Türkiye muazzam savruluşlar yaşıyor, korkunç bir iç huzursuzluk! Son on yıla dönüp bir bakın; bir uçtan başka bir uca savrulmuş bir ülke görüntüsü ile karşı karşıyayız...

Ne yana dönseniz; her tarafınız hormonlaşmış problemlerle kuşatılmış. Rüzgar ekenler fırtına biçiyorlar. Amedspor'a tahammül edemeyenlerin ektiği şiddet tohumları; dönüp Trabzon Fenerbahçe maçında kendilerini de vuruyor...

Türkiye'de son dönemde yaşananlar vicdanı olan, bu ülkenin geleceği adına samimi kaygıları olan herkesi derinden etkiliyor...

Ege kıyıları olanca güzelliği ile ölüm denizine dönüşmüş durumda; Asya'nın Afrika'nın birçok yoksul ülkesinden çaresizlikle Türkiye'ye sığınmış insanlar, Türkiye'yi yönetenlerin günlük politik çıkarları için kimi zaman gayri insani kamplarda tutuluyor; kimi zaman derme çatma teknelerde ölüm yolculuğuna gönderiliyor. 

Kürdistan'da yaşananlar tam bir vahşet; devlet kendi kentlerini top atışına tutuyor. Türk ve Kürt halkının ortak geleceğine ilişkin beklentiler en iyimser çevrelerde bile dip yapmış durumda; insanlar artık nasıl birlikte yaşanacağını değil; en az hasarla nasıl ayrılabilineceğini konuşuyorlar...

Her gün ülkenin dört bir yanından gelen; taciz, tecavüz haberleri ülkenin içine düştüğü durumun özeti gibi... 

Halbuki daha yakın zamana kadar işler tam tersi bir yönde yol alıyordu; şimdilerde Cumhurbaşkanı dahil birçok AKP çevrelerinin inkar ettiği Dolmabahçe protokolünün deklarasyonu ile Türk ve Kürt halkının ortak geleceğe ilişkin umutları en yüksek seviyeye çıkmıştı...

Ne zaman ki; Türkiye'de Kürt Sorununun çözümüne ilişkin genel algı pozitife dönse; Türkiye'nin AB üyeliği çabaları hızlanıyor. Türkiye turizmi patlama yapıyor; kendine güvenen Türkiye dışarıya da güven veriyor...

Hatırlayın daha yakın zamanda Sayın Öcalan'ın Newroz deklerasyonundan sonra; Türkiye'de muazzam olumlu bir atmosfer oluşmuştu. Askıda kalan; gerçekten karşılığı olup olmayacağı bilinmeyen birçok tarihsel soruya ilişkin yaklaşımlar hem içerde hem de dışarıda olumluya dönmüştü...

Siyasal İslam geçmişinden gelen bir parti yıllardır iktidardaydı; ancak buna rağmen "Batılı değerlerle müslümanlığı bağdaştıran, demokratik laik bir Türkiye gerçekten olabilir mi" sorusu hala cevapsız duruyordu...

Evet, "Türkiye batılı değerlerle barışık demokratik laik bir ülke olabilirdi; ancak bu tek başına gömlek değiştirdik iddiasındaki AKP ile olmazdı. 

Bunun bir tek oluru vardı; bu da ancak "Türkiye'nin, Kürt Sorununda; ekonomik, demokratik ve askeri alanlarda çözümün önünü açmasıyla" mümkün olabilirdi. Çünkü bu yolla Türkiye; sadece Kürt Sorununu çözmüş olmayacak, aynı zamanda toplamda demokratikleşme sorununu da çözüm yoluna sokmuş olacaktı...

Türkiye sanki bu yola girmiş, girmek istermiş gibi bir görüntü veriyordu; bu Türkiye'ye Uluslararası çevrelerde ciddi bir saygınlık kazandırmaya başlamıştı...

Sonra bir anda her şey tersine döndü; koca ülke bir anda yangın yerine döndü; bırakın muhalif çevreleri yakın zamana kadar kendini AKP ile tanımlamış kesimler bile kendilerini güvende hissetmemeye başladılar. Türkiye'den muazzam bir sermaye kaçışı süreci başladı...

Kürt sorunu Türkiye'nin ve Ortadoğu’nun yüzyıllık çözülmemiş bulmacasıdır; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Hareketi bu bulmacayı çözerek bölge halklarına bundan sonra nasıl yaşamalının yolunu gösteriyorlar...

Önümüzde iki yol var; ya AKP'nin savaş ve yıkım siyaseti, ya da Sayın Öcalan'ın; eşitlik, özgürlük ve kardeşlik siyaseti...

Bakalım kim kazanacak!