Musul operasyonu gündemin başat maddesi haline gelmişken Kerkük’te beklenmedik ölçekte bir saldırı gerçekleşti. Şehir merkezi bir anda savaş alanına döndü. Çatışmalar birçok noktada eş zamanlı başladı. Hedef alınan ilk yerler valilik ve polis merkezi oldu. 

Şehir merkezine yönelik başlatılan saldırılarla eş zamanlı olarak Dubız ilçesi, Kerkük merkeze bağlı Karatepe köyüne de DAİŞ’in saldırıları gelişti. Kerkük’e eş zamanlı saldırılar gelişirken Dakuk merkezindeki Şii Türkmenler hala kime ait olduğu tespit edilmeyen uçaklar tarafından bombalandı. 

İki gün süren çetin çatışmalar sonrasında Kürt savaşçılar (peşmerge ve gerilla güçleri) çetelerin saldırılarını kırdı. Bugün saldırıların üçüncü günü hala yer yer çatışmalar yaşanıyor.

Saldırılar kırılsa da, geride cevap bekleyen son derece ciddi sorular var. Bu saldırılar neden şimdi gelişti? Amaçları neydi? Çeteler kent merkezine ne zaman ve nasıl geldi? Çetelerin arkasında hani güçler var? Neden Kerkük seçildi?

Elbette, bu soruların cevabını şimdilik kesin almak biraz zor. Ancak bölgedeki gelişmeler ve dengeler baktığımızda, taşları tek tek yerine koyduğumuzda bazı büyük fotoğraf ortaya çıkıyor.

O zaman şimdi bu soruların cevabına bakalım. En önemlisi bu saldırı, Musul operasyonunun başladığı bir zamanda gelişti. Demek ki ilk amaç, bu operasyonu boşa çıkarmak. İkincisi, saldırılar Musul operasyonuna hangi güçlerin katılacağı kavgasının yürütüldüğü bir zamanda gelişti. Demek ki, birileri Irak devletine, "siz bizim Musul’a girmemize izin vermezseniz biz sizi başka yerlerden vururuz…” 

O halde, Kerkük’e saldırı girişimi sadece DAİŞ’in planlayıp geliştirdiği bir saldırı değil, arkasında başka güçler, başka hesaplar var. 

Peki Musul operasyonuna zorla, tehditle, gerektiğinde Ortadoğu’yu mezhepler savaşıyla kan gölüne çevirme pahasına katılmak isteyen kim? 

Tabi ki Türk devleti. 

Neden böyle yapıyor? Çünkü yeni Osmanlı projesiyle Ortadoğu’nun tüm hakimi olmak istiyor. Onun için bu çete sürüsüyle her türlü kirli ilişki geliştirmeyi, çeteleri besleyerek Kürt ve Şii avına çıkarmayı kendine hak görüyor. 

İddialara gelirsek…

İddialar son derece önemli. Saldırıların ardında Türk devletinin olduğuna dair son derece ciddi kanıtlar var. Hatırlayalım. Bundan bir kaç gün önce Güney Kürdistan’da yayın yapan Hewal Gazetesi, Türk MİT’nin Kerkük’te halklar ve mezhepler arası savaş çıkarmak için uyuyan hücreler oluşturduğunu yazdı. 

Yine çete saldırıları başladıktan sonra ele geçirilen bir çetenin verdiği bilgi de bu haberi destekler nitelikte. DAİŞ üyesi, "bizi buraya önceden Türk devleti helikopterlerle getirdi" diyor. 

Peki neden Kerkük? Çünkü Türk devletinin Musul-Kerkük üzerinde tarihsel hesapları var. Erdoğan, TV ekranlarında, "Musul da Kerkük de bizimdir” şeklinde açık beyanlarla bu hesaplarını dillendiriyor. 

İşte tüm bu iddia ve söylemleri bir araya getirdiğimizde, Kerkük saldırılarının arkasında Türk devletinin olduğu net olarak görülüyor. 

Bir diğer önemli husus da şu: Tam da şehir merkezine, ilçelere ve köylere eş zamanlı saldırı başlatılmışken Dakuk ve Tazexurmatu ilçe merkezlerindeki Şiilere ait bölgeler savaş uçakları tarafında hedef alındı. Aynı şekilde bir uçak saldırısı da, Hewice operasyonu için hazırlanan peşmerge noktalarına yapıldı. 

Türk devleti bölgede Şii-Sünni çelişkisini körüklediği artık gün gibi ortada. Musul’a girme ısrarını da buna dayandırıyor. Hatta bunun için Sünni Arap aşiretlerini Haşdi Vatani adı altında örgütleyip eğitti. Şiileri vurarak kör bir Sünni karşıtlığını, düşmanlığını geliştirmek istiyor. Bölgede zaten Haşdi Şabi adıyla örgütlenmiş Şiileri bu gerekçeyle Sünnilere saldırtmayı hedefliyor. Sonra da dönüp, "bakın Sünnilere saldırı var” deyip savaşa dahil olmayı planlıyor. 

Devam edelim.

Türkiye Kerkük çatışmalarında peşmergeye yardıma gelen gerillaya çok sert tepki gösterdi. Herkes DAİŞ çetelerinin Kerkük saldırılarının nendenlerini tartışırken, Türk devleti gerillanın neden peşmergeye yardıma geldiğini bölgesel ve uluslararası sorun haline getirmeye çalışıyordu. 

Aslında bunu sorun yapmak, Kürtler açısından bir hakarettir. Çünkü kendisini Kürtlerin efendisi olarak görüyor. Ben istemezsem siz birbirinize yardım edemezsiniz, ortak irade olmazsınız, çünkü ‘siz benim kölelerim, emir erlerimsiniz’ diyor. 

Bence, Kürtler, Türk devletinin bu tepkileri karşısında kabul edilmeyecek düzeyde sessiz kaldılar. Oysa tüm Kürt güçleri, özellikle de Güney Kürdistan partileri, hükümeti ve peşmerge gücü Türkiye’ye sert tepki göstermeliydi. 

/**/

Sonuç itibariyle, Kerkük’e saldırı önemli sorular bıraktığı kadar, neler yapılması gerektiğini de göstermiştir. Her şey Türk devletinin bu saldırıların arkasında olduğunu gösteriyor.