14 Temmuz’da olanlar gözler önünde. Bir devlet meşru bir hakkı kullanmak, sivil ve barışçıl bir gösteriyle taleplerini dile getirmek isteyen koca bir kentin sakinlerine karşı tam bir vahşet uyguladı. Kenti, Amed’i günler öncesinden ablukaya, giriş ve çıkışları kontrol altına aldı. Operasyon üstüne operasyon gerçekleştirdi. Binlerce ev alt-üst edildi. Bu da yetmedi. Dışardan binlerce polis ve özel tim mensubu kente kaydırıldı.
Ne için? Parlamento’da grubu bulunan bir partinin altı vekilinin seçildiği bir kentte düzenlemek istediği mitingi engellemek için. Ne zaman? “Siyasetle müzakere” teranesinin yükseltildiği, “iyi şeyler olacak” ninnisinin seslendirildiği zaman.
Peki siz Türk devletinin, bakanlarının, valilerinin, emniyet müdürlerinin tek bir tanesinin bir AKP veya MHP mitingini yasakladığını, Alperenler veya faşist ve ırkçı gürühlardan bir tekinin saldırılarını önlediğini, Türk kentlerinde Kürt avına çıkan ırkçı çetelerin silahlı ve satırlı saldırılarını engellediğini işittiniz mi? Tek bir örnek gösterebilir misiniz?
Onca yaşadıklarından sonra eline silah alıp dağa çıkmak zorunda kaldığında “terörist”, ovada cebinde bir çakı dahi olmadan barışcıl bir gösteri düzenlemek istediğinde ise “teröre destek” sayılıyorsa, ne yapsın Kürt? Hangi kapıyı çalsın, hangi taşa başını vursun?
Şayet terör korku ve dehşet salmaksa, Kürdistan’da bir asırdır uygulananlar terörün danıskasıdır, hem de devlet markalı terörün en alası. TC Kürdistan’da sadece korku ve dehşet salmayla yetinseydi, yine iyi. O korku ve dehşet salmayı Kürt kanıyla besledi, bir coğrafyayı baştan başa yangın yerine çevirdi. On nesle yaşamı zehir etti. Taş taş üstünde bırakmadı. Yüzbinlerce insanı en aşağılık yöntemlerle katletti. Bir halkın kökünü kurutmak, bir ülkeyi yeryüzünden silmek için yapmadığını bırakmadı.
Tüm bunları yaparak alçaklığın tarihine imza atanlar, sonraki nesillerin bunları yaşamaması için canlarını ortaya koyarak direnenleri ise teröristle suçluyorlar! İşte bu olmadı.
Şayet bir sorun varsa, bir halkın, bir azınlık veya grubun tüm ısrarlı çabalarına rağmen, bu sorun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturulamıyorsa, çatışma çıkar. Bu dün Cezair’de de, Vietnam’da da, Angola ve Güney Afrika’da da işte bu nedenlerle yaşandı. Kürtler de, PKK de ülkelerinin Türk işgali altındaki yakasında başka bir yol bırakılmadığı için dağın yolunu tutmak zorunda kaldılar, aynen ölümsüz Mustafa Barzani’nin, Dr. Abdurrahman Qasımlo’nun başka parçalarda yaptığı gibi.
PKK ve tüm devlet aygıtıyla TC otuz yıldır, kim adına ne derse desin, kim nasıl tanımlarsa tanımlasın, silahlı bir çatışma, hatta savaş içindeler. Çatışma ve savaş konumu varsa, ölümler de kaçınılmazdır. Ama bunun da bir kuralı var, tarafların uyması gereken yükümlülükler var. TC, PKK gerillarıyla karşılaştığı yerde saldırır. Hatta elindeki devasa savaş mekanizmasını, uçak ve helkopterlerini, tank ve topunu devreye koyar. Vurur, katleder. Dağa çıkanlar bunun hesabını yaparak çıkarlar dağa, bunu bilir ve göze alırlar.
PKK’de çatıştığı, savaştığı güce karşı ataklar geliştirir, pusu kurar, ansız baskınlar gerçekleştirir, karakol ve kışlalara saldırır. Bunun sonucunda ölümler olur. Çünkü bu bir bilgisayar oyunu değil, gerçek bir savaştır.
Türk ordu birlikleri Kürt savaşçıları, partizanları katlettiğinde, Türk kamuoyu ve basını için bu oldukça sevindirici, hatta zevk verici bir gelişmedir. Ama tersi olduğunda, PKK savaştığı güce karşı bir karakol bastığında bu “terör” sayılır, cıngar koparılırsa işte bu olmaz. Kürt katledildiğinde iyi, güzel; Türk askeri öldüğünde terör! Çocuklar mızıkçılık der buna.
Kuralı bozan Kürtler değil, TC’dir, hem de onyıllardır. PKK hangi köyü yaktı? Hangi köyü ve yaylayı bombaladı? Nerede, hangi vadide kimyasal silahlar kullandı? Esir aldığı hangi askeri katletti? Hangi sivil insanı dağa kaldırdı ve cezalandırdı? Hangi kadın ve çocuğa el uzattı?
Her savaşan güç gibi, eline silah alan her hareket gibi, PKK de otuz yıllık savaşta hatalar yaptı. PKK yaptığı yanlışlardan dolayı özeleştiri yapmasını, özür dilemesini de bildi. Bir de Türk cephesine, eski hesaplara değinmeden son bir yıla bakalım. Roboskî’de 34 çocuk ve genci kim katletti? Kim kimyasal silahlarla saldırılar gerçekleştirdi? NATO’ya da bağlı savaş uçaklarıyla her allahın günü Güney Kürdistan’ı bombalayan kim? Kürdistan’ı 250 bin mertekarelik açık bir cezaevine çeviren, son üç yıl içinde parlamentoda grubu bulunan bir partinin taraftarı onbin sivil siyasetçiyi rehin alan kim?
Zındanlarda rehin tutulan savunmasız çocuklara el uzatan, Urfa’da olduğu gibi devlet denetiminde katliamlar yapan, 14 Temmuz’da sivil bir gösteriyi yasaklayarak çapulcu sürülerini meydanlara salarak terörün danıskasını gerçekleştiren kim?
AKP’ye her yer, stadyumlar, meydanlar serbest, ama Kürtlere kendi kentlerinde sokağa çıkmak yasak! Terör Amed’de, Kürdistan’da yaşananlar değilse, nedir terör? Bunlar Gazze’de, Şam ve Kahire’de, Hama ve Homs’ta yaşansaydı kim ne derdi, hangi gazete nasıl bir manşet atardı? İşte bunu çözdüğümüzde, kardeşliğimizin oranı da ortaya çıkacak ve iş biraz daha yoluna girecektir.