İstanbul ve Kayseri’de TC polis ve askerlerine yönelik düzenlenen saldırılar ardından Erdoğan ve avanesi tarafından bir kez daha Rojava hedef gösterildi. Saldırıları düzenleyen militanların daha kimliklerini tespit edemeden nereden geldikleri, kimlerle ilişkili oldukları, nerede eğitim aldıkları, saldırıların planları açıklanmaya başlandı.
İstanbul’da düzenlenen saldırı ardından dışişleri bakanlığı düzeyinde YPG hedef gösterilmiş, DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyonun YPG’ye verdiği silahların bu saldırıda kullanıldığı iddia edilmişti.
YPG 16 Aralık günü resmi sitesinde yayınladığı açıklamayla ( https://goo.gl/G0wfql ) bu iddialara yanıt vermiştir. Türk devletinin bu yalan iddialarla kirli siyasetini ve Türkiye halklarına yönelik düzenlediği katliamları gizlemeye çalıştığı belirtilen açıklamada uluslararası güçlere TC’nin yalan iddia ve Rojava’ya yönelik saldırılarına karşı ses çıkarması çağrısında bulunulmuştu. Kayseri saldırısı ardından ise bu sefer yandaş medyada direkt Kobanê hedef gösterildi. Alışılagelen hızlı çamur atma haberlerinden olduğundan birçok çelişkiyi içinde barındırmasında da beis görülmedi.
Şüphesiz bu saldırgan dil yeni değil. Rojava devrimini dış politikasının kırmızı çizgisi haline getiren Erdoğan’ın buna benzer birçok suçlaması biliniyor.
Peki neden Rojava’yla bağ kurmak bu kadar önemli?
TC’nin temel argümanı ve uluslararası alanda propaganda ettiği “PKK ile PYD birdir” tezinin haklılığını ispatlayabilmek tabii ki.
Bu tezin kimler tarafından ne kadar kabul gördüğü de ortada. Defalarca ya o ya biz seçeneğiyle yüz yüze bıraktığı tüm partnerleri olumsuz yanıt verdiğinden bir paranoya olmuş Erdoğan için. İlla bağlantı kuracak.
Tabii ki bununla da sınırlı değil. Bir kuyruk acısı var ortada. Kobanê.
12 Aralık günü Y.Özgür Politika gazetesinde yayınladığı yazısında Selahattin Erdem bu konuya dikkat çekiyordu. “7 Haziran 2015 seçiminden sonra Tayyip Erdoğan’ın yakınlarına şöyle söylediği ifade ediliyor: ‘İki şeyi asla kabul edemem. Biri Kobanê’deki askeri sonuç, diğeri ise 7 Haziran seçim sonucu!’”
Erdoğan’ın bunu söylediğinden zerre şüphe etmiyorum açıkçası. Zaten Rojava’yı işgal pratiği de bunu gözler önüne seriyor. Fırat’ın doğusu veya batısı ayrımı da güncel olarak anlamını yitirmiş durumda. Sadece son iki gün içinde Kobanê’ye bağlı köylere ve bu köylerde üslenen YPG mevziilerine düzenlenen saldırılar da bunun açık göstergesi.
Evet, bence de çok uzatmaya gerek yok.
Erdoğan rejimi kendi geleceğini Rojava devriminin, dolayısıyla Kürtlerin statüsüzlüğünde görüyor. Bunu elde edebilmek için tüm ülkeyi ateşe atıyor. Buna gücünün yetmediğinin bilincinde olduğundan bölgede ve uluslararası alanda destek arayışında. DAİŞ karşıtı koalisyonu ikna edememesi onu Rusya-Suriye hattına yakınlaştırdı ve önümüzdeki günlerde bunun bir sonucu olarak yeni pazarlıkların masaya yatırılacağı toplantılara katılacak.
Yıllardır desteklediği, beslediği çete gruplarının bile yalancılıkla, ihanetle suçladığı Erdoğan yönetiminin ne kadar destek bulabileceği ise şüpheli. Dünya devi olma iddiasındaki Erdoğan’ın dolar karşılığında savaşan çetelerce bile muhatap alınmaz bir hale gelmesi kendi açısından şüphesiz büyük bir acı. Lakin burası Ortadoğu ve burada güç, istikrar ve ilkelerle sabittir.
Düşmanlığını ilkesizlik ve basiretsizlikle besleyerek, tüm uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, işgal ve katliam politikalarından medet umarak, ülkeyi ve bölgeyi sonucu olmayan savaşlara sürükleyerek yürütmeye çalışmanın bedelini şüphesiz ağır ödeyecek Erdoğan. Rojava’nın meşru güçlerini teröristlikle suçlamayla uğraşırken kendisi terörist olarak adlandırılacak.
Tıpkı kendisinin de vakti zamanında dillendirdiği gibi; “Kendi vatandaşını öldüren bir insan teröristtir”