1974’ten bu yana Kıbrıs sorunu uluslararası alanda önemli bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. 

Tüm çözüm arayışlarına rağmen adada iki halkın iradesine dayanan bir çözüm bulunamıyor. Kıbrıs Cumhuriyetinin AB üyeliği, Kuzey Kıbrıs’ın bu süreç dışında kalması işleri daha da karmaşık hale getirdi. Garantör ülkeler, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin ada üzerindeki hayati çıkarları adada olası bir çözümü olanaksız kılıyor.

İki toplum lideri arasındaki uzun müzakereler sonuç vermeyince, BM iki toplum lideri ve yanı sıra garantör devletlerin de katılacağı bir nihai çözüm konferansı düzenledi. Cenevre’nin Crans Montana kasabasında başlayan Kıbrıs Konferansı kesintisiz 10 gün sürdü. Taraflar neredeyse kavga ederek masadan ayrıldılar. Herkes haklı olduğunu karşı tarafın işleri çıkmaza soktuğunu idda etti. Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan bir çözümde „sıfır asker sıfır garanti olmalı“ tezini ileri sürerken Kuzey Kıbrıs ve Türkiye „Garantörlükten“ taviz verilemeyeceğini tezinden geri adım atmayacaklarını tezinin kendi olmazsa olmazları olduklarını ileri sürdüler. Konferans sonuç alınmadan sona erdi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres de konferansın sonuçsuz kaldığını ilan etti.

Böylece 1974’ten bu yana çözüm aranan Kıbrıs sorununda bir girişim daha sonuçsuz kalmış oldu.

Kıbrıslı gazeteci Metin Münir 10 Haziran’da, T24’teki köşesinde bu konudaki öngörülerini yazmıştı. Bu yazısında Metin Münir masada konuşulanlarla halka açıklanan bilgiler arasındaki uçuruma dikkat çekerek, „Eğer masada nelerin konuşulduğu bilinseydi, görüşmelerin tutanakları yayımlansaydı, herkes müzakerelerde çözüme yaklaştırıcı bir ilerleme olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını görecekti.“ bu gerçeği köşesine taşıyordu. Metin Münir köşesinde devamla;

“Cenevre’ye gitmek – eğer gidilirse, tabii – hiçbir şeyi halletmez: Lefkoşa’da sorunu halledemeyenler için tebdili mekânda ferahlık yoktur. Oraya gitmek veya gitmek istemek bir çaresizlik semptomundan başka bir şey değildir. 

Uluslararası camianın – Türkiye de buna dahildir – ne olursa olsun, tarafları masada tutma kararlılığının devam ettiği anlamına gelir.

„Konuşurlarsa kavga etmezler,“ inancı üzerine kuruludur bu politik. Göreceksiniz, görüşmeler yakında gene tıkanacak“ öngörüsünü dile getiriyordu.

Sonrasında taraflar birbirlerini suçlamayı sürdürdüler.

Sonuçsuz kalan Kıbrıs Konferansından sonra yeni gelişmeler ve taraflar yeni hamleler yaparak pozisyonlarını güçlendirmeye başladılar. Bir kez daha hayati çıkarlar Adada halklar arası bir çözümün önünde aşılması zor bir duvara dönüşmüş durumda.

Kıbrıs adasının karasuları ve münhasır ekonomik bölgesi zengin doğal gaz yatakları ile dolu. AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti bu alanlar üzerindeki egemenlik hakkına dayanarak Fransız petrol devi TOTAL’i bu bölgelerde gaz çıkarmak amacı ile Kıbrıs’a çağırdı. Fransa’ya ait iki askeri gemi eşliğinde bölgeye gelen Fransızlar derhal işe koyuldular. Türkiye’den yanıt gecikmedi. Bu kaynakların adada yaşayan iki topluma ait olduğunu ileri süren Türkiye Dışişleri Bakanı Kuzey Kıbrıs’a hareket ederken, Türkiye’ye ait olan bir doğal gaz arama gemisi de Kıbrıs adasının münhasır ekonomik alanında kalan başka bir parselde gaz arama çalışmaları başlatmış durumda.

Tarafların bu karşılıklı hamleleri sorunun çözümünden çok çözümsüzlüğü derinleştirmeye yarayacaktır. 

Duvarlarla ayrılan ada halklarını bu koşullarda bir araya getirmek ve çözüm beklemek son derece zor hatta imkansız. Taraflar çözümden son derece uzak. Tüm politikaları ve yaklaşımları çözümsüzlük üzerine olunca Ada’da barışı sağlamak oldukça zor görünüyor.

Çözümsüz kalan Kıbrıs sorunu uluslararası platformları meşgul etmeye devam edecek ve çözüm bekleyen diğer sorunların çözümünü etkilemeye devam edecektir. 

Unutmayalım ki uluslararası ilişkilerde her şey birbirine bağlıdır ve en umulmadık sorunlar masada pazarlık kozu olarak ileri sürülebilinir.