Kapitalist kent yine öldürmenin kıyısından döndü. Daha doğrusu katliamın. Polat Tower yandı ve 1200 kişi, yetkililerin kendi açıklamalarında çok açık görüldüğü gibi, ‘çok şükür ki’ yangından ucuz kurtardı. Yangının nasıl çıktığını anlayamayanlar aslında nasıl söndüğünü de anlamadılar. Akıllı bina övgüleri düzüldü. Sanki yangın o akıllı binada çıkmamış gibi.
Şu da çok açık görüldü ki İstanbul İtfaiye teşkilatı, yangın biraz daha üst katlara çıksa, geçmişin İstanbul yangınlarını seyretmeye bayılan paşazadelerden farkları kalmayacak. Faytonları ile yüksek yüksek tepelere çıkıp, meşhur İstanbul yangınlarını, kahvelerini yudumlamak yerine lüks otomobillerinde yangının fotoğraflarını ayfonlardan sağa sola göndere göndere, yangın seyrine dalacaklar. Kahve içerler mi bilemem ama seyretmekten başka bir şey yapamayacakları kesin. Ah sakın yangın helikopterleri alsınlar, o zaman 42. katta ki yangını söndürürler demeyin bu çözüm yukardaki tabloya King Kong filmi tadı vermekten başka bir şey katmaz.
Sokaklarına itfaiye araçları giremiyor bahanesiyle gecekonduları yıkmaya çalışanlar, son çıkan meşhur afet yasalarını, bütün gökdelenlere kullanmak zorundalar. Koridorlarına itfaiye aracı ve tabii ki seyyar satıcılar sığmayan gökdelenler afet riski taşımaktadır. Siz hiç bir gecekondu yangınında 1200 kişinin hayati tehlike yaşadığını duydunuz mu? Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, kentin dışına süpürülmüş yoksulların ve nedense hepsi siyah yoksulların, tahta barakalarında elektrikleri olmadığı için, gaz yağı ve parafinden çıkan yangınlarda bile, bu kadar kişi yanarak ölme tehlikesi atlatmamıştır ki bu barakalar yetkililer tarafından engellenmeye çalışıldığı için, her an tekrar buralardan da kovulabilecekleri için, kentin en geniş parçası olmalarına rağmen, kent hizmetlerinden hiç yararlanamadıklarından bu durumdadırlar. Yoksa sadece bir gökdelen için hazırlanan alt yapının, sadece beşte birine, bütün evleri sağlıklı ve yaşanır hale sokabilirler. Hatta yetkililer gölge etmeseler, başka ihsan istemez. Her türlü baskıya rağmen dünyadaki bütün yaşanılan evlerin 4’te 3’ünü inşa eden insanlar, daha da güzelini yapabilirler.
Kapitalist kent öldürmeye devam ediyor. Geçen hafta Samsun’da, TOKİ’de sellerde boğan seri katil, bu hafta Polat Tower’da yangınla karşımıza çıktı. Ayrıca bütün bu binaları, alış veriş merkezlerini, rezidanslarını inşa ederken, iş kazası adıyla katledilen işçileri sakın unutmayın. Mesela Esenyurt’ta alış veriş merkezinin inşası sırasında çadırda yanarak ölen 11 işçiyi hatırlıyor musunuz? Bu kentin adı ulaşım olan cehenneminde, mesela henüz 2 gün önce Avcılar’da çöken metrobus köprüsünde yaşamını kaybeden işçiyi, çocuğunu bırakmamak için tren ile istasyon arasına sıkışarak can veren anneyi ya da her gün sadece haberlerin kenarlarına sıkışmış trafik kazalarını da hesaba katmayı unutmayın. Sadece bu ülkede değil. Dünyanın her yerinde aynıdır bu. Katar ve Arap Emirliklerinde,  gökdelen, alışveriş merkezleri inşaatları ve bunların yan kolları otobanlar, otoyollar, köprüler ve viyadükler her gün yeni yeni cinayetler işlemektedir.
    Bütün bunlar ‘ne yazık ki’, ‘kader’ ya da ‘500 yılda bir yağan yağmur’ değildir. Kapitalist kent cinayetleridir. Yüksek binalar ile yeşil alanların artacağı koca bir yalandır. (Bazı kente ilişkin panellerde dinleyenlere ‘yeşil alan’ dağıtmaya başladım. Bir avuç içi kağıda, yeşil ispirtolu bir kalemle bir çizgi çekip veriyorum. Şöyle kalınca bir çizgi. Bütün yüksek binalardan görünen yeşil alan zaten uçaklardan karıncalar gibi görünen insan misalidir.) Bir yüksek binanın içinde barındırdığı insan sayısına böldüğünüzde kişi başına düşen birkaç ottan öteye gidemez ve bu da seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli gibidir. Belki sadece öğle saatlerinde eğer müsaade ederlerse üzerinde sandviçlerinizi yiyebilirsiniz. Bu yüksek binaları soğutmak, ısıtmak, denetlemek, yukarılarına tırmanmak, aşağıya inmek harcanan enerjinin, sadece birkaç günlük tutarı, bir gecekondu mahallesinin sağlıklı bir hale dönüşmesi için yeterlidir. Hatta sadece günlük toplanan gökdelen idrarının binadan uzaklaştırmak için harcanan enerji bile bu binalar için yıkılma nedenidir. Yüksek binaların tasarruf olduğu yalanı, bir cinayet gerekçesinden başka bir şey değildir. Her yüksek bina bir afet riskidir. Her yüksek bina, kenti öldürür. Her yüksek bina, iktidardır ve erkektir. Her yüksek bina, ranttır, hırsızlıktır. Kat artıkça rant yani iktidar artar.