Hans Ertl, eşi ve üç kızıyla, sürgünde yeni bir hayata başladığında, en büyük çocuğu Monica Ertl, 15 yaşındadır ve onun hikayesi de burada başlar…


Farelerin yolu
Alman askeri için Hugo Boss tarafından tasarlanan üniformayı gururla taşıyan ve kendisine “Nazi” denmesinden nefret eden ve Yahudi düşmanlığı olmayan babası: İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Nazi rejimi artıklarının, Güney Amerika’ya kaçışını kolaylaştıran “farelerin yolu” olarak bilinen yoldan, Şili’ye gider. Sonrada 1950 yılında Santa Cruz (Bolivya) şehir merkezine 100 kilometre uzaklıkta bulunan Chiquitania’ya yerleşir. Bu yoldan kaçmayı başaran Nazi artıkları boş durmamış, Latin-Amerika faşist diktatörlerine askeri-siyasi danışmanlık yapmış ve Amerika denetiminde soğuk savaşın Sovyet karşıtı faaliyetlerinde kullanılmışlardır.
Monica, çocukluğunu Almanya’da Nazizm’in kargaşa ortamında geçirir. Eski bir Nazi fotoğrafçısı –belgesel yapımcısı ve topografçısı olan babası Hans, fotoğraf tutkusunu Monica’ya da aşılar. Monica, babasının, sanatını öğrenir ve bu onun daha sonra Bolivyalı belgesel yapımcısı Jorge Ruiz ile çalışmasına yol açar. Monica, ırkçı ve çok kapalı bir çevrede büyümesine rağmen, efsanevi gerilla lideri Che Guevara’ya kız kardeşi Beatrice’nin deyimiyle -”Bir tanrı gibi tapardı”. Ve Ekim 1967’de Bolivya ormanlarında Arjantinli gerilla komutanı Ernesto Che Guevara‘nın katledilmesi ile birlikte her şey değişir.
Monica kökleri ile bağını koparır ve sosyal eşitsizlik nedeniyle kahramanının hayattayken yaptığı gibi, doğrudan Ñancahuazú gerilla koluna iştirak ederek, ciddi bir dönüş yapar. Artık Guevarist milisler içinde kendisine, Quechua ve Aymara dilinde, kız arkadaş ya da yerli genç kız (Niña o joven indígena) anlamlarına gelen “İmilla” adını alır. Doğuştan Alman Monica (Monika) Ertl’, Bolivya gerilla kampında “devrimci Imilla” olmak için, objektife tutkulu o eski kız olmayı terk eder. Onun acısı, Che’nin ahı olarak; intikam gücüne dönüşür. Ve tarihi bir eylem için hiç tereddüt etmeden, kendisini önerir. Bolivya’dan yedi bin millik bir yolculuk yaparak, Baba ülkesi Almanya’ya Hamburg’a ulaşır ve eylemini gerçekleştirir. Yaralı olarak esir alınmasına rağmen, hukuk ve kanun dışı katledilen Komutan Che’nin ellerini kestiren; albay Roberto Quintanilla Pereira’yı Hamburg’da Bolivya elçiliği makam odasında cezalandırır.

Mazlumun ahı
Hayatın ve tarihin bir cilvesi, bir ibret-i alemi gerçekleşir. Latin Amerikalı bir devrimcinin intikamı Kübalı veya Bolivyalı değil, bir Alman devrimci eliyle alınır... Che’nin kesik elleri, Monica’nın hesap soran elleri olur. Che Guevara’nın kanı yerde kalmayarak, mazlum ahı; hiç ummadığı bir şekilde ve zamanda katilini bulur. Demek ki mazlum ahı böyle çıkıyor. Bilim laboratuvarlarında ispatlanmamış olsa da; mazlum ahı vardır ve kaçamazsın, gelir bulur. Bu; hayatın gözle görülmeyen, elle tutulmayan evrensel, -isteyen ilahi de diyebilir- gizli yasasıdır. Ve tarihin her safhasında işler, işlemeye devam edecektir. Dünya malı için; bilerek ve kasten mazlum ahı alanın, masum kanına ekmek doğrayanın iki yakası bir araya gelmez. Er veya geç ağzından, burnundan gelir. Bu fani dünyada “ölümden korkma ama mazlum ahı almaktan kork”, denir. Bir insanın, bir canlının, haksızca, adaletsizce, kasten ve vicdansızca ahını almışsan; bunun bedelini –tövbe edip, derhal telafi etmezsen- ibret verici bir şekilde ödersin.
Hiç bir suç ya da cinayet sanılmasın ki; zalimin, katilin yanına kar kalır. Bunun isbatı, Monica’nın eylemi ve tarihteki birçok örnekle sabittir. Hayatı kitaplara ve filimlere konu olmuştur. Hakkaniyet ve alleniyet içinde, barış ve demokrasi içinde yaşamak mümkündür. Ve yürütülen mücadele, çekilen acılar, ödenen bedeller, hep bunun içindir. Gerçekten demokratik, iç barışını tesis etmiş hakkaniyet ve aleniyetin egemen olduğu bir Türkiye mümkündür. Hem de; insanlarımıza türlü acılar yaşatan, işkenceler, darbeler, soygunlar yapan, yoksulluk ve ölüm kusan global haydutlar ve onun yerli uşaklarına, paralı katillerine rağmen, mümkündür.
Paris cinayetinin birinci yıldönümünde üç özgürlük şehidi yad edilirken, katledilen üç meleğin, üç mazlumun ahı: Halkın biriken büyük öfkesinde dile geliyordu. Ve adalet yerini buluncaya kadar, hesap sorulana kadar, katillerin ve azmettiricilerin yakasının bırakılmayacağını nişan ediyordu. AKP ve Fransa hükümeti, hukuk ve kanun dışı bu cinayetin vebali altındadır. Bu cinayet aydınlatılmadan Türkiye barış sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir.
“Çünkü mazlum ahı üzerine, saadet olmaz!” “Çünkü alma mazlum ahını, çıkar aheste, aheste!”