Dünya genelinde Güney Kürdistan’dan, belki de Kürdistan’ın tamamından söz edildiğinde akla ilk gelen kentlerden biri de Kerkük’tür.
Tüm dünya Kerkük’ü petrolüyle, zenginliğiyle bilir. Hatta öyle ki, belki dünyada bazı insanlar Kürtleri bilmez, ama Kerkük’ü bilir. İsmi ve zenginliği halkından daha fazla duyulmuş bir kent Kerkük.
Ama gelin görün ki, dünyanın petrolün ve zenginliğin kaynağı olarak bildiği bu kentin ne halde olduğunu kimse bilmiyor.
Kerküklü, “Bize bu petrolün bir tek dumanı düşüyor” diyor.
Zaten Kerkük’e girildiğinde insanı ilk karşılayan yanmış petrol kokusu olur. Dünyanın her yerindeki şehir kokusu yoktur burada. Yanmış petrol kokusu sayılmazsa eğer, Kerkük’ün kendi kokusu hiç yoktur. Kimi zaman dumanını göremezsin, hava açık berrak olur. Ama çoğu zaman şehrin üstü bir sis perdesiyle kaplıdır. Kerküklü petrolün o dumanından yararlanır! Ama petrolün kendisi boru hatlarıyla akar başka kentlere, devletlere, başkasının cebine. Kimseler duymadan, sessiz, sakin. Kerküklü bunu ne fark eder ne de duyar. Ama Kerküklü petrolün dumanını çeker içine, çekebileceği kadar. Birileri de ‘memleketim petrol cenneti’ diye böbürlenir.
Dünya Kerkük’ün petrolünü bilir, Kerküklü de dumanını, kirini, hastalığını. Dünya petrolün faydasını görür, Kerküklü zararını. Dünya petrolle zengin olur, Kerküklü fakir.
Kerkük sokaklarında gezince bunu çok rahat görmek mümkün. Kentte hiçbir yatırım yok, hizmet yok. Kent çöp içinde boğuşuyor. Öyle ki, bir zamanlar içinde su akan ve kente farklı bir güzellik katan Hassa deresi bile tam bir bataklığa dönüşmüş, etrafına kötü kokular yayar bir durumda. Kamışlar ağaç boyunda yükselmiş, sık bir orman gibi. Öyle ki, kentin ortasında, bu kamışların arasında yabani domuzların dahi barındığı söylenir. Hatta geçen yaz Kerkük’e saldıran DAİŞ çetelerinin saldırıdan önce de saldırıdan sonra da bu kamışların arasında kendilerini gizlediği iddia edilir. Buna rağmen bütçe yok diye ne bu bataklık kurutuldu, ne de kamışlar kesildi.
Elektrik tesisatını ise ne kimse anlatabilir ne de öylesi bir ağ dünyanın başka bir yerinde kurulabilir. Sisteminin ne haritası vardır, ne de çıkarılması mümkündür. Öyle bir sistem ki, bakanı ilk başta düşündüren, ardından güldüren bir sistem. Tam bir örümcek ağı. Hatta belki örümcek girse içine, o bile kaybolur. Direkten direğe geçen binlerce kablo. Üstelik dilek ağacı gibi renga renk. Her ev kendine bir kablo çekmiş. Kaçak değil ha… elektrik sistemi böyle. Kablosunda sorun yaşanan ev, hangisinin kendi kablosu olduğunu bilmiyor, arızayı bulamıyor. Mecburen yenisini çekiyor. Dilek ağacağı da büyüdükçe büyüyor. Yabancılar görünce hayrete düşüyor, ama ilginç olanı Kerküklü bunu hiç yadırgamıyor.
Kerkük’ün geri kalmışlığını anlamak için daha fazla örnek vermeye sanırım gerek yok. Zaten amaç Kerkük’ün geri kalmışlığını anlatmak değil, Kerkük’ün geri bırakılmışlığını anlatmak. Önemli olan da zaten bu. Statüsü Irak merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölge hükümeti arasında hala netleştirilmediği için Bağdat ile Hewler yönetimleri, hatta dünya güçleri, Kerkük üzerine sürekli savaşmalarına rağmen hiçbiri ne Kerkük’e ne de Kerküklülere sahip çıkıyor. Yarın öbür gün ne olacağı belli değil diye de, kimse oraya ne yatırım yapmak, ne de hizmet etmek istiyor. Ama petrolünü de herkes, ‘ne koparırsam o kadar fayda’ misali, bir an önce alıp götürmenin, talan etmenin derdinde. İşte bundan dolayı da Kerkük’ün petrolünden Kerküklülerin payına bir tek dumanı düşüyor.
