Bilindiği üzere peşmerge kanı ile alınan Kerkük, Xaneqin, Mexmur, Şengal, Pirde ve Musul barajı çevresi bir direniş gösterilmeden Irak ve İran’ın çapulcu güçlerine teslim edildi. Bazı kesimlerin Kürdistan bayrağı olarak kabul ettiği sembol, çapulcuların ayakları altında ezildi ve yakıldı. İradesiz bırakılan, kahramanlığı, fedakarlığı tartışılmayacak peşmerge ve Kürt gençleri kahrından ağladı ve ağlatıldı. Kendi halkından çok dış güç bel başlamış güney partileri, Kürtlerin onurunu, umudunu ve hayallerini zedeledi. Panzer ve zırhlı araçları, halkı ve bir gerilla grubunu düşmanın elleri arasında bırakarak çekildi. Buna başta referanduma muhalif olanlar olmak üzere bütün Kürtler üzüldü ve isyan etti. Referandum öncesi dünyayı ayağa kaldıran, büyük laflar eden parti başkanları, idareciler, stratejistler; ’zamanı değil’ diyen hareketleri ihanetle suçlayan, mangalda kül bırakmayan aydınlar (!) şimdi derin bir sessizliğe gömüldü. Bu duruma asla sevinmiyoruz, tam aksine derin bir üzüntü yaşıyoruz ve şunu söylüyoruz: Herşeye rağmen Kürtler alternatifsiz değil!
Başta Barzani ve Talabani aileleri olmak üzere, bu coğrafyayı 26 seneye yakındır siz yönetiyorsunuz ve bütün olanaklarından faydalanıyorsunuz. Güneyin bütün imkanları elinizde; askeri, mali, diplomatik, sosyal, medyayı bütün olanaklarınız ile uluslararası kamuoyu ve Kürt halkının desteği arkanızda idi. Bu süre zarfında eğer siz, evin içini temizlememiş, demokratik bir yönetim, tek bir ordu, tek bir polis teşkilatı kuramamışsanız bu kimin suçu? Ne birbirinizi, ne dış devletleri/ittifakları ne de iç muhalifleri suçlayın. Bu sonuç, bu felaket, Kürt halkına yaşattığınız bu acı sizin eseriniz! Bir kelime bile etmeden, halktan özür dileyin ve bu yönetimde payı olan herkes ile beraber bir an önce istifa etmeniz gerekiyor. Yok etmez de, eski hikayeleri anlatarak, birbirinizi suçlayarak tekrar devam etmek isterseniz, Kürt halkının hayallerini gelecekte de çapulcuların ayakları altında ezdiririsiniz. Artık, ne sizin birbirinize, ne de Kürt halkının size güveni kalmadı. Hepimiz için en hayırlı olanı sizin biran önce ellerinizi bu işten artık çekmenizdir.
Şimdiye kadar birçok dünya devleti size yardım etti, peşmergeyi eğitti, silah verdi ama buna karşı siz ne yaptınız? Bu gücü esaret altında bıraktığınız Êzîdîlere, Rojava’ya ve savaş çıkmasına mani olan iki kahraman Kürt gerillasına karşı silah kullandınız. Êzîdî ve Rojava gençlerinden birlikler kurdunuz. Êzîdî peşmergeleriniz sonunda Heşti Şabiye katıldı. Roj Peşmergelerini Rojava’ya gönderip oranın kaderini de Başur gibi yapmak için çok çaba gösterdiniz ama başarılı olmadınız. Hendek ve ambargo ile Rojava’yı teslim almak istediğiniz ama başaramadınız. Çünkü karşınızda iradesi demirleşmiş ve kendi gücüne dayanan bir halk vardı. Ulusal bir strateji sahibi olmayışınız, taht ve rant kavgalarınız, hizipçiliğiniz, yanlış şahsi ve ailevi hesaplarınız Kürt başının eğilmesine neden oldu. Umarım bunun ciddiyetini şimdi anlamışsınızdır.
Ulusal birlik için en küçük bir adım atmaz, parlamento başkanınızı Hewler’e sokmaz iken sırtınızı Kürt düşmanı AKP’ye bağladınız. Ankara’da sahte bir karşılama töreni yaparak, seçim otobüsleri üzerine çıkararak ulusal birliğinize, yanlış hesap yapmanıza sebep oldular ve geleceğinize tuzak kurdular. İşte sonucunu gördünüz. Bu sahte gösteriler ve MİT’teki özel brifingler Kürt aydınına neredeyse ‘Stockholm sendromu’ yaşattı. Gözleri görmez, kulakları işitmez ve neredeyse düşmanına aşık oldu. Medya ve sosyal medyada birçok kişi mangalda kül bırakmayarak bu sonuca ortak oldular. Siyasetin yanlış hesap yaptığını görmeyerek, duygusal davranarak, bu kırılmada pay sahibi oldular.
Başta Kürt Özgürlük Hareketi ve önderliği olmak üzere onyıllardır ulusal birlik çağrıları yapıyor. Reber Öcalan zindanda bile öngörüde bulunarak sayın Barzani’ye mektup gönderdi ve ulusal Kongre başkanlığını teklif etti. Kongra Netewiya Kurdıstan (KNK) 18 yıldır bunların kapılarında ulusal birlik için duruyor, ama hiçbiri bu çabaya değer vermedi. En son 2017 Temmuz’da eşbaşkanları ve üyeleri bu sonucu yaratan çevreler ile tek tek ve defalarca görüşerek ’Ulusal Danışma Konferansına’ davet ettiler. Ama ne KDP ne de ona bağlı örgütler katılmadı. Diğerleri de göstermelik katılımlarla günü kurtarmaya çalıştı. Bunlar hiç bir zaman ulusal birlik ihtiyacı duymadılar, tek merkezden yönetilen bir ordu istemediler, burunları Kaf dağında, kendilerini Kürdistan’ın tek sahibi ve hakimi havasına kaptırarak sırtlarını Erdoğan’a ve diğer güçlere dayadılar. KCK, KNK ve diğer ulusal kurumların çağrılarını onların ’zayıflığına’ ve ’onlar bana muhtaç’ hesabı ile ellerinin tersi ile ittiler. Bunda sırıtını dayadıkları düşman aklının da rol aldığı asla gözardı edilmemli. Ulusal birliği yaratmayanların geldiği sonuç ortada, fazla lafa gerek yok; halbuki ulusal birliğin en iyi garanti olduğu gene ispatlandı.
Bütün bu olanlardan sonra karamsarlığa gerek yok, Kürtler alternatifsiz ve sahipsiz değil. Yaşanan bütün bu çürümüşlüğün yanında Kürt güneşi hala sıcak, parlak ve umut dolu. Sadece Kürtleri değil, Ortadoğu’daki bütün halkları ısıtacak, aydınlatacak derecede canlı, güçlü ve heyecan verici. Bundan sonra yapılacaklar da çok basit: Güney, bu siyasi, askeri, toplumsal ve antidemokratik anlayışıyla artık Kürtlerin umudu olmaktan çıktı. KDP ve YNK artık birbirlerine güvenip Kürtlerin derdine çare olamazlar. Çare, bütün çevrelerin katılımı ile ULUSAL KONGRE’yi biran önce toplamak, ortak ulusal strateji etrafında birleşmektir. Ulusal Kongre’nin idaresinde, halkın korunması için ortak askeri konseyin ve diplomatik kurumların oluşturulmasıdır. Veya bütün Kürt ve dost askeri güçlerin irade ve idaresini, DAİŞ’in tacını ve tahtını yerle bir eden Yekineyen Parastina Gel (YPG) ve Yekineyen Parastina Jin (YPJ) teslim etmesidir. Başka çare yok!