HADEP dönemi, bendeniz HADEP Ankara İl Başkanıydım. Genel Başkan Murat Bozlak’ın (Saygıyla anıyorum) odasında parti yetkilileri ve konuklar ile çayları yudumlarken bir yandan da "Son gelişmeler hakkında" koyu bir sohbete dalmıştık. Genel Başkanın telefonu çaldı!.. "Buyursun, gelsin" deyip telefonu kapattı. Az sonra odaya elinde işlemeli bastonu, sırtında gayette gösterişli kaftanı, başında kürklü külahı ile "Kelli, felli (Adı lazım değil) bir muhterem(!)" girdi. Genel başkan ayağa kakıp "Buyur etti." O sırada yanımda oturan Canip (Yıldırım) Amca kulağıma eğilip kısık bir sesle "Kalk gidelim Kemal. Ben bunun cemaziyelevvelini bilirim, kewaşenin tekidir!" dedi.
Kolumdan tuttu ve dışarı çıktık. Canip Amca öyle sinirlenmişti ki soluğu sokakta aldık. Hızlı adımlarla yürürken arkadan yetişip koluna girdim ve "Canip Amca bu adam kim?" dedim. Ve merakımı yenemeyip "Kewaşe ne demek?" diye sordum. Sokağın ortasında durdu, sesi titrek, biraz da öfkeliydi. Gözümün içine bakarak "Kemalciğim, bizim Diyarbakır havalisinde toprak damlar akmasın diye ağaçlarla güçlendirilmiş tavanın üzerine kurumuş meşe yaprağı ile çamuru karıştırıp sererler. Sağlam olsun, diye üzerine de loğ çekerler. Kuru meşe yaprağına kewaşe deriz. Diyarbakırlılar işe yaramaz, gereksiz kişiler için bu sözü söylerler" dedi. Beni bir gülme aldı!..
"Cemaziyelevvelini bilirim!" ise ne kadar "Geçmişini bilirim!" anlamına gelse de kelimelerin kökeni önemlidir.
Osmanlı'da resmi evrakların arşivlenmesi "Gayetle mühim" olduğundan, evraklar çuvallar içinde korunurmuş. Bez çuvallar birbirine karışmasın diye üzerine hangi aya ait ise o ayın adı yazılırmış. Cemaziyelevvel (Hicri takvimde bir ay adı) ayına ait evrakların mahzenden başka bir yere sevki gerekmiş. Memur evrakları bir sandığa yerleştirip, üzerinde "Cemaziyelevvel" yazan çuvalı bir kenara bırakmış. Devleti Ali Osmani'nin fukara memuru bu çuvalı alıp eve götürmüş ve çuvaldan kedine bir don yapmış. Lakin ne yaptıysa çuvalın üzerindeki yazıyı çıkaramamış. Bir gün arşivdeki arkadaşları fukara memurun donundaki "Cemaziyelevvel" yazısını görüp kıs kıs gülüşmüşler. Bizim fukara memur saray erkanı ile arayı düzeltip biraz da işin "ilmine uygun" mürekkep yalayınca "Yürü ya kulum!" misali saraydaki yüksekçe bir makama "terfi etmiş." "Fukara memur" gitmiş yerine fiyakalı, herkesin gıpta ettiği bir efendi gelmiş. Havasından geçilmez, ipek entariler, samur kürkler, mücevherat, nakdiyat, ayniyat derken almış yürümüş! Saraya yeni gelmiş bir memur ondan gıpta ile söz ederken, efendinin eski arkadaşlarından biri, "Sen onun bu haline bakma. Ben onun cemaziyelevvelini bilirim!" demiş.
Şimdi "Cemaziyelevvelini bildiğimiz kewaşeler" bir bir terfi edip kimi "Şeyhül muharririn" edalarında kimi de Devleti Ali'nin "Meşveret uleması" mertebesinde. Ee ne diyeceksin "Yürü ya kulum!" dediyse Mabut!
Tam da bu esnada "Sanatından sual olunmaz" stran ve kılamları bülbül avazı ile seslendiren Şivan Perwer, herkesin sanatına gıpta ettiği, bu konudaki çalışmaları takdire şayan kişi kalkıp cemaziyelevvelini bildiğimiz meşveret ulaması ile ağız birliği ediyor.
Haşa huzurdan, nalbanttan berber olursa insanı merkep yerine koyar! Sesine kurban olduğum, stran ve kılamlarda Bülbül-i Şeyda misali dilin, siyasette çatallaşıyor. Değil ki siyaset bilmezsin, lakin "İşi ehline tevdi etmektir evla olan." AKP gibi ırkçı, Türk/İslamcı bir yapıyla ittifak edip HDP’ye, PKK’ye saldırmak Kewaşeliktir.
Dedik ya "Nalbanttan berber olursa insanı eşek yerine koyar!" herkes ehil olduğu işi yapacak ki ortaya üretim çıksın. Kimi siyaset bezirganları, belediye başkanı oluyor yetmiyor, oradan milletvekilliğine, oradan başka bir yere…??!! Nedir bu hırs? Nedir bu doymak bilmez aç gözlülük? Oldu olacak sizi dünyaya sultan yapalım da kurtulalım bari. Bu da bir tür kewaşelik değil midir?
Siyaset bezirganlığı ile AKP’nin yağdanlığı haline gelen zavallı düşkünler, keselerini kirli parayla doldururken, halkın nefret duyguları karşısında arsızca savunma yapmaya kalkıyorlar. 2015 Genel seçimi her açıdan bizlere bir kere daha gösterecek ki siyaset ve siyaset yapma biçimi iliklerine kadar kirletilmiş, siyasetçi edalarıyla meydanlarda salınan çoğu kişi de bu kirlenmişliğin sorumlusudur. Siyasette beceri, üretim, liyakat, emek gibi belirleyen değerler yerine, adam kayırmacılık, grupçuluk, yandaşlık gibi ilkel yöntemler belirleyici olmaktadır. İşte asıl kewaşelik de budur. Siyasetin kewaşelerden arındığı bir zaman özlemiyle, HDP’nin barajı aşması için canını dişine takarak emek sarfedenlerin hizmetleri Hak Divanına yazılsın.