Son konuşmalarından biri: "Gelecek Partisi de ülkemizin iklimine bir bahar habercisidir.“

Bu cümleler yeni senaryoyu kanıksattırmaya yetmez endişesiyle, ekledi:

"Allah cemremizi, mekanımızı hayırlı eylesin!"

Bu son cümlenin, Norşin merkezli, Kürt Nakşibendi öncülerinin hiçbir zaman uyanamayacaklarından hareketle söylendiğini varsayıyorum.

Bu sözler, geçen hafta sarf edildi ve devletin restorasyonunu sağlayacak son önemli isimlerden Davutoğlu‘na ait. Kim bu Davutoğlu?

Kimi kandıracak?

Kendisini mi?

Kürtleri mi?

Yoksa, bir zamanlar haftalık ibadetine koştuğu, O’nun adına, Dışişleri Bakanı/Başbakan sıfatıyla, Güney Kürdistan’ı bombalanmasını uluslararası hukuk kapsamında savunduğu, Reis’i mi kandıracak?

Şöyle bir savunma yapsaydı, inandırıcı olabilirdi.

"Bir zamanlar Reis’in her söylediğini yaptım, biat ettim, emir kuluydum, başka türlü yapamazdım“ deseydi?

İnandırıcı olur muydu?

Olmazdı.

Çünkü Davutoğlu (Reis İmparatorluğu’nun Başbakanı), görev açısından hiç karşılaştırmak istemediğim Adolf Eichmann (Führer İmparatorluğu’nun Günenlik Ofisi Şefi) gibi enselenmedi.

22 Nisan 1960’ta Arjantin’den İsrail’e kaçırılarak getirilen Eichmann, Aralık 1961’de idam cezasına çarptırılmıştı.

Eichmann tüm yargılama süresince, "Führer Prensibine“ uygun hareket ettiğini ve böylece de hukuki anlamda suç işlemediğini belirtmişti.

Karşılaştırıyorum: tesadüf değil ya, Eichmann’ın ön ismi Adolf’tu, değiştiriyorum; eğer yargılansa Recep Davutoğlu, talimatları "Reis Prensibine“ uygun olarak yaşama geçirdiğini söylese, hukuki anlamda suçlu olmadığını savunsa, cezaya çarptırılır mıydı?

Eichmann ile Davutoğlu arasındaki benzemezlik uçurumu çok büyük.

Benzerlik açısı ise küçük: Kimse Eichmann’ın adam öldürdüğünü ispatlamadı; hiçkimse Davutoğlu’nun adam öldürdüğünü ispatlayamaz.

Büyük benzerlik, ikisinin de kendilerine özgü çapta, öldürmeye azmettirdikleri.

Sadece Davutoğlu’nun talimatını hatırlatmak istiyorum:

Davutoğlu’nun Hendeklerin yerle bir edileceği, Sur’un yıkılıp yerine Toledo inşa edeceğini söylediği unutulmadı. Bu adam, cihatçılara "öfkeli gençler“ demedi mi?

Kasım 2015 seçimlerinden önce Van mitinginde yaptığı konuşmada: "Çünkü biliyorlar ki AK Parti iktidardan indirilirse ya bu terör çeteleri dolaşacak ya da eskiden olduğu gibi 'Beyaz Toroslar' dolaşacak" demekle kalmadı. Sonra Sur’u yıkıp Toledo inşa edeceklerini Vanlıları us’tan yoksul sandı ve ekledi:

Başınızı hiç önünüze eğmeyin Vanlılar. Başınız dik, vakur olsun" dedi.

"Reis Prensibine“ uygun hareket etme savı, Davutoğlu’nu yakayı ele vermekten kurtarmaz.

Böyle olunca da, Davutoğlu daha da akıllı bir basın açıklamasıyla, kendisini ve kitleleri ikna edecek bir ifadeyle:

"Reis’i destekledim, günün birinde kendi mezarını kazıyacağını bildiğim bu adamın sonunu hızlandırmak için, elimden geleni geri koymadım, tüm bunları baharı getirmek için yaptım“ diyebilirdi.

Bunun da faydası olmayabilirdi…

Çünkü, tüm bu olanlardan sonra, Kürtler Ankara’ya dayalı bir çözümden taraf olmayacaklarına inanıyorum. Çözüm devlet eksenli olmayacak. Davutoğlu ve Babacan’ın da, devleti restore etmek için yola çıkacakların şansı olmayacak; Cihatçı faşistlerden liberal siyasetçiler yaratmanın mümkün olmayacağı biliniyor.

Şimdilik sınavda olan Davutoğlu. Belleği zindi olanlar bu adam(lar)ın oyununa gelmeyecekler.

Türk Devleti’nin yakın geçmişe döşediği karanlık dehlizin devamı olacak, "post modern "Reis’lere son!“ diyenlerin sesini duyurmak için, yazdım…