Burada hemen belirtmeli ki bu anlattığım kesinlikle AB’nin ‘desantirilizasyon’ programları ile karıştırılmamalıdır. Onlara göre yereli daha fazla yetkilendirme diye tanımladıkları bu durum aslında kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinden başka bir şey değildir. Bu hiç bir zaman enerji tasarrufu sağlamaz ve hatta artırır. Çünkü bu her yerelde, yeni bir devlet inşası gibidir. Yani merkezi iktidar, sadece eteklerinde otoritecikler inşa edeceklerdir. Bunun özgür komünler yani radikal katılımcı bir demokrasi ile ilgisi yoktur. AB’nin kendisi, bizatihi desentrilazyonun otoriteyi azaltan değil artıran bir öğe olduğunun çok açık örneğidir. AB’nin bütçesinin yarısından, çok daha fazlası sadece bürokratik işlemlere harcanmaktadır. Bir başka deyişle bugün mesela Yunanistan, İrlanda ekonomik krizlerini atlatmaları için yapılan yardım (!) onlardan çok daha önce tahsil edilmiş, AB koridorlarında uçup gitmiştir.
Kent toprağının temerküzü yani merkezlerde toplanması sanıldığı gibi bir enerji tasarrufu değil tam tersine çok büyük oranda enerji tüketimidir. Her ne konuda olursa olsun çoklu ihtiyaç, radikal tekelleri doğuran, geliştiren ve besleyendir. Kentin temerküzü yani bir başka deyişle otorite inşası, enerjinin kontrolü ve dağıtımın temerküzü demektir. Bir anlamda kent inşası ile birlikte enerji ihtiyacı, enerji tekelleri, enerji savaşları ve enerji egemenliğine dayalı iktidar gücü tartıştığımız meselenin aslında ne kadar kilit bir noktada olduğunu göstermektedir. Yani her bir gökdelen sadece kent toprağı üzerinde yükselen, kentin toprağını, suyunu ve havasını gasp eden, kirleten değildir. Aynı zamanda inşasında harcanan çok yüksek miktarda enerjisinden, her gün ısıtılmasına ya da soğutulmasına, asansörüne hatta toplam dışkısını kendisinden uzaklaştırmasına kadar her adımda enerji yiyicidir. Bu hız ve iktidar arasındaki ensest ilişkinin aynısını enerji ve iktidar arasında da var olduğunu açıkça gösterir. Büyük oranda enerji tüketimi ve ihtiyacı daha çok tekelleşmiş iktidar, daha yoğun otorite, daha çok kontrol ve daha az özgürlük demektir.
Yani her yeni baraj inşaatı, üretilen her yeni watt elektrik, özgürlüğümüzü daha da uzağa sürüklüyor. Enerjinin nereden üretiliyor olması çok önemli olmasına rağmen her şeyi açıklamak için yeterli değildir. Tamamıyla yenilenebilir bir enerji üretiminin bile elde edilmesi ve dağıtımı ile iktidar otoriteyi dışlamaz. Ekolojik bir kent(!) mutlaka daha az enerji tüketen ve kendi enerjisini yaratan olmalıdır.
Elektrifikasyon şiarı Sovyet devriminin özgürleşmeci ütopyasının aynı zamanda ortadan kalkması sürecinin aynı olması tesadüf değildir bence.
Tık tık tıkıdak, tık tık tıkıdak makineleşmek istemiyorum. Makineleşmek istemiyorum.