Kerkük kimin kenti? Irak kenti mi, Kürt kenti mi, Türkmen kenti mi?
Bu sorun Irak ile Federe Kürdistan Bölgesi yönetimi arasındaki temel çelişki konularından biri. Zaman zaman gündemden düşüyor gibi olsa da aslında hep bir tartışma konusu. Belki de iki hükümet arasında en uzlaşılmaz çelişki. Yalnızca iki hükümet de değil, bölgeye hakim olmak isteyen tüm güçler arasında da üzerinden uzlaşı sağlanamayan bir konu. Bölgede egemenliğini pekiştirmek isteyen her güç Musul-Kerkük gibi iki stratejik kenti denetiminde tutmak istiyor.
Bu egemenlik hesapları kozmopolit yapıya sahip Kerkük’ü her an bir iç kargaşanın da eşiğinde tutuyor.
Güney Kürdistan’ın federe statüsü almasından sonra da Musul ve Kerkük’ün Irak merkezi devletinin mi yoksa yerel Kürt bölgesi sınırlarının mı içinde kalacağı temel anlaşmazlık konusu olmuştu. Sonuçta bu iki kentin statülerinin Irak anayasasının 140. maddesine göre yapılacak referandumla belirlenmesi kararı alınmıştı. Ancak referandum halen yapılmadı.
İşte bu sorun Selim Ciburi’nin Kerkük valiliğinde yaptığı konuşmayla yeniden alevlendi. Zira şu anda Irak’ta güçlü bir merkezi devlet yapısı yok. İpler tümden başka güçlerin elinde. ABD ve İran bu konuda amansız bir rekabet içinde. Bu rekabet özellikle DAİŞ sonrası Musul-Kerkük’ün, hatta tüm Irak’ın kaderini de direkt etkileyecek gibi.
Kürtler Kerkük’ü Kürtlerin kadim bir kenti olarak görüyor ve kesinlikle kendi sınırları dışında bırakma niyetinde değil. Aynı şekilde Irak da, daha çok Türk devletinin yönlendirmesindeki Türkmenler de öyle.
Peki olası gelişmeler ne gösteriyor?
Bu durum da bölgede DAİŞ sonrası oluşacak yeni ilişki ve ittifaklara bağlı görünüyor.
Kürtler Türk devletiyle yakın ilişki geliştirdikçe, İran Kerkük’ün Irak kenti olarak kalmasını isteyecektir. Kürtler kendisine yakın durdukça da Kürtlerden yana tavır alacaktır. YNK’nin İran’ın siyasi etkisi altında olduğu ve Kerkük’ün de YNK denetiminde olduğu düşünülürse, İran’ın Kürtlerden yana siyaset izlemesi muhtemeldir. Ancak KDP ve YNK arasındaki farklı siyasal ilişki merkezleri bu durumda zorlayıcıdır. YNK İran’a yakın dursa da, KDP daha çok Türk devletiyle yakın siyasal ilişki içinde. Bu da İran’ın Kürtlerle ilişkisinde ihtiyatlı durduğu noktalardan birisi.
ABD ise; bu iki kentin Irak merkezi hükümetine bağlanmasına daha yakın duruyor. Ancak İran, Irak merkezi yapısında etkin duruma gelir ve onlardan yana tavır koyarsa, ABD’nin politikası da buna göre değişecektir.
Türkler ise ezelden beri Musul ve Kerkük’ün kendilerine ait olduğunu iddia ediyor. Türkmenlerin bu kentler için gür ses çıkarmaları da Türk devletinden bağımsız düşünülemez.
Bu konu DAİŞ sonrası sıkça gündeme gelecektir. Ancak bu senaryoların hayat bulması oldukça zor. Zira yüzyıldır aynı yöntemle sorun çözülemedi.
Kerkük için en iyi çözüm tüm renklerin, kültürlerin, farklılıkların kendisini özgürce ifade ettiği, kentin yönetiminde söz sahibi olduğu bir yapılanmadır. Ve Rojava sistemi de model olmaya en yakın adaydır. Sadece Kerkük için değil, Rojava modeli Irak’taki farklılıklar arası çatışmaları sonlandırabilir ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlayabilir. Aksi durumda DAİŞ’e karşı biraraya gelen güçler, DAİŞ sonrası bölgede yeni çatışmaların müsebbibi olacaklardır.