12 Eylül faşist cuntasının cezaevlerinde saatlerce ‘kahraman ırkıma sızmış ihanet’ şarkısını hoparlörden dinlettiği gibi şimdi de her gün iktidarın ‘Açık ve net söylüyorum.’ Cümlesi her yer de yapış yapış. İnsanın üstüne bulaşıyor. Kusmak geliyor insanın içinden koyu yeşil bir safra olarak çöp tenekelerine. Ancak ne yazık ki Van depremi gibi başımıza yıkılan bir gerçeklik bizi başka bir dünya tartışmak, konuşmak ve inşa etmek zorunda olduğumuzu hatırlatıyor. Bu yüzden devam Ekoloji ve Kent tartışmaya...
Kent tartışması kesinlikle ‘Sermaye’ konuşulmadan bir anlam ifade etmeyecektir. Sermaye modernist, kapitalist kentin yine kurucu unsuru ve aynı zamanda sonucudur. Toprağın temerküzü, çitlerle çevrilmesi ve ölçülmesi yani fethedilmesi ile başlamıştır ve hala devam etmektedir. Bu nedenle biraz Marx ustaya dönersek, kapitalist toplum öncesi ‘Meta-Para-Meta, MPM dolaşımı kapitalist toplumda Para-Meta-Para, PMP ye yani sermayeye dönüşmüştür. Kapitalist sermaye daha önceki birikimlerden farklı olarak PMP olduğu andan itibaren bir özne durumuna dönüşür. Yani bir artı değer toplamı olarak ayrı ayrı değil, bir bütündür.
Bunun anlamı paranın sadece bir değişim ve artı değer toplamı olmasından öte ‘para’nın para olarak kendi başına bir ‘şey’ olmasıdır. Doğuşundan soyutlanan bir anlam taşır. Yani sermaye yalnızca paraların, satın alabilme gücünün bir araya gelmesi değil bir toplumsal ilişki biçimidir. Bunun konumuzla ilişkili sonucu, hangi biçimde olursa olsun sermaye, ekolojik bir kent! İle birlikte anılamaz. Çünkü ‘sermaye toplumsal ilişkisi’, toprağın temerküzünden, toprak rantından ayrı düşünülemez ve var da olamaz.
Bu sermaye sahiplerinin iyi ve kötü niyetine ilişkin bir şey değildir. Sermaye eğer illaki insani değerlerle tanımlanacaksa, ki aslında böyle tanımlanamaz; alçak, egoist ve mutlaka ki hırsızdır. Erkektir ve iktidardır. Bu nedenle bir kapitalist kent siluetine bakarsanız dediklerimin hepsini çok açık görürüsünüz. Sadece siluetler bile bir kentin çok küçük bir bölümünün kentin değerlerinin en büyük kısmını kullandığını, otoritenin baskı ve güç dağılımını, zenginlikten alınan payı doğrudan anlatır. Bu yüzden sermayenin son yıllarda ekolojik kent diye inşa ettikleri belki organik malzemeler kullanılarak inşa edilmiş olabilir ama ekolojik değildirler. Çünkü ekolojik yapılar daha önce de dediğimiz gibi demokratik bir mimari ile uzmanlık dışı, radikal inşaat tekellerine ihtiyaç duymadan ve hiyerarşik olmayan bir şekilde inşa edilebilir. Sermaye ile ekoloji bir arada bulunamaz. Sermaye ile birlikte ekolojik kent inşa etme iddiası atom bombası atmadan önce üstüne çiçek resmi çizmek gibi bir şeydir. İşin ironisi, çiçeğin çizenin kafasına düşecek olmasıdır.
Kısaca anlatmaya çalıştığımda biraz daha karmaşıklaşan bu konuyu somutlarsak hükümetler; ancak F tipi cezaevleri gibi toplu konutları inşa edebilir yalnızlaştırıcı ve tek tip. Sermaye ise Kırklar vadisi gibi çakma neoliberal mahalleleri, enerji yiyici evleri. Özgür halklar, özgür yurttaşlarsa ekolojik bir kenti! Yani radikal katılımcı bir demokrasiyi…