Kürt müziğinin güçlü seslerinden Rojda'nın son albümü Kezî geçtiğimiz günlerde KOM Müzik etiketiyle çıktı.

Rojda örgü anlamına gelen Kezî’de kadın dengbêjlere ait eserleri seslendiriyor. Albümde ayrıca Paris’te katledilen Sakine Cansız ve arkadaşları için yakılmış bir de ağıt yer alıyor.

Albümün tanıtım broşöründe bu eserlerin öyküleri Kürtçe, Türkçe ve İngilizce olarak veriliyor. Broşürde 'kadın ve müzik' üzerine bir de makale sunuluyor.

Kezî albümüyle yeniden müzikseverlerin karşısında çıkan Rojda’nın özel bir sesi olduğu genel kabul görüyor. Ancak Rojda, sadece sesiyle değil, bütün bedeniyle (benliğiyle) söylüyor.

Sesiyle benliğinin eşgüdümü sayesindedir ki Rojda’yı dinlerken dinleyip geçmek mümkün olmuyor.

Yorumu insanda derin izler bırakıyor. Rojda her koşulda dinleyicisinde özel bir ruh hali yaratmayı başarıyor. Bunun özel bir yetenek olduğunun altını çizmem gerekiyor.

Buna rağmen ama, Rojda’nın benim gibi Kürt müziğine gönül vermiş olanların beklentilerini karşıladığını gönül rahatlığıyla söylemek de mümkün olmuyor.

Çünkü özel sesine ve güçlü benliğine rağmen bekleneni veremiyor; üst düzey bir performans sergileyemiyor.

Kanımca birçok sanatçımız gibi o da bilgi ve deneyim eksikliğini aşamadığı için bunu yapamıyor.

Bu zaaflarını aşabilse geleneksel müziğimizi güçlenmesine ve hatta evrensel alana yerleşmesine katkı yapacak, ama aşamıyor

Oysa yeteneklerinin ve yaptığı işin hakkını vermesi, bunun için de kendini her açıdan donatması gerekiyor.

Ne ki çoğu sanatçımız gibi o da kendisine böylesi bir yatırım yapmıyor. Hal böyle olunca da yapımcı ya da aranjör karşısında çaresiz veya en azından inisiyatifsiz kalabiliyor.

Bu durum Kezî’de de gözleniyor. Aranjörlerin hem geleneksel Kürt müziğinin özellikleri hem de Rojda’nın sesinin pek de farkında olmadıkları anlaşılıyor. Yapılan düzenlenmeler bunu gösteriyor. Çünkü performans düşürüyor.

Geleneksel Kürt müziğinin temel özelliğinin sistemsizlik olduğu biliniyor. Eserleri düzenlerken her şeyden önce buna dikkat etmek gerekiyor ama, edilmiyor. Bu da sanatçının performansını düşüyor.

Geleneksel Kürt müziği içten gelen derin bir özlemle ve doğaçlama yoluyla icra ediliyor. Nikiti’nin deyimiyle 'biçimsiz’, yani sistemsizdir. Sistemsizlik Kürt müziğini diğer müziklerden ayıran en önemli özelliktir.

Diğerlerinde ses ve ritm birliktedir. Temel bu ikilidir ancak Kürt müziği ses eksenlidir ve sistemsizdir. Bizde sistemi sitemsizlik üretir. Bizde müzik irticalen başlar, ritmle noktalanır. İçgüdüsel ve doğaldır.

Dolayısıyla onu önceden belirlenmiş kalıplara sokmak ve ona  'sistem' ayarı yapmak, onun özgünlüğünü ortadan kaldırmak anlamına geliyor.

Bu hem geleneksel gırtalığın ortadan kalkmasına hem de müziğimizin farklı kültürlere asimile olmasına hizmet ediyor.

Bu yol daha önce İran’da denenmiş ve geleneksel Kürt müziğinin Pers müziğine entegre edilmesi sonucunu vermiştir. Yasaklarının kalkmasının ardından şimdi Türkiye de bu yola giriyor!  

İran’da artık 'sesi Kürt, ritmi Fars' bir müzik yapılıyor. Aziz Şaroxi ve Rezzazi gibi geleneksel tarzda ısrar edenleri sitem marjinal hale getirmiş, diğerleriyse entegre etmiş bulunuyor.

Bu yüzden Kamkars grubu, Şahram Nazeri ve Mahsen Nahmo gibi dünyaca ünlü birçok Kürt sanatçısı Fars müziği içinde değerlendiriliyor.

Türkiye’nin de bu yola girdiği ve bunun bir 'trend' haline gediği gözleniyor. Bunun görülmesi; geleneksel müziğimizin kendi dinamiği içinde icra edilmesinde ısrar edilmesi gerekiyor.

Ne yazık ki buna öncülük etmesi gereken kurum ve sanatçılar bu duyarlılığı göstermiyor.

Rojda gibi sanatçılarımızı tam da bunun için öncülük görevi bekliyor. Dengbêjleri seslendirenlerin dengbêj gırtlağının yok olmasına izin vermemeleri gerekiyor.

Makama, notaya ve kurala bağlı bir iç dökmenin etkili ve kalıcı olmayacağını bilmek, temel özelliği biçimsizlik ve şiirsellik olan geleneksel müziğimizi sistematize etmenin asimile etmek manasına geleceğini görmek gerekiyor.

Özcesi, güçlü bir sese ve onu besleyen benliğe sahip  Rojda’nın sanatının başlangıç noktasına geri dönmesi; öykünmeden ve yapaycılığa düşmeden içinden geldiği gibi söylemesi, söylerken gözlerini kapatması, yüreğinin kapılarını ardına kadar açması ve her esere kendinden de bir şeyler katması gerekiyor.

Sesi ve benliği bunları yapmaya, üst düzey performans yaratmaya yetiyor. Bunun farkında olması, inisiyatifsiz kalmaması gerekiyor…