Önce bardağın dolu tarafını ifade edelim. Hükümetin doğru bildiği konulardan birisi, çözüm süreci biterse hükümetin de biteceği gerçeğidir. Amaçları sorun çözmek olsa da olmasa da çözüm sürecinden vaz geçmenin bedelini kendilerinin de ödeyeceğinin farkındalar.
Bu önemli bilginin ne kadar işe yarar olup olmadığı ise, farkındalığın uygulamaya yansıması ile ölçülebilir.
Bugünkü iktidarın en önemli sorunlarından biri kibirdir. Tıpkı bireyler gibi hükümetler de kibir ile yanlışa saplanır ve gerçekle yüzleşme imkanından uzaklaşır.
Her şeyi bildiğini sanan, böyle inanarak davranan her güç yanılmaya mahkumdur. Bu hastalıktan kurtulmadıkça doğru zamanda doğru tavır geliştirmek mümkün olmayacaktır. Uyarılmayı, eleştirilmeyi sevmemek bu kibrin bir sonucudur.
Ermenek’teki  çaresizliği bile bu yüzleşmeyi sağlamaya yetmeyen bir iktidar için 6-7 Ekim'deki çaresizliğin ne kadar öğretici olabileceği elbette sorgulanmalıdır. Ancak tüm yaşadıklarına rağmen zayıflığını kabullenmek istemeyen bir iradenin eksiklerini, yanlışlarını öğrenme imkanı bulması bile zorlaşır.
Çözüm sürecini kimin, nasıl başlattığı ile ilgili gerçekleri bir gün herkes öğrenecek. Şimdi bunun tartışmasını yaparak bu gurura çözümü kurban etmek kendi emeğimize saygısızlıktır. Çözüm süreçlerinin en belirleyici güvencelerinden birisi tevazudur. Süreç her tıkandığında kimin duyarlılığı ile krizin aşıldığını bütün dünya biliyorken, bunun üzerinden bile muhatabını iç kırılmaya zorlamak niyet sorgulaması yaptıracak düzeyde bir yanlıştır.
Hükümetin kendi görevlendirdiği bürokratlarla farklı yaklaşım geliştirmesi, devlet ile iktidar ayrımı yapmayı ne ölçüde anlamlı kılar bilmiyorum. Ancak Kürt siyasetinin temsilcileri, aktörleri arasında makasın açılmasını stratejik bir kazanım sanarak beklenti içine giren yaklaşımlar hayal kırıklığına mahkum gözüküyor.
En vahimi ise, bu küçük hesap ve ciddiyetsiz yaklaşımlarla sorunu çözeceğini sanmanın yeni bir keşif olarak sunulmasıdır.
Daha önce bu işle uğraşanların neden başarılı olamadıklarını anlama ihtiyacı bile hissetmeyip bu yönde bir çaba içine girmeyenlerin benzer yanlışları tekrarlamaya mahkum olduklarını ifade ve ilana hacet yok sanırım.
Dış politikada yapılan yanlış hesap ve yaşanan hayal kırıklıklarını bile gerçekçi biçimde masaya yatırmaya yanaşmayıp, radikal değişikliklere ayak sürüyen tavırlar iç barış konusunda da kendini dayatıyor.
Osmanlı’yı bu kibir bitirdi. Bari örnek aldığınız deneyimlerden ders alın.