Geçen gece içinde 4 kişinin olduğu bir araba, başka bir aracın önünü kesti. Araçta olan yazar/gazeteci Ahmet Hakan saldırıya uğradı.
Ahmet Hakan dövüldü, burnu kırıldı, kaburgasında kırıklar oluştu, vücudu morardı.
20 Temmuz 2015’ten bu yana bizzat Türk devlet yönetiminin talimatı ve kararıyla 100’ün üzerinde sivil insan öldürüldü. Öldürülenlerin büyük çoğunluğu çocuktu. Muhammed bebek daha 35 günlüktü ve hayatını kaybetti. Cemile Çağırga 13 yaşındaydı ve hayatını kaybetti.
Biraz vicdanı olan, biraz aklı olan susar mı? Bunu manşetlerine, ekranlarına taşımaz mı?
İşte o biraz vicdanı olan basın da susuyor. Susuyor çünkü korkuyorlar. Yaşam güvenceleri olmadığı için korkuyorlar, ekmekleri tehlikede olduğu için korkuyorlar. Korktukları için son iki ayda öldürülen 100’ün üzerindeki Kürt sivili görmediler, görmek istemediler. Korktukları için son iki ayda kuşatılan, saldırıya uğrayan Kürt kentlerindeki zorbalığı görmediler, görmek istemediler. Korktukları için HDP’yi ve onun eşbaşkanlarını görmüyorlar, göremiyorlar.
Ahmet Hakan görmek istedi, görmeye çalıştı.
Ahmet Hakan’a bu nedenle bir süredir tehditler yapılıyordu. Hakan emniyetten tedbir istedi. Tehditler nedeniyle koruma istedi, ancak bu koruma isteği valilik tarafından kabul görmedi.
AKP’li vekilin gazeteyi bastığı ve sahibi Aydın Doğan’a “çiğerini sökeriz” tehdidini savurduğu bir yerde saldırı geç bile kalmış. (!)
AKP/Erdoğan demokrasisinin ulaştığı nokta, Ahmet Hakan’ın yüzündeki yumruk oldu!
AKP/Erdoğan demokrasisinin, çözüm sürecinin ve vicdanının ulaştığı son nokta, 13 yaşındaki Cemile Çağırga’nın bedenine saplanmış kurşun oldu!
AKP/Erdoğan hümanistliğinin ulaştığı son nokta Muhammed bebeğin cenazesi oldu!
Eğer bir ülkede insanlar rahat konuşabiliyor, rahat seyahat edebiliyor, manşetler özgür çıkıyor ve ekranlar özgür ise orada demokrasi vardır. Türkiye’de bunların hiçbiri yok.
Toplum gergin, nobran ve kutuplaşmış. Bu gerginlik, kutuplaşma ve nobranlığın mümessili hiç kuşku yok ki nobran, gergin ve kutuplaştırıcı zihnin sahibi Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun Türkiye’sidir.
AKP’li vekil Abdurahim Boynukalın, “Evinin önüne gidecektim. Bunlar dayak yememişler hiç. Bizim hatamız bunlara zamanında dayak atmamak oldu” demişti ve dün itibariyle dayak atılmış oldu.
AKP’li Mehmet Metiner, Ahmet Hakan’ın çalıştığı yayın grubunun sahibi için şöyle demişti: “Haddini bilecek Aydın Doğan. Onun tırnaklarını da dişlerini de sökmesini biliriz.”
Star gazetesi yazarı Cem Küçük ise “Şizofrenik ve PKK’li bir hırsız portresi: Ahmet Hakan” başlıklı yazısında “Şizofreni hastaları gibi hala kendini Hürriyet’in Türkiye’yi yönettiği günlerde zannediyorsun. İstersek seni sinek gibi ezeriz. Bugüne kadar merhamet ettik de hala hayatta kalabiliyorsun.”
Hakan saldırıyı, kırık bir burun ve morarmış bir vücutla atlattı. Cem Küçük’ün merhameti sürüyor ki Ahmet Hakan hala hayatta. Ona da dua etsin.(!)
Başbakan Davutoğlu “Eğer bir gazeteci evine rahatlıkla gidebiliyorsa basın özgürdür” demişti. Eğer basın cesaret edip Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bu sözünü hatırlatabilirlerse, büyük bir ihtimalle, “Ben rahatlıkla evine gidebiliyorsan dedim, çıkabiliyorsan demedim” diyecektir.
Ahmet Hakan’a saldıran 4 kişi gözaltına alındı. Peki ya onları oraya gönderenler ve saldırtanlar?
Biz ancak böyle köşemizden konuşuruz, AKP ise yapar (döver).
Eğer Erdoğan’a yağ çekiyorsan muhalif herkese sövebilirsin, “çiğerini, tırnaklarını sökerim” diyebilirsin.
Türkiye ve basını özgürdür efendim!