Bunun için ırkçılığı-milliyetçiliği ve saldırıları birlikte tırmandırdı. Bütün bunlara rağmen HDP durdurulamadı. Seçim barajını aştı. AKP düşüşe geçti, hükümeti tek başına kurma çoğunluğunu yitirdi. Türkiye'de gerçek anlamda demokratik bir alternatif ve halka umut olabilecek bir adres ortaya çıktı. Bunun için Erdoğan darbe sürecini başlattı ve 7 Haziran seçimlerini geçersiz saydı. 1 Kasım’da da şiddet dalgası altında iktidarı yine gasp etti.

Erdoğan ve AKP, Türkiye'nin başına bu çorapları örerken CHP ve Kılıçdaroğlu ne yaptı? Kocaman bir hiç. Yaptığı tek şey AKP'nin koltuk değneği olmak, içeriği olmayan ve pratiğe dökülmeyen sıradan eleştirilerle halkı oyalamak oldu. 7 Haziran seçimleri iptal edildiğinde Kılıçdaroğlu bu bir darbedir, dedi. Doğru yapılanlar bir darbeydi. Darbeye açık ki, karşı çıkmak ve direnmek gerekiyordu. Ama Kılıçdaroğlu hemen biz seçime hazırız, dedi. Erdoğan’ın istediği de buydu zaten. Halbuki HDP ile ortaklaşarak seçimleri boykot etmeli, bu darbeye geçit vermemeliydiler. Seçime sorunsuz katılmayla AKP ve Erdoğan’ın önünü açtılar.

24 Temmuz'da AKP'nin savaşı askeri cephede de yoğunlaştırması karşısında Kılıçdaroğlu'nun izlediği çizgiyi izlemek oldukça açıklayıcı olacaktır. Kılıçdaroğlu'nun aylarca AKP'ye yaptığı eleştiri şu temeldeydi: "PKK'nin bu kadar silahı şehirlere getirmesine neden göz yumdun" bu eleştiri veya değerlendirmede bir çözüm veya alternatif var mi? Savaşı durduracak bir çıkışı, halka umut verecek, AKP'yi durduracak bir içerik var mi? Açık ki, yok. Diğer bir eleştirişi ise utangaç ve örtük kaldı. "24 Temmuz'da ne oldu da savaş başladı, analar ağladı vb" demenin ötesine gidemedi. 

Çözüm sürecine karşı olmadığını hep övünerek açıkladı. Kılıçdaroğlu'nun hep söylediği de "sorunun çözüm adresi İmralı vb değil, TBMM'dir" Ama çözüm için hiç bir plan ve projede sunamadı. Gelinen noktada HDP'lileri TBMM'den attırarak Erdoğan’ın darbeyi süreklileştirmesine ve tüm yetkileri tek elde toplamasına en büyük desteği de yine Kılıçdaroğlu verdi. Halbuki toplumun nefes almasına, bir demokratik seçenek sunulmasına müthiş ihtiyaç vardı. Yasama, yargı, basın ve yürütme tek elde toplanmış, Türkiye hiç olmadığı kadar otoriter ve faşist bir yapılanmaya hızla yuvarlanmaktaydı. Bunu durdurmaya, Erdoğan’ın en azından önünü açmamaya özen gösterilmeliydi. Bu Türkiye halklarının kaderini belirleyecek bir durumdu.

Seçimde HDP'yi baraj altında bırakmayı başaramayan AKP ve Erdoğan meclis darbesi ve komplolarla milletvekillerini tasfiye etmeyi gündemleştirdi. Mevcut durumda Erdoğan’ın tüm yetkileri elinde toplamasına, Ortadoğu’ya özgü otoriter, faşist bir kurumlaşmaya gitmesine karşı duran tek tutarlı güç HDP'ydi. HDP hem Kürt halkının iradesini hem de Türkiye demokratik güçlerinin birleşik muhalefetini temsil ediyor ve gelişme potansiyeli taşıyordu. Dinamizmi ve direniş çizgisiyle Türkiye halklarına güç ve cesaret veriyor, moral değerleri ayakta tutuyordu. Bunun için AKP ve Erdoğan tarafından sistemli olarak hedeflendi.

Erdoğan, HDP'lilerin meclisten atılmasını, bunun için dokunulmazlıkların kaldırılmasını emretti. Bu politikayı en aktif destekleyen, bir an önce HDP milletvekillerinin tutuklanmasını isteyen ve tahrik eden MHP'ydi. Savaşın başlamasıyla Erdoğan zaten MHP'nin çizgisine gelmişti. Aslında iki partinin ortaklaştığı bir savaş hükümeti pratikte gerçekleşmişti. Bu faşist bloka karşı demokratik bir alternatif oluşturmak gerekiyordu. İşte bu kritik noktada yine Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve AKP'nin yardımına koştu. 

CHP parti yönetim organlarında çıkan karar dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı durmaktı. Buna rağmen Kılıçdaroğlu basın karşısına çıkıp "anayasaya aykırı ama biz yine de evet oyu kullanacağız" dedi. Parti içinde de bu yönlü Kılıçdaroğlu üzerinde bir baskı yoktu. Baykal olsun, Muharrem İnce olsun dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı olduklarını açıkladılar. Baykal bunun kötü sonuçlar doğuracağını, kamplaşmayı vb artıracağını söyledi. Buna rağmen Kılıçdaroğlu neden Erdoğan ve Bahçeli’nin yanında yer aldı. Basında yansıyan görüşlere göre Kılıçdaroğlu'na genelkurmay bu görüşleri empoze etmiş. Kürtlerin direnişini ezmek ve örgütlü yapılarını dağıtmak için meclisten de atmak gerekir, denmiş. Kılıçdaroğlu da bu faşist ve savaşı derinleştiren görüşlere partisine rağmen evet, demiş. Büyük ihtimalle bu söylenenler gerçeği yansıtıyor.

Gelinen notada Kılıçdaroğlu'nun ortaklığıyla Kürt sorunu TBMM'de HDP'lileri kovarak çözülmüş olacak. Mecliste çözümden anladığı HDP milletvekillerinin atılmasıymış. Bir yandan da siyasi yol ve yöntemleri kullanalım, meclise itibar kazandıralım, çözüm yeri yapalım diyen CHP eliyle meclis tamamen devreden çıkarılıyor. Meclis bütünüyle Erdoğan’ın kuklasına dönüştürüldü. Kürtlere karşı da Kılıçdaroğlu'nun saf tutmasıyla ırkçı-milliyetçi bir blok, faşist cephe tamamlandı.

24 Temmuz'dan beri Sur, Cizre, Yüksekova, İdil, Şırnak vb birçok şehir yakılıp yıkıldı. Yüzlerce insan katledildi. Binlerce insan tutuklandı. Bütün bunlara karşı CHP ve Kılıçdaroğlu ne yaptı? AKP'yi durduracak veya geriletecek, halka sahip çıkacak, güven verecek hangi eylemi ve girişimi var? Yok. Bir iki heyet gönderip kaygı belirtme dışında hiç bir ciddi girişim ve eylem planı yok. Demokratik bir seçenek yok. Muhalefet yok. Bir yandan Erdoğan’a diktatör bozuntusu diyor bir yandan da onun en sıkıştığı yer ve zamanda onu güçlendirecek kararlara imza atıyor.

Kılıçdaroğlu milletvekillerinin dokunulmazlıklarına evet demeseydi, bu ortamda Erdoğan referanduma gidemezdi. Milletvekillerinin dokunulmazlıklarına evet diyerek Kılıçdaroğlu, bu insanları arenadaki yırtıcı hayvanların önüne atmış oldu. Kurban olarak seçilenler bu halkın umudu ve geleceğini temsil edenler oldular. "Al sana, milletvekillerini kurban ediyoruz, PKK'yi ez" diyor, Kılıçdaroğlu.

Ne trajik bir durum. Tarihten hiç ders alma yok. Halbuki İhsan Sabri Çağlayangil'le ilk röportajı yapan Kılıçdaroğlu'nun kendisidir. Orada Seyid Rıza onların başına getirilenleri Çağlayangil kendisine anlatıyor. İdama götürüldüğünde Seyid Rıza; "evladı Kerbelayız. Günahsızız. Bu zulümdür" diyor. Yine S. Rıza; "sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, ben de size diz çökmedim, bu da size dert olsun," deyip idam sehpasına yürüdü.

Bir Kürt ve Alevi olarak Kılıçdaroğlu, CHP'nin başına getirildi. Getirenlerin hesabi tabi ki, bu toplumsal kesimlerin bir biçimde devlete, sisteme eklemlenmesiydi. Ama demokratik bir seçenek de vardı. Kılıçdaroğlu bu katliamlara ve savaş politikalarına karşı durup CHP'yi debelendiği kısırdöngüden çıkarabilir, iktidar alternatifi yapabilirdi. Mevcut politika ve liderlikle CHP'nin halka güven vermesi, AKP faşizmini durdurması ve iktidar olma şansı yoktur. Kılıçdaroğlu eliyle HDP'liler Erdoğan’a ve faşizme yem edilerek otokratik bir yönetim daha kolay ve sorunsuz hakim olacaktır. Kılıçdaroğlu ne derse desin, bu vebalden ve sorumluluktan kendisini kurtaramayacaktır.


Muzaffer Ayata