Özellikle Ortadoğu’da ve Müslüman toplumlarda garip bir kolaycılık var. İçinden çıkamadıkları her belanın sebebini dışarıda ararlar. Kendileri dışında herkes suçludur. Bunu da uyanıklık sayarlar. Eskiden baş suçlu komünistlerdi, Moskof gavuru derler, günde üç öğün bazen beş vakit küfrederlerdi.
Sovyetler dağıldıktan sonra, sebep daha da basitleşti:
Emperyalistler, Siyonistler, dış güçler yani yine gavurlar!
Bu basit izahat hem çoğunluğu ikna etmeye hem kışkırtmaya ve hem de hedefe kilitlemeye çok uygun geliyor.
Bu kadar zaman geçti ama şuur altındaki temel hep aynı, hiç değişmedi.
Kürtler niye ayaklanıyorlar?
„Çünkü emperyalizm onları kandırıyor ve ayaklandırıyor“ diyorlar. Kürtler, resmi tarihe göre 28 defa ayaklanmış ve kanla bastırılmış. PKK ile başlayan bu son atılıma 29. isyan diyorlar. Yine kanla bastıracağız diyorlar. Açık ki, dış güçlerin etkisi ne olursa olsun gerçek neden içerideki inkar-imha ve zulüm sistemidir.
Emperyalizmi her şeyi belirleyen, kadir-i mutlak bir güç olarak görmek ve göstermek tarihi yaratan kitlelerin rolünü küçümsemek ve görmemek bilim dışı bir iddia olur. Bu iddia doğru olsaydı 20. yüzyılda hiç bir devrim başarıya ulaşmazdı.
Egemen siyaset anlayışı, „Bu insanlar bu kadar katliama rağmen, her seferinde niye yeniden ayaklanıyor, ne istiyor, bir siyasi çözüm bulamaz mıyız“ diye düşünmüyor. Düşünenleri de ajan, hain ilan edip susturup imha ediyor.
Erdoğan darbesi ve OHAL ilanıyla sömürgeci diktatörlük iyice zıvanadan çıktı. Legal siyaset alanını Kürtlere ve sola tümden kapattılar. Belediye başkanları, milletvekilleri ve HDP eşbaşkanları zindanda. Yine birçok aydın ve bilim insanı, gazeteci tutuklandı. Son dönemde büyükelçileri, Af Örgütü aktivistlerini de ajan ilan etmeye ve tutuklamaya başladılar.
Bu kafayla gittikçe çatışmalar daha da derinleşecek. Bunu görmemek mümkün mü?
İyi de, emperyalistler ve Siyonistler mi hükümete baskı yapıp çözümü engelliyor ve Kürtleri imha edin diyor? Onlar mı binlerce akademisyeni, aydını, memuru ve kamu personelini işinden atın, zindana tıkın diyor? Onlar mı bu kadar katliamı yapın diyor?
Benzeri bir durum bölgedeki tüm halklar için de geçerlidir. Filistinliler üzerine çok konuşuldu.
Biz şimdi Kerkük’ün el değiştirmesi ve Kürtlerin durumu üzerine konuşuyoruz:
Yıllardır Kürdistan’ın tümünü kapsayan bir ulusal kongre konusu gündemde ama hala toplanamadı. Kürdistan’ın tümünü kapsayan bir ulusal kongre oluşturulup hayata geçmedikçe hiç bir kazanım elde edilemez, edilse de kalıcılaşamaz.
Ama bırakalım ulusal kongreyi toplamayı, bunu bugüne kadar engelleyenler toplanmış olan Kürdistan Bölgesel Meclisi’ni bile dağıtıyorlar. Seçimleri yaptırmıyorlar. Bu halleriyle de bağımsızlık referandumu yapıp bağımsızlık ilan etmeye kalkışıyorlar. Sonra da, daha ilk adımda Şengal’i, bırakıp gittikleri gibi Kerkük’ü de bırakıp kaçıyorlar. O zaman neyinize güvenip bağımsızlık ilan ediyorsunuz?
Halkın özgürlüğe bu kadar muhtaç olduğu bir dönemde bir ulusal kongre toplamayı bırakalım, toplanmış olan Kürdistan Bölgesel Meclisi’ni bile dağıtan, başkanlık seçimlerini bile yaptırmayan bir ailenin, bir zümrenin tüm ulusun kaderiyle oynamaya hakkı ve yetkisi olamaz.
Ortadoğu’da artık taşlar yerinden oynamış ve yeni bir dönem açılmıştır.
Günlük ya da dönemsel gelgitler olsa da ana gidişatı değiştiremez.
Bu tarihsel süreçte Kürtler belirleyici bir rol oynayabilirler.
Sömürgeciler ise Kürtleri paramparça edip köleleştirmek istiyor.
Dar milliyetçi-aşiretçi-mezhepçi-milliyetçilik sömürgeci ırkçılıkla elele vererek halkları paramparça ediyor. Halkların boynuna takılmış olan esas kölelik zinciri budur.
Rojava devrimi ve tüm gelişmeler gösterdi ki, bu süreçte Kürtler özyönetim ve demokratik konfederalizm ilkesine sahip çıktıkça hem kendilerini hem de birlikte yaşadıkları halkları özgürleştirebilir.
Yoksa hiç bir kazanım elde edemezler, etseler de bu kazanımlarını korumaları çok güçtür.