8 Mart vesilesiyle kadın sorunu bir kez daha tartışmaya açıldı. Her açıdan on yıl öncesinin gerisine düştüğümüz tabloda durum vahim. Yine bu vesileyle ortaya çıkan iki merkezi görüş bir nevi Türkiye'deki kadın sorunu karşıtlarını ve çözüm yanlılarını da birkez daha ele verdi. İlki Öcalan'ın kadın sorununa ilişkin tespitleridir. ikincisi ise Erdoğan'ın "kadın sorununu gündemime aldım" haberiydi. Yani her iki açıklamanın "günün anlam ve öneminden ziyade" tutarlılık derecesi önemli. Öcalan’ın kadın sorununa ilişkin son değerlendirmelerine geleceğiz ama Erdoğan ın söylediklerinde yutulmayacak kadar kılçıklı bir algı var. Ve sanki; kadın sorunu bugüne dek Erdoğan'ın gündemine hiç gelmemişcesine sunuluyor. Ya da Erdoğan'ın, sorunun karşıtı ve kadının geri planda kalmasını arzulayan zihin alemiyle uzaktan yakından ilgisi yokmuş gibi sevecenliğe soyunması pek manidar. 

Oysa Türk siyaset geleneğinde AKP kadar var oluş biçimi, siyasal gelişimi, kitle dili, toplumla ilişkilenme metotodlarını kadın sömürüsü ve ucuz siyaset tarzı üzerine kuran hiçbir parti olmamıştır. AKP bir nevi kadınları sömürerek ve sorunlarını görmezden gelerek bugünlere geldi. (Tabi AKP'nin oluşumundaki diğer nedenler başka bir yazının konusu.) Türban simgesi üstünden ılımlı İslama yol veren devlet, bu kulvarda mağdur havasından beslenen birçok kesim yarattı. Milli görüş, cematler, vakıflar ve AKP siyasal İslama geçişlerinde hep kadın metaforunu kullandılar. Kemalizm ile doğrudan politik, kültürel ve yönetim alanında mücadele gücü ve yeteneği olmayan Türk İslamcı gelenek, yapılarındaki kadın emeği üzerinden deneyim kazandı, örgütlendi. MSP, RP FP, Gülen cemaati deneyimlerinden hareketle Kemalist sistemin laik anti-laik çatlağından çıkan AKP'nin en önemli araçlarından biri de kadındı. AKP'nın bütün icraatlarında kadını alan kazanma malzemesi görmek, İslamcı bir siyaset tarzı oldu. Yıllarca türbanı ve dini kitlerlere satan AKP, iktidarda kaldığı ilk on yıl boyunca bu konuda top çevirerek ana sermayesine dokunmamıştır. Eğitim, sağlık, istihdam, gibi acil reform alanlarında kamusal, ve politik tercihlerinde kadınlara ayrımcılığı sürdürerek toplumun kafasını kadın özgürlüğü aleyhine etkilemiştir. Kısacası AKP'nin gizli sermayesi "ikinci cins" olmuştur. 


AKP kadın sorununu enkaza uğrattı 

Kadının eteğinden, oturuşuna ,saçından, göbeğine dek müdahale, aşağlama ve ifşa etmede Erdoğan'ın müdahale taktikleri kayıtlarda. Doğum, çocuk sayısı, eğitilme biçimi ve rutinleşen cinayetler… Bunlar AKP'nin reklam ajandasında hep ilk sırada yer aldı. Kısacası hepimizin bilmesi gereken kadın sorunu on iki yıldır AKP'nin gündemi ve egemenliğiyle enkaz halinde.

 Erdoğan'ın kadınlar gününde yaptığı açıklama ''son muradının" dile gelişidir. Erdoğan, "Bir başka kültürdeki kadın algısını getirip bizim toplumumuza giydirmeye kalkarsanız oradan netice alamazsınız. Üniversitelerimizden kadınlarla ilgili ülkemiz gerçeklerine uygun bir program oluşturmalarını bekliyorum" derken aslında birkaç doğruya işaret ediyor. Başka kültürdeki Suriyeli kadınların Türkiye'de pazara sunulduğunu, kamplarda, cezaevlerinde tecavüzlerin görmezden gelinebildiğini, başkalarının kültürel ve bireysel onurunu, can güvenliğini korumanında bir kültür ve ilke gerektirdiğini unutturmak istiyor. Bir başka kültür ve toplumun kadınlarını kendi politikalarına kurban ederken acaba hangi samimiyeti taşıyor? Ama anladığımız kadarıyla asıl mesele "ülke gerçekleri" değil. Asıl mesele ilke gerçekleri. Ve Erdoğan ilke bazında kadın haklarından rahatsız. Çünkü kadın haklarının batı düşünce tarihi içerinde şekillen biçimlenişine tahamül edemiyor. Yıllardır İslamcı ve geleneksel yaşam yatırımı yaparak, alenen cinsiyetçi, ayrımcı ve küçümseyici politikalar savunarak modern saiklerle bir dereceye erişmiş siyasi, sanatsal ve kültürel bazdaki kadın haklarında ilerici bir süreç var. Erdoğan bu süreci olabildiğince darbelemek peşinde. 


Kürt hareketi iktidar zihniyetini erozyona uğratıyor 

Erdoğan'ın iktidar piramidi anti özgürlükçü ve geleneksel gerilimle beslenen bir eski dünya görüşüdür ve bunun hem uluslararası bazda hem de Kürt bölgesinde artık dayanma şansı kalmamıştır. Özellikle Şengal ve Kobanê'de ortaya çıkan görüntüler en çok Erdoğan'ın bu niyetini erozyona uğratmıştır. Çünkü Erdoğan’ın barışmak zorunda olduğu hareket ve çözüm bulmakta mecbur kaldığı Kürt sorunu en başta kadın sorununu tarihi bağlantılarıyla kabullenmiştir. Her şeyden evvel Kürt Özgürlük Hareketi kadın sorununu ve geleneksel egemenlik ilişkilerini sorgulayan bir fikriyata sahiptir. Yani AKP ile bu alanda ciddi bir bünye uyuşmazlığı söz konusudur. Nasıl ki Kürt sorunu Türk devletinin geleneksel yanlarını aşıyorsa, kadın sorunu da Kürt ve Türk toplumundaki gerici ilişki ve yaklaşımlar ağını aşan düzeydedir.

Yani sorunun kendi bileşenlerini yarattığı düzlemde kadın hareketi ve Öcalan denklemi AKP'nin şurunu bozuyor. Keza Kürt Özgürlük Hareketi; Öcalan, kadın örgütlenme ağı, sosyolojik talepler ve demokratik beklentiler ışığında kesişmiş bir dörtlüye sahip. Yani her kolonun kendine göre dinamizmi, bilinci ve varlık gerekçeleri var. Elbette burda Öcalan'ın durumu daha ön plana çıkıyor. Çünkü Öcalan, baştan beri kadın sorununa taraf olmuş, bunu stratejik bir özgünlük olarak ilan etmiştir.


Öcalan evrenselleşen haklara inanıyor 

Öcalan’ın kadın sorununa yaklaşımı gelenekle uzlaşma, ya da ona öykünmeyle değil, bizatihi onu yıkan bir durumdan hareket ediyor. Baştan beri sorunun çözümünü eşitlik mertebesinde arıyor ve güncel önermelerle modernize etmeye çalışıyor. Kadın sorununu bir eşitler sorunu olarak görmek günümüzün modern toplum özelliğidir ve gerçekçi bir düşünüş tarzıdır. Bu açıdan Öcalan'ın kadın özgürlük mücadelesini demokrasi eylemselliği içinde tartışma çabaları Ortaoğudaki yeni dizayn projeleriyle yürüyebilecek genişiliğe sahip. Aslında Öcalan'ı politik figür darlığından çıkaran da onun bu gerçekçi eşitler denklemine verdiği ayrıcalıktır. Bu açıdan Öcalan kadın özgürlüğünü temellendirirken bir baba, erkek baskınlığı, ya da bir bağışlayan değil, hem özeleştiri-eleştiri yapabilen hem de verilerini her açıdan tartışmaktan geri kalmayan bir yöntem izliyor. İşte Öcalan'ın işaret ettiği "Çözüm; kadının eşitlik, özgürlük hukukuyla beraber olur. Kadın hukuku-özgürlük hukuku benim için esastır" gerçeği buradan dolmaya başlıyor. Kadın sorunundaki beklentiler ve gerçekler sahasında Öcalan'ın kazanma şansı yüksek. Çünkü Öcalan modern dünya üzerinde ilerleyen ve evrenselleşen hakların faydalarına inanıyor. Yani buradan Erdoğan'a fena halde fark atıyor. Zira Öcalan içerde olmasına rağmen evrensel dünyaya göz kırpıyor. Erdoğan ise köhnemiş bir toplumsal zemin ve küresel dünya gerçeği karşında içe kapanan milli, dini ve ataerkil bir dal arıyor. Erdoğan kadın konusunda değil kaybedenler külübü, bizatihi karşıtlar kulübünün gönüllüsüdür. Öcalan'ın önermeleri ve  politik kapsayıcılığı Kürt modernleşmesinde kadın sorununun ihtiyaç duyduğu değişimleri Kürt kadın mücadelesiyle yakalaması ise kaçınılmazdır.