KESK, tüm emek ve demokrasi güçlerini krizi yaratanların krizin faturasını emekçilere, ezilenlere çıkartma girişimlerine ve saldırılarına karşı hızla harekete geçmeye ve birlikte mücadeleye yürütmeye çağırdı.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Türkiye’de krizi ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “Bugün yaşanmakta olan kriz, göz göre göre, bağıra bağıra gelmiştir” denildi. Erdoğan’ın “Ekonomik savaş içindeyiz” söylemi eleştirilerek şöyle devam edildi: “16 yıldır uygulanan sermayeye kaynak aktarmaya ve yatırıma dönüşmeyen, spekülatif büyümeye dayalı ekonomi politikalarının yol açtığı krizin nedenini çarpıtamazlar. AKP ve iktidar ortağı MHP dışında tüm kesimler tarafından bir ekonomik krizin, resesyonun geldiği yıllardır söylenmekteydi. Uzun süredir pazarlar yangın yerine dönüştü. Dolar bu kadar yükselmeden de patates, soğan, domates başta olmak üzere temel gıdaların fiyatları cep yakıyordu. Yeni rejimin ortaya çıkardığı belirsizlikler, 24 ay süren OHAL hukuksuzluğunun kalıcılaşması, kamu kurum ve hizmetlerinde liyakat ve kanunilik ilkesinin terk edilmesi, genel olarak hukuk devleti ilkesinin yaygın bir şekilde ihlal edilmesi gibi koşullarda iyice kırılgan hale gelen ekonomi beklenen krize girmiştir.”

Yalan üzerine bir model

 Erdoğan’ın ‘100 günlük icraat metni’ ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın ‘Yeni Ekonomi Modeli’nin ekonomik krize yönelik bir çözüm sunmadığının yer verildiği açıklamada, “Bu modelde bol laf, bol şema dışında hiçbir yenilik yoktur. Yalan üzerine kurulu bir modelden emekçilere fayda gelmez. Günlerdir sermaye ile toplantı üzerine toplantı yapılmasına rağmen bir kez olsun emekçilere tek bir soru sorulmamıştır. Bu model yüzde 1’in modelidir, içinde yüzde 99 yoktur” denildi.

 Hiper enflasyon uyarısı

 Hiper enflasyon uyarısı yapılan açıklama da şunlar ifade edildi: “İşçiler, kamu emekçileri, emekliler ve işsizlere yansımaları ise çok boyutlu olmaktadır. Tedbir alınmaması halinde döviz kurlarındaki artışın sonucunda bugüne kadar gerçekleşen enflasyon ve faiz artışlarında ivmenin daha da hızlanması olasıdır. Tarihte ve mevcut durumda örnekleri yaşanmış hiper enflasyon durumuna gidiş söz konusudur. Yaşanan krizin etkisiyle ‘daha yüksek’ veya ‘hiper’ enflasyon durumunda bu yoksullaştırma eğiliminin hızlanacağı bilinmelidir.”

KESK taleplerini şöyle sıraladı:

 İç ve dış politikada çatışma ve savaş söylem/pratiği terk edilmeli ve barış politikası savunulmalıdır. Barışın refah ve huzur getirdiği, savaşın yıkım ve yoksulluk getirdiği görülmelidir. Savaş sadece silah tüccarlarının arzu edebileceği ve tüm halklara zararı olan bir politik tercihtir. Türkiye’nin refahı barıştadır. Krizden çıkış barışın tesisiyle mümkündür.

 Kamu kurumlarında evrensel hukuk hükümleri, anayasa ve yasalarla koruma altında olan haklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. OHAL fırsatçılığıyla hukuksuzca ihraç edilen kamu emekçileri derhal işlerine iade edilmeli, geriye dönük tüm kayıpları karşılanmalıdır.

  Kamu hizmetlerinde, atama ve terfilerde, disiplin hükümlerinin uygulanmasında “olağan hukuka geri dönülmelidir”. OHAL rejimi ihraçları, kayyumları, medya gaspları vb. tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesi yeniden tesis edilmelidir.

 2018 ve 2019 Yıllarını Kapsayan 4. Dönem Toplu Sözleşmede, ücret hükümleri önceki enflasyon gerçekleşmesi, yeni enflasyon hedefi ve son döviz krizi nedeniyle geçersizleştiğinden güncel ve reel değerlere göre yeniden düzenlenmelidir. Geriye dönük kayıplar karşılanmalı, enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşen enflasyon verileri dikkate alınmalı, reel kayıplarımız karşılanmalı, büyümeden pay verilmelidir.

 Döviz kuru etkisi nedeniyle benzin ve mazotta ÖTV üzerinden uygulanan ‘zamların yansıtılmaması’ uygulaması özellikle ilaç fiyatlarındaki belirsizliğin gittikçe artan düzeyde halk sağlını tehdit eder düzeye geldiği gözetilerek sağlık gibi alanlarda da uygulanmalıdır.

 Kamu kurum ve kuruluşlarında liyakatsiz, yandaş ve israfa yol açan yönetim anlayışı derhal terk edilmeli ve kanun dışı harcamalar idarecilere rücu edilmelidir.

   Varlık Fonu, Kredi Garanti Fonu, Savunma Sanayi Fonu gibi kamuoyu denetimi dışına ‘kaçırılmış’ uygulamalar sonlandırılmalı ve derhal kamuoyu denetimine açılarak kamusal hizmet ve üretim amacıyla kullanılmalıdır. Varlık fonu adı altında yapılan harcamalar sorumlulara rücu edilmeli ve geçen süre içerisindeki faaliyet raporu kamuoyuna açıklanmalıdır.

 Saray rejimine yönelik devasa bütçe, örtülü ödenek ve kanun dışı mali kaynak kullanımı derhal durdurulmalıdır.

 Kamudaki ‘taşıt ve bina kiralama’ işlemleri azaltılmalı, var olanlar kamuoyu denetimine açılmalıdır.

 İşsizlik sigortası fonu sadece işsizlere verilmelidir. İşsizliğin artışı engellenmelidir.

  Rantçı sermayeyi destekleyen ‘yatırım ve istihdamı arttırmayan’ teşvik sistemi lağvedilmelidir. İstihdam ve üretim artışı sağlayacak adımlar atılmalıdır.

 Vergi sistemindeki adaletsiz bölüşüme son verilmeli ve dolaylı vergilerin payı azaltılmalıdır. Rant, faiz ve sermaye gelirleri vergilendirilmelidir.”

 Açıklamada son olarak, “Tüm emek ve demokrasi güçlerini krizi yaratanların krizin faturasını emekçilere, ezilenlere çıkartma girişimlerine ve saldırılarına karşı hızla harekete geçmeye ve birlikte mücadeleye yürütmeye çağırıyoruz” denildi.

DİSK: Domino etkisi yaratacak

Türkiye’deki ekonomik krizi yüzde 1 kesimin yarattığını ama faturasının yüzde 99’a kesilmek istendiğini belirten DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, sorunun kaynağının yöneticilerin tercihi olduğunu söyledi. Çerkezoğlu, “Krizin ekonominin diğer alanlarında da bir domino etkisi yaratması tehlikesi her geçen gün büyüyor” dedi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yazılı bir açıklama yaptı. Türkiye ekonomisinin tehlikeli bir döviz krizi ve borç krizi ile karşı karşıya olduğunu belirten Çerkezoğlu, ancak döviz ve borç krizi olarak başlayan krizin kısa sürede ekonominin diğer alanlarına enflasyon, durgunluk, işsizlik ve yoksulluk olarak yansıyacağını söyledi. Büyük oranda dövizle borçlanmış şirketlerin iflas haberlerinin bir süredir gelmeye başladığını ifade eden Çerkezoğlu, “Sene başından itibaren ciddi oranda değersizleşen Türk Lirası’nın son dönemde çok daha hızlı bir biçimde değer yitirmesi, bu borç krizinin yayılmasını hızlandırmakta ve etkisini şiddetlendirmektedir. Şirketlerin borçlarını ödeyememesi bankacılık sistemini de tehdit etmektedir. Krizin ekonominin diğer alanlarında da bir domino etkisi yaratması tehlikesi her geçen gün büyüyor” dedi.

Sorunun kaynağı tercihleridir

 Çerkezoğlu, bu krizi sadece “dolar krizi” ve bununla bağlantılı olarak “rahip krizi” olarak tanımlayarak, neden olarak dış politikadaki bir krizi göstermenin sorunun temellerini görmezden gelme yaklaşımı olduğunu söyledi. Yıllardır sinyallerini veren bir krizi, “dış güçlerin komplosu” olarak açıklamanın da yanlış olduğunu ifade eden Çerkezoğlu, şöyle devam etti: “Bu çözüm aramak yerine iç politikayı ‘idare etmeyi’ gözeten ciddiyetsiz yaklaşımlardır. Türkiye’nin bugünkü sorununun kaynağı, ülkeyi yönetenlerin yıllar önce yaptıkları tercihlerdir. Türkiye, ABD başta olmak üzere emperyalist güçlerin dayattığı sıcak ucuz dış kaynağa dayalı neoliberal kapitalizmin yarattığı kriz ile yüz yüzedir. Türkiye’yi uluslararası mali sermayenin yağmasına açanlar, spekülatif saldırılara açık hale getirenler, şimdi böylesi saldırıların da eşliğinde topyekun ülkenin kaybetmesine yol açıyor. Bu politikalara devam edilmesinin ülkemize ciddi zararlar vereceği giderek daha açık hale gelmektedir.”

Sermaye yüzde 66 azaldı

Mart-Mayıs arası yabancı sermaye girişinin 2017’nin aynı dönemine göre yüzde 66 oranında azaldığının altını çizen Çerkezoğlu, “Dış finansmana bağımlı hale getirilen Türkiye ekonomisi devasa miktardaki yabancı sermaye kaçışıyla, ilk olarak dövizin fırlaması/TL’nin değersizleşmesi olarak karşımıza çıkan büyük bir sarsıntı yaşamaktadır. Meselenin özü şudur: Tamamen dış finansmana dayalı, üretimi değil borçlanmayı esas alan, üretime değil ranta ve betona dayalı dışa bağımlı bir ekonomik model, dış kaynakların eskisi kadar ucuz ve sürekli olmamasıyla sarsıntı yaşamaktadır. Ülkemiz uluslararası finans kapitalin avlanma sahası haline getirilmiştir. Asıl sorun, uluslararası konjonktür uygun iken, yani döviz ucuzken ve faizler düşük iken altına girilen büyük borçlardır” şeklinde ifade etti.

Enflasyonun, işsizliğin, döviz kurunun ve faizlerin eş anlı yükseldiği bir kriz ortamında, ülkeyi yönetenlerin henüz krizin çözümü için bir eylem planı duyurmadığını belirten Çerkezoğlu, “Geçen hafta açıklanan ‘Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük İcraat Programı’ emeğin giderek ağırlaşan sorunlarının ise hükümetin gündeminde olmadığını gösterdi. Yine geçtiğimiz haftanın son günü Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yapılan ‘Yeni Ekonomik Modeli’ başlığı ile yapılan sunuşta ise adeta ekonomik kriz yok sayıldı. Orta Vadeli Programın Eylül ayında açıklanacağı dışında krize karşı ‘plan’ sayılabilecek bir yaklaşım sergilenmedi” dedi.

Krizi yüzde 1 yarattı

 DİSK olarak, iktidarı uyardıklarını aktaran Çerkezoğlu, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Krize karşı çözüm olarak ‘alacaklıları’, yani uluslararası finansal sermayeyi kurtarmayı temel alan ve faturayı işçilere, kamu çalışanlarına, emeklilere, dar gelirlilere kesen bir yaklaşım kabul edilemez. Özellikle son 20 yılda gerek IMF programı olarak gerek hükümet programı olarak sonuçlarına tanık olduğumuz böylesi bir program, halkın geniş kesimlerinin ekmeğini ve yaşamını tehdit edecektir. ‘Yapısal reform’ adı altında ücretleri geriletmeyi, enflasyon ile yoksullaştırmayı, güvencesiz çalıştırmayı, daha fazla özelleştirmeyi, kamu hizmetlerini daha da ticarileştirmeyi/pahalılaştırmayı, sermayeyi/bankaları kurtarırken işçi sınıfı üzerindeki vergi yükünü artırmayı öngören bir saldırı programına karşı direnmek şarttır. 15 yıldır ısrarla sürdürülen akıldışı sermaye birikim modeliyle küplerini dolduran, yelkenlerini şişiren bir azınlık bulunmaktadır ve krizin bedelini ödemesi gerekenler de onlardır. Krizi yüzde 1 yarattı bedelini yüzde 99’a ödetmek istiyorlar.”

Çerkezoğlu, son olarak krize ilişkin çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

 Son 15 yılın en yüksek enflasyonu karşısında eriyen ücretlerin acilen telafi edilmesini istiyoruz. Krizle kemer sıkarak değil alım gücü korunarak ve artırılarak mücadele edilebilir.

  Toplu işten çıkarmaların yasaklanmasını istiyoruz. Krizin yaratabileceği işsizlik riskine karşı kamu istihdamı artırılmalıdır.

  Vergideki adaletsizliğe son verilmesini, çok kazanandan çok vergi alınan, asıl olarak karın/rantın/faizin vergilendirilmesine dayanan bir vergi sistemi kurulmasını istiyoruz.

  Devlet idaresindeki akıl dışı harcamaların ve savurganlığın son bulmasını istiyoruz.

 Ülke kaynaklarının betona gömülmesine hayır diyoruz, faydasız yatırımların durdurulmasını istiyoruz.

 Yargı bağımsızlığı ve işleyen bir hukuk devleti ekonomik krizi tek başına çözmese de çok önemli bir role sahiptir. Otoriter rejim ekonomik krizi derinleştiren bir rol oynuyor. Demokrasi ve hukuk devleti yolunda ciddi adımlar atılmalıdır.

İSTANBUL