürdüğü bir ortamda dört parça Kürdistan iradesinin bir araya gelmesi, kuşkusuz hem Kürt toplumu ve hem de Ortadoğu toplumları için yararlı sonuçlar verecektir.
Ancak Ulusal Kongre de bir olgu ve yeni bir iradedir. Doğru örgütlendirilir ve yürütülürse, böyle tarihi ve kritik bir süreçte Kürtlere ve komşu halklara fayda sağlar. Fakat hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Her şey doğru örgütlenmeyi ve yürütülmeyi gerektirir. Dolayısıyla ”Kürdistan Ulusal Kongresi toplandı ve her derdime deva geldi” gibi bir yaklaşım, şimdiye kadar dıştan olan beklentinin şimdi de Ulusal Kongre’den olması doğru değildir.
Bütün bunları niçin belirtiyoruz? Kürt Özgürlük Mücadelesinin bugünkü pratikleşmesi içinde zarar verici iki yanlış anlayış var, bunlara dikkat çekmek için; bu anlayışlardan birincisi dıştan aşırı beklentili olmak, ikincisi ise işleri yarım yapmak, yani yetersiz bırakmaktır. Bu nedenle diyoruz ki, dıştan olsun içten olsun işlerin başkası tarafından yapılmasını bekleme, hep birilerinden isteme, anlamayınca da sağı solu suçlama, tersine kendine güven, öz gücünü harekete geçir ve kendi gücünle kendin yap! Yine işleri yarım bırakma, yetersizliğe sığınma, yarım kalmış yetersiz çalışmayı başarılı sonuç olarak görme, her işte mutlaka tam başarıyı ve zaferi esas al!
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çıkışı ve PKK’nin 40 yıllık mücadelesi ile Kürt bireyinin ve toplumunun bilincinde ve yaşam ölçülerinde çok köklü değişiklikler oldu. Birey ve toplum düzeyinde neredeyse her gün devrim yaşandı. Kültürel soykırım rejiminin yarattığı bilinçsiz, örgütsüz, iradesiz, tükenişi yaşayan insan ve toplum 40 yıldır hergün yaşanan ruh, duygu, zihniyet ve davranış devrimleriyle yeniden yaratıldı. Yeni, özgür, örgütlü ve iradeli Kürt bireyi ve toplumu ortaya çıkarıldı. Kısaca artık Kürt var, Kürtler bu dünyada yaşıyorlar. 40 yıllık Önderlik ve parti mücadelesi, 30 yıllık silahlı direniş, 23 yıllık halk serhildanı içinde yeni, özgür Kürt bilinci, iradesi ve örgütlülüğü yaratıldı. Yeni ve özgür bir Kürt yaşamı ortaya çıkarıldı. Genç ve mücadeleci bir toplum ve özgür kadın var edildi. Kürt yiğitliği, cesareti ve fedakarlığı özgürlük bilinci ve örgütüyle birleştirildi.
Geçen 40 yılda Kürdistan’da yaşananlar ve yaratılanlar anlatmakla bitmez. Ozanın dediği gibi “anlamak ve yaşamak lazım.” İnsanlık tarihinin “mucize” olarak kaydettiği olaylardan en mucizevisi Kürdistan’da yaşanmıştır. Böyle mucizevi bir mücadele içinde Kürt insanı ve toplumu yeni özgür bilinç, irade, örgütlülük ve yaşam ölçüsü kazanmıştır. Şimdi 40 yıllık mucizevi mücadeleyle yaratılan bu gelişmeler bölgeye ve dünyaya yayılıyor. Özgürlük bilinci ve iradesi temelinde bölgeyi ve dünyayı aydınlatıyor. 40 yıldır yarattığı özgür birey ve toplumla, fedai çizgisinde yürütülen kahramanca mücadeleyle, özgürlük iradesini ulusal kongrede somutlaştırarak Kürdistan devrimi artık çözümü dayatıyor, zafer istiyor, yeni ve demokratik bir Ortadoğu’yu ve dünyayı gerekli görüyor.
Deyim yerindeyse, içinde yaşadığımız süreçte herkes Kürdistan’a bakıyor, Kürt Özgürlük Mücadelesinden moral ve heyecan alıyor, özgür insanlığın kalbi Kürdistan’da atıyor. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Mücadelesinin etkisi çoktan Kürdistan sınırlarını aşıp evrensel hale gelmiş bulunuyor. Bu da Kürdistan devrimcilerinin görev ve sorumluluğunu daha da ağırlaştırıyor. Kürt halkını ve kadınlarını daha ağır görevlerle yüklü hale getiriyor.
İşte bu noktada doğrular ve başarılar olumlu etki yaptığı gibi, yanlışlar ve yetersizlikler de olumsuz etki yapıyor. Bu durum Kürt Özgürlük Hareketinin ve Kürt halkının yanlış yapmamasını ve yetersiz kalmamasını gerektiriyor. Geçmişte görünmeyen ve fazla etkili olmayan hata ve eksiklikler, devrimin ulaştığı bu noktada ciddi biçimde göze batar ve zarar verir özellikler taşıyor. Mademki sıfırdan başlanarak en zor koşulları aşıp devrim bu noktaya ulaşmış, o halde zafere de gidebilir. Bunun için de söz konusu hata ve yetersizliklerin aşılması gerekiyor.
Kürdistan devriminin en temel gelişme özelliğinden birisi, kendi gücüne güvenmesi, halkın gücüne dayanması, bir öz güç devrimi olmasıdır. Kadro için de, parti için de, halk için de bu böyledir. O halde nereden çıkıyor başkasından istemek veya beklemek? Hep dışarıdan, başkasından beklentili olmak? AKP’den beklemek, devletten istemek, KDP’den umut etmek, ulusal kongreden beklentili olmak, partiden beklemek, gerilladan beklemek, yanındakinden beklemek! Bu aslında bir çizgi sapmasıdır. Halk partiden, parti kadrodan, kadro halktan veya yoldaşından, kısaca herkes birbirinden ve kendi dışından bekliyor ve istiyor! Böyle olmaz. Bu durum Kürdistan devrimciliğinin özüne aykırıdır. Bu nedenle birçok imkan ve fırsat heba olmaktadır. Bu noktada kesin bir düzeltme şarttır. Önder Abdullah ÖCALAN “Herne ser kar” dedi, çalışanlara selam gönderdi. Dolayısıyla başta parti ve yanındaki yoldaş olmak üzere başkasından, kendi dışından beklemek yanlıştır ve aşılmalıdır. Herkes kendine güvenmeli ve “ben yapacağım” demelidir. Bir iş yapma, pratikleşme seferberliği ve yarışı yaşanmalıdır.
Kuşkusuz hareket ve halk yoğun bir çaba içinde ve mücadele yürütüyor. Fakat bunların bir kısmı yerinde ve zamanında olmuyor, tarzı sonuç alıcı değil, yine tali şeyler öne çıkıyor, sonuçta yapılanlar yetersiz kalıyor. Hep direniyoruz, ama tam başarıya ulaşamıyoruz. Oysa APOCU tarz zafer tarzıdır, tam başarı tarzıdır. Bu noktada da kesin bir düzeltme gereklidir. Yetersizlik kabul edilebilir bir durum değildir. Uluslararası komplo yetersiz yoldaşlık nedeniyle gerçekleşti. O halde, her türlü yetersizliği mutlaka aşmak, tam başarı çizgisine ulaşmak şarttır. Dıştan beklentililiği ve her türlü yetersizliği aşalım. Kendimiz yapalım, doğru yapalım, başarı çizgisinde yapalım!...
Kendin yap ve kendin başar
Baştan beri AKP’nin yeni sürece yaklaşımı 2014 seçimlerini kazanmaya endeksliydi. Her ne kadar adına “çözüm süreci” dese de, Başbakan Tayyip Erdoğan için Eylül 2012’den itibaren süreç bir seçim süreciydi. AKP kongresiyle birlikte böyle bir sürecin startı verilmişti. Bir yıldır AKP tüm politik kararları bu hedefe bağlı olarak veriyor. Kürt sorununu çözmeyi ve Türkiye’yi demokratikleştirmeyi hedefleyen demokratik siyasi çözüm sürecine de bu temelde yaklaşmış bulunuyor. Şimdi yeniden alevlenmiş Suriye savaşından da benzer çerçevede bir kazanç elde etmek istiyor.