Sevgili okurlar, 22 yıl önce aynı gerekçelerle ve CHP'nin oylarıyla Kürt milletvekilleri adli suçluymuş muamelesi yaparak, ensesinden bastırıp polis arabasına doğru iteliyorlardı. CHP bugün de kırk dereden su getirerek diktatöryal oluşuma evet demiştir.

CHP'nin kuruluşuna bakalım: Ana felsefesi: İttihat Terakki ile temeli atılan, tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil ve tek inanış (Müslüman-Hanefi) olan bir parti. Bunun yorumu şöyleydi: Ülkede yaşayan herkes Türk'tür. Farklı uluslar Türklüğü benimsiyecektir. Bu nedenle CHP'nin Adalet Bakanı Esat Mahmut Bozkurt: "Bu ülke, Türklerindir. Diğerleri ancak köle olarak yaşarlar" demişti. Çarşıda ana dilini konuşanlar para cezasına çarpılırdı. Okulda Kürtçe konuşanı sıra dayağına çekilirdi. Tek millet olacaktı. Ermenilere soykırım yapıldı. Diğer uluslar göçe zorlandı. Dersim ve çevresindeki çocuklar İstanbul'a getirildi. Onlara bir mektep (okul) açtırıldı. Orda çocuklar Türk ve İslamlaştırıldı. Anadolu köy ve kasabalarındaki Alevi köylerine cami yaptırıldı. Alevi dergahlarına bile cami yaptırıldı. Örneğin Hacı Bektaş Dergahına... Okullarda din dersi zorunlu hale getirildi. Sonra bu uygulamayı AİHM'si iptal ettiği halde, uygulanmadı. CHP'nin parti programında millim değişiklik olmadı bugüne dek.

Daha sonraları CHP Ecevit zamanında, sol gösterip sağ vurdu. Muhalefete düşünce Ecevit: "Toprak işleyenin, su kullananıdır" sloganı ile sosyalist zırhına büründü. Halk bu nedenle adını dağlara, taşlara yazdı. Halkı kandırdı iktidar oldu. Ne acıdır ki, Kürt ve Alevi konuları söz edildiğinde, CHP'nin değişmeyen parti programını uyguladı. Anlıyacağınız Sosyalist sanılan Ecevit, gerçekte Bozkurt olduğu anlaşıldı.

Meşhur Şark Islahat Planı 1926'da CHP eliyle hayata geçti ve halen ülkede uygulanıyor. Gelelim Sayın Kılıçdaroğlu'nun iki yüzlülüğüne: Normal koşullarda ağıza alınmayacak kelimelerle Erdoğan'a yüklendi: Erdoğan, diktatördü, faşisti, hırsızdı, yaptığı her işlem antidemokratikti ve Anayasayı çiğnemişti. Bu ithamlar doğruysa, peki ne oluyor da Erdoğan'ın yasal diktatör olması için bir adım daha önü açılıyordu? Onun isteği doğrultusunda dokunulmazlıklara evet diyordu?

Son seçimlerde, CHP, HDP'yı eleştirirken "bunlar Erdoğan'la anlaştı. Başkan olmak için Erdoğan'a destek verecekler" diyorlardı. Asıl başkanlığa kimlerin deste verdiği anlaşıldı. Bu davranışıyla CHP diyorki: Kürtlerin ve diğer halkların temsilcilerini mecliste atın, sizde başkan olun...

Sayın Kılıçdaroğlu, dokunulmazlık konusunun meclise geliş şekli Anayasaya aykırı olduğunu vurgulamıştı. Ki öyleydi. Neden "evet oyu verceğiz" dedi acaba? Bakmayın Anayasaya aykırı dediğine. Tamamen CHP'nin parti ilkelerine uygundu. Çünkü bu yasayla Kürt, Süryani, Romen, Asuri ve Arap adayları meclisten atılacak. CHP'nin ana ilkesi olan mecliste sadece Türklerin adayları kalacak. Kılıçdaroğlu bu nedenle evet oyu verdi. Ve bu nedenle Anayasaya iptali için imza vermek isteyen CHP milletvekillerine gözdağı veriyor: "imza atarsanız partiden atarım ha“ diyor. Onurlu CHP milletvekillerin bu şantaja boyun eğeceğini sanmıyorum.

Bir zamanlar bu ülkenin Adalet bakanı, Kürtleri kastederek "Dağda insinler, siyaset yapsınlar" demişti. Bunlar birer oyundu. Halkın seçtiği belediye başkanları, parti üyeleri ve siyaset yapacak aktif üye ve sempatizanlar içerdeler. Milletvekillerine bile dağ yolunu gösteriyorlar.

Yıllardır Türkiye AB'ye girmek için çabalıyor. Erdoğan iktidara geldiğinden bu yana çark etti. Gayesi: İslam aleminin halifesi olmak. "Bu ülkede, kindar ve müslüman bir nesil yetiştireceğim" diyordu. Öncelikle çocuklara el attı, 4+4+4 projesiyle işe başladı. Bugünün çocukları yarının büyükleri olacaktı. "Ağaç yaşken eğilirdi". Hemen hemen tüm okulları İmamhatipleştirdi. Görsel ve yazılı basınıyla bu konuyu işledi. Yasama, yargı ve yürütmeyi emrine aldı. Meclisi işlemez hale getirdi. İlkelerine hizmet edecek başbakan atadı. Ülkeyi öyle bir cendereye soktu ki, bir üst mevkiye atanacak memurdan kariyer, tercübe değil eşinin başının kapalı olanlar tercih edilir hale geldi.

Dokunmazlıkların arka planına bakacak olursak: Dokunmazlık konusu gündeme gelince, Kılıçdaroğlu, "bu konunun meclise geliş şekli anayasaya aykırıdır" dedi. Akabinde Genelkurmay başkanı Kılıçdaroğlu'yla bir görüşme yaptı. Ödevini yapmayan öğrencinin kulağını çekercesine uyarıda bulundu. Ondan sonra Kılıçdaroğlu çark yaparak "evet oyu vereceğiz" dedi.

İşin aslı: Genelkurmay, AKP, MHP ve CHP'yi dizayn ederek Kürtleri, meclisten atmıştır. Bu darbe, Yüksekova, Sur, Şırnak ve tüm Kürdistan dağlarında ve ovalarında süren savaşın bir parçasıdır.

Bu savaşa son vermenin bir tek yolu vardır: Ülkede ezilen, zarar gören tüm halkların, kesimlerin ve kendine demokratım, yurtseverim ve barıştan yanayım diyen birey ve kuruluşların şiddete başvurmadan, silahsız olarak meydanlara çıkıp demokratik tepkilerini göstermeleri gerekir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Birini verelim: Üzerinde güneş batmayan İngiltere İmparatorluğunu, Hindistan'da Büyük Gandi, çıplak ayakla ve sadece bir değnekle halkı alanlara döktü ve İngiltere'yi dize getirdi hiç kimsenin burnu kanamadan. Ülkemizde neden olmasın?