Bilindiği gibi Irak Ordusu ve İran devletine bağlı Şii milis güçlerinin oluşturduğu Heşd-i Şabi güçleri 16 Ekim günü Kerkük'e ardından Şengal, Maxmur ve tartışmalı bölgeye yönelik bir saldırı başlattı. Bu saldırı karşısında bir mermi sıkılmadan bu yerler Irak ordusuna ve içinde bulundurduğu Heşd-i Şabi güçlerine teslim edildi. Heşd-i Şabi güçlerinin donanımlı askeri tekniki karşısında sadece HPG ve YJA Star gerillaları ile halkın direnişi gerçekleşti. Bu direniş gelişmeseydi, Irak ordusu ve İran güdümündeki Heşd-i Şabi gücü elini-kolunu sallayarak Kerkük'e girecekti. Her ne kadar bir taraftan direniş, diğer taraftan ihanet yaşansa da Kerkük ve tartışmalı bölge tümden Irak ordusunun ve Heşd-i Şabi güçlerinin denetimine geçti.
Bu saldırının üzerinden 10 gün geçti. Ve bu saldırı ardından başta Güney Kürdistan halkı olmak üzere, tüm Kürt halkı ve dünya kamuoyu KDP ve YNK'ye karşı tepkilerini ortaya koydu. Ve bu tepkilerin ardından Barzani ve YNK çevresinden birbirlerine karşı ağır ithamlarda bulunularak bu sürecin faturasını birbirlerine yazdırmak istediler. Her ne kadar suçu başkasına atmaya çalışmak isteselerde kendilerini kurtaramayacaklar. Çünkü 2014 Şengal sürecini tekrardan Güney Kürdistan halkına yaşatanlar Kürt halkının vicdanında, adaleti ve tarih karşısında hesabını verecekler.
Her ne kadar tarihte tekrar adlarını ihanet sayfasına yazdırsalarda bu saldırının yaşanmasına da dikkat çekmek gerekiyor. Ve bu saldırıya getiren nedenleri de iyi analiz etmek gerekiyor.
Barzani'nin referandum oylaması bu sürece götüren etken oldu. Yani patlak referandum ile başladı ve sonrasında kapatılmadan daha da açıldı. Tüm çağrılara rağmen bu referandumu gerçekleştireceğini söyleyen Barzani, “Kellem gitsede referandumu gerçekleştireceğiz" dedi.
PKK, ulusal birlik gerçekleşmeden böylesi bir referandumun gerçekleşmesi Güney Kürdistan halkına ve siyasi partilerine kazandırmayacağını söylemesine rağmen ayak direten Barzani, bu açıklamaları dikkate almayarak Güney Kürdistan'daki süreci bugüne getirdi. Yani Kerkük ve 36. Paralel diye tabir edilen bölgeye yönelik gerçekleşen bu saldırıdan en çok sorumlu olan Barzani'nin kendisidir.
Bunun yanında YNK'de sütten çıkmış ak kaşık değildir. Bu sürece gelinmesinde diğer büyük bir etken de YNK'nin siyaseti oldu. Talabani'nin ölümünden sonra YNK içerisinde iktidara soyunmaya çalışanlar aşiretsel çıkarları doğrultusunda Kerkük'ü bırakıp çatışmadan Heşd-i Şabi ve Irak ordu güçlerine teslim etti. Her ne kadar kendini bu süreçte pak çıkarmaya çalışsa da altında binbir dolabın olduğu aşikar.
Bununla beraber DAİŞ'in Rojava ve Güney Kürdistan başta olmak üzere Suriye ve Irak'ta sona gelmesi ardından tüm okların üzerine yöneleceğini farkında olan İran, bölgede savaşın uzamasını ve İran'a yansımamasını istedi. Bunun için Irak ve YNK ile anlaştı. Tabii ki bu anlaşma ile şu an Heşd-i Şabi ve Irak ordu güçlerinin denetimine geçen bu bölgeler sonradan YNK'ye verilerek Irak-İran güdümünde bir YNK yönetimine gidilmek istendi.
Amerika ise son zamanlarda özellikle Türkiye ile KDP'nin geliştirdiği petrol ortaklığından rahatsızlığını defalarca dile getirdi. Bunun yanında Amerika Türkiye'den rahatsızlığını ve bölgedeki kabadayılığından rahatsız oldu. Bunun için Kerkük ve bölgedeki petrolü İdlib üzerinden geçirmek istiyordu. Bunun için özellikle Suriye'deki krizin sonuçlanmadan böylesi bir planın gerçekleşmeyeceğini bilen ABD, Güney Kürdistan referandumunun erken olduğunu en azından 2 yıl sonrasına ertelenmesi gerektiğini belirtti. Bunun için destek vermediğini ve burnunun sürtmesini istedi.
Bu açıklamalar ve anlaşmalar altında KDP, Güney Kürdistan'ı büyük bir yıkıma götürdü. Şu an 100 binlerce aile perişan, yardıma muhtaç bir şekilde yaralarının sarılmasını bekliyor. Halk bu hale getiren KDP ve YNK bu süreçte birbirlerini suçlayarak halkın acılarına, yaralarına tuz basıyorlar.
Her ne kadar PKK'nin yıllarca dile getirdiği ulusal birlik ve ortak savunmaya gelmeyerek, bu açıklamalara kulak arkası yaparak Kürt halkını ailesel, aşiretsel, parti çıkarları doğrultusunda perişan ettiler.
Peki bundan sonrası neler yaşanacak? Ulusal birlik kongresinin biran önce toplanması aciliyet arz ediyor. Bu iki durum Güney Kürdistan'ın kaderini belirleyecek. Ulusal birliğe gelmeyen partiler bu süreçte silinip gidecekler.
Bunun yanında kaç yıldır ertelenen seçimlerin biran önce yapılması gerekmektedir. Tabi bu seçimlerde KDP ve YNK'nin Kürt halkının nezdinde kalmadığı için seçimleri kazanma olasılıkları kalmayacaktır. Bu sürecin en önemli aktörü Goran gibi gözüküyor. Ancak her ne kadar kendisine yenilikçi olarak YNK'den kopardıysa da siyasi olarak KDP ve YNK çizgisinde ilerlemektedir. Yani aşiretsel, parti çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Bu durumda Güney Kürdistan'a kazandırmaz. Daha çok kaybettirir. Bunun yanında Kürdistan İslami Birlik(Komala) ile Yekgirtuyê Kurdistan partileri de Irak'ta özellikle Saddam Hüseyin döneminin kapanması ardından gelişen Sunni-Şii çatışmasını uzatır. Bunun için daha demokratik, Kürt halkının ulusal birliğini esas alan, Kürt halkının ulusal çıkarları doğrultusunda hareket eden, barışçıl bir partinin gerekliliğine ihtiyaç vardır.
Ve Ulusal Kongre’ye acil ihtiyaç vardır. Bu süreçte Irak ile diyaloglar sürdürülürken Kürt Ulusal Kongresi de bir an önce yapılmalıdır. Bu sürece verilecek en büyük cevap Ulusal Kongre ile Kürt halkının ortak tavrı olacaktır. Bunun için başta Güney Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürt halkının Ulusal Kongre'nin aciliyeti noktasında tüm Kürt partileri, siyasi temsilcileri, ileri gelenleri, aşiretleri, aydınları, yazarları, sanatçıları harekete geçmeleri gerekmektedir. Yoksa Güney Kürdistan'da Kerkük ile başlayan bu süreçte Kürt halkı daha fazla zarar görecektir.