
Dünyada ilk defa Almanya'da, Yeşiller Partisi'nin uyguladığı eşbaşkanlık sistemi, Türkiye'de ise 9 Kasım 2005 tarihinde kurulan Demokratik Toplum Partisi (DTP) tarafından uygulandı. DTP'nin fiili olarak uygulamaya başladığı ve bu yüzden Yargıtay Başsavcılığından ihtar yemesine neden olan ilk eşbaşkanlık görevlerinde Aysel Tuğluk ile Ahmet Türk yer aldı. Ancak, YSK'nın aldığı engelleyici karar doğrultusunda partinin genel başkanlığı görevinde resmi olarak Ahmet Türk gözüktü.
BDP örnek oldu
Anayasa Mahkemesi kararıyla 2009 yılında kapatılan DTP'nin ardından kurulan Barış ve Demokrasi Partisi de (BDP), eşbaşkanlık uygulamasına parti tüzüğünde yer verdi. Bu kez sadece genel başkanlık boyutunda kalmayarak tüm il ve ilçe örgütlerinde eşbaşkanlık sistemini uygulayan BDP, Türkiye'de birçok siyasi parti, STK, dernek ve kuruluşlara da örnek oldu. Kürtlerin bölgedeki en etkin örgütlenmesi olan ve "bölge parlamentosu" işlevini gören Demokratik Toplum Kongresi de eşbaşkanlığın uygulandığı kurumlar arasında yer aldı. Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ın olduğu BDP, uyguladığı eşbaşkanlık sistemiyle Avrupa'da bazı siyasi partilerin ilgi duyduğu parti haline geldi.
BDP'nin yanısıra geçtiğimiz 2013 Ekim ayında yaptığı kongreyle kuruluşunu ilan eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) de, eşbaşkanlık görevine Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü'yü getirmişti. Bu görevi onlardan yine birkaç hafta önce Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ devraldı.
Belediyelerde de hayata geçti
Eril, tekil sisteme karşı geliştirilen alternatif bir model olarak görülen eşbaşkanlık sistemi, 30 Mart yerel seçimlerinde HDP ve BDP'nin "olmazsa olmaz"ları arasında yer aldı. Kürdistan'da, BDP adaylarının tümünü, Batı'da ise HDP birkaç seçim bölgesi dışında adaylarının tümünü eşbaşkan olarak gösterdi. Böylece yasal olarak "siyasi partiler" düzeyinde sınırlı tutulan ve yerel yönetimlerde kabul edilmeyen eşbaşkanlık uygulamasını BDP bu kez fiili olarak yerel yönetimlerde uygulayarak, kazandığı yüzden fazla belediye de uygulamayı hayata geçirdi.
DTP ve BDP ile başlayan ve bütün Kürt kurumlarında yaygın bir şekilde hayata geçirilen eşbaşkanlık sistemi, şimdi de Türkiye'de aralarında KESK, ÖDP, Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi gibi çeşitli siyasi parti ve STK'ların da aralarında bulunduğu demokratik kitle örgütlerine örnek bir model sunuyor.
Kadın mücadelesinin bir ürünü
Tüzüğe giren eşbaşkanlık ve eşit temsiliyeti, KESK'li kadınlar için 20 yıllık mücadelenin bir ürünü olarak değerlendiren KESK eski Kadın Sekreteri Canan Çalağan, konfederasyon üyesi kadınlar için "Bu mücadeleyi bir yandan toplumda var olan sisteme ve eşitsizliklere karşı, bir yandan da var oldukları örgütsel mekanizmalar içerisinde kendilerini eşitleyecek bir çaba içerisinde yürüttüler" dedi. KESK'in eşbaşkanlık sistemine geçişinin kolay olmadığını vurgulayan Çalağan, komisyonlarla başlayan çalışmaların aşama aşama önce meclisleştiğini ve ardından da eşit temsiliyet noktasına geldiklerini söyledi. Çalağan, eşbaşkanlık sistemini sadece konfederasyonda değil, aynı zamanda sendikalarda da uygulayacaklarını ifade etti.
Bu kararın Türkiye'deki tüm emek ve demokratik kitle örgütlerine örnek olacağını da dile getiren Çalağan, onların da artık eşbaşkanlık sistemine geçmesi gerektiğini söyledi.
'Bu noktaya emek vererek geldik'
Eşbaşkanlık sisteminin, kadının yönetimde görünürlüğü açısından önemi üzerinde de duran Çalağan, "Biz bir kere kendi adımıza söylediğimiz sözü örgütlüyoruz. Kadınlar tüm alanlarda çok büyük emek veriyor. Mücadeleye katılmak çok büyük bir engebeli yolu aşmak anlamına geliyor. Dolayısıyla kadınlar, bu noktaya gerçekten çok emek vererek geldi. Bugün itibariyle var olan yapı içerisinde sadece kendimizi bir bütün içerisinde dönüştürmenin çabası içerisindeyiz. Sadece kadın sekreterlikleri ya da yarattığımız kadın kota uygulamaları yetmiyor. Öncülüğünün de olması gerektiğini düşündüğümüz için eşbaşkanlık uygulamasına geçtik" diye konuştu.
'İktidarı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz'
Çalağan'ın vurguladığı bir diğer nokta da eşbaşkanlık ile "mevcut mekanizmalarda yer alalım" anlayışının değil, hiyerarşiyi tamamen ortadan kaldıracak biçimde bölüştürebilme amacı taşınması. Çalağan, bu amacı da şu sözlerle açıkladı: "Yani, karar mekanizmalarında herkesin içinde yer alabileceği, bütün örgütün olabildiğince doğrudan en yakın biçimde söz söyleyebileceği bir alan yaratmaya çalışmak amacımız. Bu uygulamayla, hiyerarşi ve tahakkümcü anlayışı örgütümüz içinde yok etmek istiyoruz. Yoksa kadınlar, iktidarı paylaşmak gibi bir anlayışta değil. Aksine, iktidarı tamamen ortadan kaldıracak adımlar atmaya çalışıyoruz. Eşbaşkanlığın boyutu budur. Aynı zamanda kadınlar olarak bulunduğumuz her yerde sözümüzü yarı yarıya örgütlemek için de eşbaşkanlığın önemli olduğunu düşünüyoruz."
ZUHAL ATLAN /DİHA/İSTANBUL