“Ne zaman Siyah Tepeleri
görürsen, hatırla beni.”
Crazy Horse
‘Bu kederli kalbim” dediğin, kırık bir çiçek gibi çaresiz yedi cihan dolaşıp Hasankeyf’te bulduğun, kanıyor. Kanıyor taşlar, geçmişten kalan masa örtüleri rüzgârda savrulup, kanıyor. Kırılan nedir bir soydan başka? Yeniden yürümeyi, yeniden konuşmayı öğrenmek gibi bir gece bu üstümüze çöken. Oradayız, bu yangının tam ortasında.
Kuru çiçek daha da kurur umutsuzlukta, pencere kenarında çoğalan dökülmüş çiçek yaprakları gibi olmasın günler, bağır, koş birşey yap ama susma. Boya boyan, renklen birşey yap.
Zamanın çemberinden geçiyoruz, tutun saçlarıma.
Hikâyemi kendim anlatacağım, elbisemi kendim dikeceğim.
Fazla bir şeye gerek yok bu evrende, seni sevdiğimi söyleyebilecek kadar bir zaman dilimi, üzerinde seni öpebileceğim kadar bir avuç toprak. “Burda kalalım”, Hasankeyf’te kıblem sevgilim.
Orda bir dal kopar ve burda bir ağaç kanar... Sana verilecek fazla birşeyim yok bir dilim ekmek ve aşktan başka. Durma, yıldızları say. Sen gökyüzüne bak, ben sana. Durma, yıldızları say....
Neydim ki bu kanı hakettim? Ne derlerse desinler daha fazla parçalara bölünmeyeceğim. Herşey bir kötü yüzünden kötü değil. Değil kuşlar yuvasız değil.
Öyle bir zamandayız ki beyaz diyene siyah, barış diyene şiddet dedi diyorlar. Kalbim, birgün yine yeryüzüne inersen, sevgiliye doğru koş. Şarap getir meyhaneci, şarabı hızlı getir!
Birgün sorarsan kuşlara hâla seviyor mu diye, ismimi duyabiliyor, yazabiliyor mu duvarlara. “Hayır” diyecekler sana, “Kara bir taş olup kalmışsın ellerinde”... Gökyüzüne bak ve cevabını bul, suya bak, ağaca bak, herşey bunu anlatmıyor mu?
İsminde bir hayat var, bir geriye tırmanış, ay, yıldızlar, ışığa dair herşey orda toplanmış sanki.
Yoluna atılmış bir çiçek, ayağının altında ki kilim, yol olmalı. Yüzüne dökülen saç, ellerinde ki su, sana dokunan, senin dokunduğun birşey olmalı.
Hiçbir yer evim değil gözlerin dışında. Sana benzeyen çocuklar doğsun, tüm dünya sana benzesin.
Senin olduğun yerde olayım, senin ışığına yüzümü döneyim. Senin olduğun yerde yürüyeyim, senin olduğun yerde öleyim.
Daha doğuşta yıkılan kader, daha doğuşta parçalanan ekmek, dağıl...
* Kör Adamın Elleri’ne, Hasankeyf’e ve Kürdistan’a...