Bir arkadaşım sosyal medyada şu soruyu sormuş:
"Bir ülkede yüzde 65 dindar olsa, yüzde 30 tinerci olsa, yüzde 5 de ülkenin yalnızca bunlardan meydana geldiğini zanneden hödük olsa, o ülkede kim iktidar olur?”
Gülümsedim…
Sorunun yanıtı şu yaşadığımız ülkenin her gününde ziyadesiyle aşikâr. Fazla düşünmemiz gerekmiyor. Ayrıca çok soru sormak da nesi? "Dindar bir nesil” istiyorlar nihayetinde. Üstelik fazla yeni bir söylem de değil. Hacca giden liseliler, promosyonlarla cezbedici kılınmaya çalışılan camiler, oruç tutmaya şevkle sevk edilen gençler, 3–5 yaşlarında başında takke, sırtında cüppe oğlan çocuklar ve başları türbanlı uzun etekli fotoğraf gibi kız çocuklar…
Eski yazılarımın birinde (Aşk Aklı Kovalar, 2005 tarihli) Ankara’nın bu kuvvetli arzusunun Kürtler için işareti sayılabilecek bir not düşmüşüm. Yeniden anımsatmak elzem:
***
(…)
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir türlü gerekçelendiremediği ve hatta bu konuda oldukça yetersiz kaldığına inandığım sevdası olarak aklımızı çeldi Kürt sorunu şefkati. 'Kürt sorunu yoktur' demişti, oysa şimdi sorunun varlığına işaret parmağını dokundurmak için o bölgede! Aşk mumunun doğal yanıp-sönme sürecinden üflenme hadisesine dönüşmesi an meselesi. Ama Başbakan'ın bölgeyle kurduğu yakın temasın bir de arka perdesi var: Başdanışmanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu'nun hazırladığı Güneydoğu-PKK raporu. İlginç saptamaların olduğu bu raporu görmezden gelmemiş gazeteler, 'Maneviyatı olmayan dağa çıkıyor' tespitini de başlık yapmışlar habere. Fendoğlu, 15 yıllık hukukçu öngörüsüne dayanarak PKK'yi kasten 'bunlara tarih ve kültür bilincinin verilmesi lazım. Bizi biz yapan değerlerin öğretilmesi lazım. Bu değerler içinde dini bilgiler de var' demiş. Bu bölüm, sonuç niyetine söylenmiş olmalı, yazarın dipnotu ya da.
Doğu'da 'maneviyatı boşalmış' gençler PKK'ye katılınca bir tür tehdit oluyor da, sistem tarafından beyni boşaltılmış şehirli 16-25 yaş grubu, ne tür tehlikeyi işaret ediyor acaba? Cep telefonlarından beyinlerine doldurdukları saçmalık, internet kafe tutkusu, basit davaların kan ve can gibi bedelleriyle dolu gazetelerin 3. sayfaları neden kimseyi rahatsız etmiyor? Şehirde dijital terör yaratan bu yaş grubu çok da tepki toplamıyor. Çünkü böyle olması isteniyor. Sistem 12 Eylül müdahalesi ile varmak istediği sonuca, ilerleyen teknolojiyi de kullanarak çabucak varıyor. Ne âlâ!
Soruyu yeniden sorayım, belki aklınıza yatan yanıtı bulmuşsunuzdur:
"Bir ülkede yüzde 65 dindar olsa, yüzde 30 tinerci olsa, yüzde 5 de ülkenin yalnızca bunlardan meydana geldiğini zanneden hödük olsa, o ülkede kim iktidar olur?"
Sizce?
Bunu da bir meselle noktalayayım:
Dağın birinde bir bilge kişi yaşarmış. Herkes tarafından sayılır, sevilirmiş. Gençlerden biri, bilgenin bilgeliğini kabul etmeyip, maskesini düşürmek istemiş ve bir plan kurmuş. Küçük bir kuşu avucunun arasına yerleştirmiş ve bilgeye sormuş:
- Söyle bilge, avuçlarımın arasındaki bu kuş ölü mü, diri mi?
Bilge şöyle bakmış ve demiş ki:
- Evlat! Ölü desem avuçlarını açıp kuşu uçuracaksın, diri desem sıkıp öldüreceksin.
- Ellerinde yaşam ve ölümü birlikte tutuyorsun, gel bu kararı bana verdirme, kendin ver!
Ankara’nın tüm kararlarını büyülenmiş gibi emir telakki eden yüzde 50 ve bu yıllara büyük aşkla bağlanmış bir "aydın” güruh var karşımızda.
Demek ki neymiş: Aşk gerçekten de aklı kovalarmış!
Kim iktidar?