
Kerkük konusunda sular durulmuyor. Bağdat "Kabul etmem, bayrağı indireceksin" diyor, Kürtler ise "Biz kararı aldık. Artık bayrağı indirmeyiz" de diretiyor.
Kerkük konusunda Irak merkezi hükümeti ile Federe Kürdistan Yönetimi arasında devam eden karşılıklı restleşmeler krizi daha da derinleştiriyor. 1 Nisan’da toplanan Irak Parlamentosu, Kerkük İl Meclisi’nin 28 Mart tarihli kentteki tüm devlet kurumlarına Irak bayrağının yanı sıra Kürdistan bayrağının da asılması kararını iptal ederken, Kürtler, "Anayasanın bize verdiği meşru hakkımızı kullandık" diyerek meclisin kararını tanımadığını açıkladılar. Bağdat’ın kararına karşı geri adım atmayan Kerkük İl Meclisi, kentteki kamu kuruluşlarında asılı Kürt bayrağını indirmediği gibi 4 Nisan’da da Irak Anayasası’nın 140. maddesi gereği tartışmalı bölgeler arasında yer alan Kerkük'ün kaderinin tayin edilmesi ve statüsünün berilenmesi için bağımsızlık referandumu düzenleme kararı aldı. Arap ve Türkmen üyeler ise Kerkük İl Meclisi’nin bayrak ve referandum kararının aldığı iki toplantıyı boykot ederek, kararların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gideceklerini açıkladı.
Necmeddin Kerim’e karşı imza toplanıyor
Sonrasında sular biraz durulur, karşılıklı restleşmeler yerini diyaloğa bırakır gibi oldu ama ondan da sonuç alınamadı. Derken 10 Nisan’da Irak Parlamentosu’nda Kerkük’teki bayrağı indirmek ve kentin Kürt valisi Necmeddin Kerim’in görevden alınması için Arap, Türkmen ve Şii milletvekilleri imza toplamaya başladı.
Bağdat anayasal hakları gaspı gündeme aldı
Kürt vekiller bu girişime sert tepki gösterirken saatler sonra kulislerde merkezi parlamentoda Irak Anayasası’nın Kerkük’ün de içinde olduğu tartışmalı bölgelere verdiği hakların, çıkarılacak yeni bir yasayla geri alınması için çalışmaların başlatıldığı haberi dolaşıma girdi. Zira Irak Anayasası’na göre, Kerkük İl Meclisi, bütçenin belirlenmesinden, ilin federal bir bölgeye dönüşmesini sağlayabilecek kararın ilk alınabileceği yer olmaya kadar birçok yetkiye sahip. Bağdat da bu yetkileri yasal değişiklerle geri alarak petrol zengini ve stratejik önemdeki Kerkük üzerinde kontrolü yeniden sağlama planları yapıyor.
En sert Türkiye çıktı
Bağdat ile Hewlêr arasında kriz devam ederken Kerkük üzerinden birçok çevrenin de sürece dahil olmaya çalışması "Bu sorun neden ortaya çıktı?" sorusunu kaçınılmaz olarak sorduruyor. Sorunun cevabı içinde, diye sorulan bilmeceler olur ya, Kerkük meselesi aslında tam da böyle bir şey.
Hatırlayalım, 28 Mart’ta Kerkük İl Meclisi’nin aldığı karara ilk ve en sert tepki Türk devletinden geldi. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bugüne kadar iyi ilişkiler içinde olduğu Mesud Barzani’yi tehdit ederek, "O bayrağı indirin yoksa bedeli ağır olur" dedi.
Barzani Türkiye’ye garanti verdi
Ardından Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun "Biz Neçirvan Barzani ile konuştuk. Karar alınsa (Kürdistan bayrağı asılması) dahi uygulanmayacak garantisi verdi" açıklamasıyla Barzani yönetiminin Ankara’ya bazı tahaahütlerde bulunduğunu öğrendik.
Bağdat’taki yetkililer ise, ilk önce soğukkanlı açıklama yapmayı tercih etti. Ancak Kürtler kararı uygulamaya koyup, Kerkük’te Kürt bayrağı dalgalanmaya başlayınca, Bağdat bir anda tutum alarak sanki derin bir uykudan uyanmışçasına, "ne oluyoruz?" sorusunu yöneltmeye ve ardından, "Siz bu kararı aldınız ama biz buna izin vermeyiz” dedi. Hemen ardından da 1 Nisan’da konuyu merkezi parlamentoya taşırarak, iptal kararı aldı.
Kerkük bölgesel bir sorun
Bağdat’la yakın siyasi, ekonomik ve askeri işbirliği içinde olan İran da Türk devleti gibi durumdan hemen vazife çıkararak tonu Erdoğan’ınki sert ve tehditkar olmazsa da "olmaz" dedi. Bayrak ve referandum krizi de Kerkük’ün bölgesel bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Kriz KDP ile YNK’yi yakınlaştırdı
Zira, Güney Kürdistan’daki KDP ve YNK dahil Mevlüt Çavuşoğlu’nun, "Neçirvan Barzani bize söz verdi, karar uygulanmayacak” açıklamasında görüldüğü gibi, durumu farklı ele alıyorlardı. Ancak KDP kararın alınmasından sonra ne hikmetse savunmaya başladı. Hatta Kerkük bayrak sorunu KDP ile YNK’yi yeniden bir araya getirdi. Barzani başkanlığında politbürolar toplanmaya başladı. Bağdat’la konuyu görüşmeye giden heyet de burada belirlendi.
Sürece dahil edilmeyen partiler tepkili
Ancak KDP’nin tutumu Güney Kürdistan’daki diğer Kürt partilerini çileden çıkardı. İki yıl önce darbeyle parlamentonun kapısına kilit vuran KDP, yasal olarak halen hükümet ortağı olan Goran Hareketi, Yekgirtu İslam ve Komala İslam’la durumu istişare etme gereği duymadı. Dolayısıyla bu partiler de, "Bu hepimizi ilgilendiren bir konu, dolayısıyla konu hakkında karar mercii parlamentodur" diyerek KDP’ye tepki gösterdiler. KDP bu durumda, "Evet bu ulusal bir mesele. Onun için hepimiz birlikte karar verelim" demek yerine, özellikle de Goran Hareketi’ne yüklendikçe yüklenmeye başladı. Durumu bir fırsata çevirerek, "nasıl yaparım da YNK ile Goran Hareketi’ni bir araya getiririm çabası içine girdi. O da yetmedi, son günlerde YNK içinde kaynayan kazanın sonuçta bazı politbüro üyelerinin tasfiyesini gündeme getirmesine, karşılıklı kılıçların kuşanmasına götüren sürecin de perde arkasında yüzünü gizleyen taraf oldu. Yani Kerkük sorunu, Kürtlerle Irak, İran ve Türk devletini karşı karşıya getirdiği gibi, Kürtler arasında da yeni bir husumete kapı araladı.
Kerkük köklü bir barışın da savaşın da tam eşiğinde duruyor
Kürtler arası gerginliği bakmadan önce, sorunun bölge açısından etkisine bakalım. Bölgesel güçlerin hiçbirinin göz ardı edemeyeceği bir gerçek var ki o da, Kerkük’ün köklü bir barışın da, bölgeyi kan deryasına dönüştürecek bir savaşın da tam eşiğinde olduğudur.
Erdoğan Kerkük üzerinden oy devşirmeye çalışıyor
Peki bu; taraflar acaba hangisine yakın duruyor dersiniz? Türk devletinin yaklaşımı tam da ateşe körükle gitmektir. Tehditler, hor görmeler, hey heylenmeler havada uçuştu bir anda. Kürdün isminin geçtiği her şey Erdoğan’da sinirin tavan yapmasına neden oluyor. Özellikle, 16 Nisan’da diktatörlüğün resmi ilanına hazırlanan Erdoğan, iç siyaset malzemesi açısından Kerkük krizini bulunmaz bir nimet olarak önünde gördü. Kürtlerin ekseriyetinin hayır deme olasılığına karşın, milliyetçi oyları Kerkük sayesinde toplama peşine düştü. Bu da ister istemez, tıpkı 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi, "Acaba Kerkük krizinin ardında da Erdoğan olabilir mi?" sorularını gündeme getirdi.
İran alttan alta ağırlığını koydu
İran biraz daha işi alttan almayı deniyor. Karşı durduğunu açıklasa da, Erdoğan gibi ipe sapa gelmeyen açıklamaları tercih etmedi. Zaten siyaset yöntemi açısından da doğru olan buydu. Ama alttan alta da ağırlığını koymayı ihmal etmedi.
Peki Kürtler’de durum ne?
KDP bu konuda klasikleşen çizgisini sürdürerek, Erdoğan’ın aşağılayan, hor görüp, tehdit eden açıklamalarını görmezden gelerek, "tamam efendimci" yaklaşımlarını sürdürdü. Ama bu kez yanına YNK’yi de alarak. Aslında bir taşla iki kuş vurma peşine düştü. Bir yandan, Kürtler arasında bozulan sicilini düzeltmek ve sözüm ona bağımsızlık talebinde ne kadar sahici olduğunu göstermek adına olayı kullandı, bir yandan da Türk devletini idare etti, ama asıl olarak Güney Kürdistan’daki yalnızlığından kurtulmak için YNK’yi yanına alarak kendisini ‘asıl kurtarıcı’ olarak göstermeyi başardı.
Yani, Kerkük ve Kürtlerin kaderi bir kez daha AKP ve KDP’nin iç iktidar hesaplarına açıkça peşkeş çekildi. 10 Nisan’da YNK, Berhem Salih, Kosret Resul gibi önde gelenlerin öncülüğünde politbüro içinde yer alan Adil Murat, Şanaz İbrahim gibi ağır isimlerin tasfiyesinin gündeme gelmesi de KDP ile YNK arasında Kerkük’le birlikte başlayan yakınlaşmayla bağlantılı ele alınıyor.
Tüm bunlara bakıldığında mevcut durumda bu işin kazançlı çıkanı, yine Kürtlerin kaderi ve ulusal değerleri üzerinden siyaset yapan KDP ve AKP’dir. Ancak kriz halen devam ediyor. Sonucun nereye varacağını ise zaman gösterecek.