Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) muazzam bir mücadele tarihine sahip bir sendika olarak bundan 23 yıl önce yasakları çiğneye çiğneye kuruldu. O günden bu güne irtifa kayıplarına rağmen her zaman demokrasi mücadelesinde önemli bir yere ve fonksiyona sahip oldu.
10 Ekim’de “Emek, Barış, Demokrasi mitingi”nin örgütlenmesinde de KESK başı çekmiş, 10 Ekim katliamında çok sayıda üyesini yitirmişti.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından; ilk başta cemaatçi olmakla suçlanan kamu çalışanlarına yöneltilen açığa alma, ihraç edilme, tutuklama vb. uygulamaların çok geçmeden KESK’e yönelmesi beklenmeyen bir durum değildi.
Nitekim KESK büyü bir saldırı altında. OHAL ve KHK’lar ile tasfiyeye zorlanıyor ve buna gösterdiği direniş yasaklarla ve şiddetle bastırılmaya çalışılıyor.
En son İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’dan yürüyüşle gerçekleştirilmek istenen 15 Ekim Ankara mitingi yasaklandı.
KESK antidemokratik uygulamaları takan bir örgüt olmamasına rağmen bu kez saldırıyı kitlesel bir karşı çıkışla karşılayamadı.
En başından KESK’e dönük saldırıların bir iyimserlikle karşılanmasının bu sonuçta etkisi olsa gerek. İlk görevden uzaklaştırmalar başladığında “kurunun yanında yaşın yanması” gibi bir algıya bel bağlamak, 80 bine ulaşan bütün hukuksuz kamu tasfiyesine karşı örgütçü bir karşı hamle geliştirememek önemlidir. AKP’de başlangıçta Eğitim Sen üyelerinin görevden alınmasını bir sapma olarak sunmayı başardı.
Ancak çok geçmeden sendikal faaliyetleri suç kapsamında değerlendirerek, KESK’in de on bini aşkın üyesi açığa alınınca işin rengi daha iyi anlaşıldı.
Erdoğan AKP iktidarının 8 Haziran’dan beri her ne olursa olsun iktidarlarını bırakmamak üzere fiili bir darbe süreci başlattığı, bunu 15 Temmuz başarısız darbe girişimini fırsata çevirerek güçlendirmeye soyunduğu ortadadır.
Bunun için 8 Haziran’dan buyana iktidarı önünde barikat olabilecek ne varsa temizlemeye uğraşıyor. Onca saldırıya karşın, bu kadar zamandır ne Ayşe öğretmeni pişman edebildi, ne de Barış İçin Akademisyenlerinin barış sözünü geri aldırabildi. Herkesin hayatını alt üst etse de kimse durduğu yeri değiştirmedi. Barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olanlar hala inandıkları şeyleri savunuyorlar.
Bu da Erdoğan AKP iktidarına dert olmuş durumda. Rıza alamadığı gibi direnç noktalarını da ortadan kaldıramamak saldırılarını daha da şiddetlendiriyor.
Bir başka önemli nokta da kamu emekçileriyle Erdoğan AKP iktidarının derdi bir değil, daha görülecek çok hesabı var. Bu toz duman arsında bir de kamu emekçileri personel rejiminde değişikliğe giderek iş güvencesini mideye indirmek istiyorlar. Devlet uzun zamandır kamuda güvencesizleştirmeye gitmeyi, performansa dayalı çalışma biçimlerini sistemleştirmeye çalışsa da bunun karşısına dikilen de yine KESK olmuştu.
Dolayısı ile KESK Erdoğan AKP faşizmi için bir çıbanbaşıdır. Onun için saldırılar artarak sürüyor. Hükümet yıllardır Eğitim Sen’in ve diğer bağlı sendikaların altını oymaya çalışarak KESK’i zayıflatmak istedi. Bu gün artık kriminalize ederek, baskısını artırarak, eylem ve etkinliklerine şiddet uygulayarak çemberi daha da daraltıyor. Kapısına kilit vurana kadar KESK ve bağlı sendikalar hedefe koymuş durumdadır.
Kamu Emekçileri Sendikalarının; OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin geri çekilmesi, ihraç edilen, açığa alınan kamu emekçileri görevleri dönmesi için üyelerini harekete geçirmesi kadar, demokrasi için en geniş kesimleri bir araya getirmeyi başarması da önemlidir. Bu aynı zamanda bütün mücadele güçlerinin sorunudur.