Dünya, 20. yüzyıldan birçok sorunu ve uluslararası krizi devraldı. Bu sorunlar kimi zaman büyüme ve yayılma eğilimi gösterirken kimi zamanda çözüm eğilimi gösterirler. Evrensel ölçekte (BM düzlemi ya da bölgesel düzlemde, konjonktüre göre gündemdeki sıraları değişir. Bir dönem Filistin sorunu Ortadoğu sorunu adı altında dünya gündemini işgal ederken şimdi neredeyse unutulmaya yüz tutmuş kadim dünyanın hiç çözülmeyecek bir sorunu olarak duruyor.

Kıbrıs sorunu da böyle. Kadim bir sorun ancak Dünya diplomasisi ve uluslararası siyaset hala bir çözüm bulmuş değil. Nicos Anastasiades ve Mustafa Akıncı arasında 18 ay süren müzakere maratonu sonrası iki lider şimdi Cenevre’de biraraya geliyor. 

Şimdi Cenevre’de bu kadim ve çözümü bir o kadar zor olan bu sorunun çözümü için görüşmeler sürdürülüyor. Taraflar BM Cenevre ofisinde, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilsi Espen Barth Eide, gözetiminde müzakerelere başladılar. Eide “Adada kapsamlı bir çözümün zor fakat imkansız olmadığını” açıkladı. Özel temsilci iyimserlik dağıtıyor. Ancak görünen o ki bu iyimserlik yerini hayal kırıklığına bırakacak.

Norveç eski Dışişleri Bakanı, Eide, "Liderler büyük cesaret ve irade ortaya koyuyorlar. Zor olacak ama imkansız değil. Şu anda son aşamada, kader anındayız" diyor. Bizde kendisi gibi iyimser olmak isteriz ancak daha önce “Annan Planı” olarak anılan planın nasıl çöktüğü hafızalardadır.

Elbette bizim arzumuz Kıbrıs’ta soruna kalıcı ve demokratik bir çözüm bulunmasıdır. Ancak garantör ülkelerin hayati çıkarları ve Kıbrıslı Rum ve Türk halklarının olası demokratik çözüme katılımlarının sınırlı oluşu sanırım çözümüde zor, bir bakıma imkansız kılan en önemli faktördür.

1974’ten itibaren sınırları çizilmiş, yıllarca birlikte yaşayan ve ortak kültür yaratan her iki halkı hem coğrafik olarak hem de demografik olarak ayırdılar. Pompalanan milliyetçi politikalar her iki halkın birlikte yaşama arzusunu son derece zayıflattı. Buna rağmen her iki halk birlikte yaşam konusunda son derece istekli. Asıl sorun, kimse halklara ne istediğini sormuyor. Halkları olası bir çözüme ortak etmiyor. Tüm müzakereler kapalı ve sivil toplumun katılımı ve katkısı olmada yürütülüyor. Halklar kendi kaderlerini ve geleceklerini ilgilendiren hayati konularda bilgilendirilmiyor. Her şey liderler ve müzakereci heyetler arasında olup bitiyor. Bu da halkın çözüm umudunu yok ediyor.

Çok iyi biliyorum ki her iki halk; ortak yaşam ve barışçıl demokratik bir adanın pekala mümkün olacağına inanıyor. Bu konuda umutlarını yitirmiş değiller. Ne varki reel durum, maalesef bunun tersini gösteriyor. Adanın güneyinde bulunan zengin gaz yatakları ve adanın jeostratejik konumu ada halklarının umudunu ve geleceğe dair beklentilerini yok ediyor. Sorun çok taraflı ve çözümüde bir o kadar karmaşık bir sorun. Daha görüşmeler başlamadan tarafların yaptığı ihtiyatlı açıklamalar sorunun çözümünün bu günden yarına olamayacağını açıkça ortaya koyuyor.

Kıbrıs Türk lider Mustafa Akıncı "İhtiyatlı olmalıyız. Kötümser değilim ama her şeyin birden olacağı gibi aşırı bir beklenti içinde olmaya da gerek duymuyorum. Zorlu bir hafta olmasını bekliyoruz" ve ekliyor Akıncı; “Kıbrıs'ta Türk askerinin gitmesi söz konusu olamaz” diyor!

Bu sözler bile Kıbrıs’ta çözümün hiç de yakın olmadığını gösteriyor. 

İki liderin üç gün yapacağı müzakerelerden sonra, Perşembe günü beşli konferans bekleniyor. Üç garantör ülke olan Büyük Britanya, Yunanistan ve Türkiye dışişleri bakanların katılımı ile, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres gözetiminde, taraflar bir uzlaşma sağlarlarsa, taraflar ile birlikte bir araya gelecekler. Konferans olumlu sonuçlanırsa Kıbrıs’ta her iki kesimde referandum yapılacak ve için sonunda, eğer olumlu biterse görüşmeler, halka sorulacak.

Öyle görünüyorki müzakereler; toprak, egemenlik paylaşımı ve ada nüfusunun yapısına ilişkin başlıklarda düğümleniyor. Güvenlik diğer önemli bir tıkanma noktası olacak.

Daha önce, 2004'te yapılan ve "Annan Planı" diye anılan uzlaşmaya, Kıbrıslı Türkler evet demiş ancak Rumlar'ın büyük kısmının da planı reddettiğini unutmamamız gerekiyor.

Kıbrıs’ta halklara rağmen bir çözümün olması çok zor. Tarafları temsilen müzakereleri yürütenler Kıbrıslı Türk ve Rum halklarına daha fazla kulak vermeliler.