
10 Ekim 2015 günü bütün dünya KCK’nin ateskeş ilan edeceğini biliyordu; günlerdir Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere Kürdistan ve Türkiye’deki onlarca sivil toplum örgütü, kurum ve kuruluş ateskeş çağrısı yapıyordu ve Kandil’den de olumlu sinyaller geliyordu. O sabah Kürt Halkı ve diğer halklar korkunç bir sabaha uyandılar. T.C. terör devleti, ateşkes açıklamasını önlemek için Anadolu’nun tam orta yerinde, kendi devletinin başkentinde onbinlerce insanın buluşacağı büyük Barış Mitingi’ni kana buladı ve 102 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına sebep olan bir katliama imza attı. Bu her ne kadar tarihe Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olarak geçtiyse de, ne yazık ki tarihi katliamlarla dolu olan “Cumhuriyet”in süregelen büyük katliamlarından biriydi. Zira tarihi katliamlarla, soykırımlarla ve terörle dolu bir devletten bahsediyoruz.
10 Ekim günü beklenen eylemsizlik kararı açıklaması hakkında Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan daha açıklama olmadan “Buna karnımız tok” demişti. Eylemsizlik açıklaması sonrası Erdoğan’ın kukla başbakanı Davutoğlu’nun yanıtı “Hiçbir şekilde tereddüt etmeyeceğiz, operasyonlar devam edecek” olurken, AKP’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Çatışmasızlık diye bir ifadeyle halkımızı kandırabileceklerini zannediyorlar” diyerek kendi faşist ve milliyetçi tabanını kandırmaya devam ediyordu.
PKK’nin ateşkesler tarihine bakacak olan herkes görecektir ki Türk Devleti ve onun temsilcileri her defasında ateşkes yapılması için defalarca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ayağına gitmiştir.
15 Nisan 1993’deki ilk ateşkes, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’in isteği ve YNK Lideri Celal Talabani’yi aracı olarak Sayın Öcalan’a göndermesi ardından gerçekleşen görüşmeler sonrasında ilan edildi. O zamanki Başbakan Demirel’in ilk tepkisi “Devlet kan dökenle pazarlığa oturmaz” olmuştu. Mayıs 1993’te de sonradan itirafçı olan Şemdin Sakık’ın Türk devletiyle birlikte yaptığı Bingöl’deki 33 askerin öldürülmesi olayıyla ateşkes sona erdi.
15 Aralık 1993’te PKK ile KDP arasında yapılan ateşkese Türkiye de dahil edildi ancak o dönem o kadar çok askeri operasyon yapıldı ve faili meçhul cinayetler işlendi ki ateşkes süreci böylelikle bitti.
1 Eylül 1998’de ilan edilen ateşkesin talebi o zamanki Başbakan Necmettin Erbakan tarafından geldi. Dönemin Karakuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in Suriye’ye savurduğu tehditler sonrası yoğun askeri operasyonlar başlatıldı. Uluslararası 15 Şubat Komplosu sonucu Kürt Halk Önderi Öcalan’ın Kenya’dan Türkiye’ye kaçırılmasıyla ateskeş de son buldu.
Ağustos 1999’da Sayın Öcalan PKK gerillalarına sınır dışına çekilme çağrısı yaptı ve 1 Eylül 1999’da dördüncü kez, tekrar tek taraflı bir ateşkes ilan edildi. Çekilme süreci boyunca Türk devletinin kurduğu hain pusularda çok sayıda gerilla şehit oldu. Sayın Öcalan’ın çağrısı üzerine iyi niyet göstergesi olarak biri Avrupa’dan diğeri Kandil’den olmak üzere Türkiye’ye iki barış grubu geldi. Bu da ateşkesin bozulmasını engelleyemediği gibi gelen iyi niyet elçileri tutuklanıp yargılandı ve onlarca yıl zindanlarda kaldı.
1 Ekim 2006’daki ateşkes de yine askeri operasyonların durmaksızın sürmesi ve Meclis’in savaş teskeresi çıkarması üzerine Kandil’e yönelik yapılan harekatla bitti.
13 Nisan 2009 tarihinde başlayan ateşkese Türk Devleti KCK operasyonlarıyla yanıt verdi, bu dönemde Kürdistan’da ne kadar legal parti, kurum ve kuruluş yöneticileri varsa onlarla birlikte öğrenciler, insan hakları aktivistleri, gazeteciler ve hatta çocuklar bile tutuklandı. Buna rağmen süresi Haziran’da biten ateşkes önce 15 Temmuz’a, ardından 1 Eylül 2009’a kadar uzatıldı. Ancak AKP hükümetinin savaş politikalarının son hızla sürmesi üzerine ateşkes yine bozuldu. DTP ve BDP’nin çift taraflı ateşkes çağrıları üzerine KCK yeniden ateşkes ilan etti. Hakkari’ye bağlı Geçitli Köyü’nde bir minibüsün patlatılması sonucu 9 kişinin hayatını kaybetmesi üzerine gelişen olaylar sonrası bu ateşkes de bitti.
Cezaevlerinde süren açlık grevleri sonrası köşeye sıkışan Türk devleti bu sefer İmralı’ya MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı yolladı. Yapılan görüşmeler sonrası Sayın Öcalan 21 Mart 2013’de milyonların katıldığı Amed Newrozu’nda Ateşkes çağrısı yaptı ve Almanya’nın Bonn kentinde yapılan Newroz kutlamasında sayın Murat Karayılan ateşkes ilan ettiklerini açıkladı. Ancak Türk Devleti yine boş durmadı, her stratejik tepeye kalekol, her gördüğü akarsuya baraj yapmaya devam etti. 7 Haziran seçimleri boyunca o kadar provakasyona, o kadar katliama imza attı ki, en son 24 Temmuz’da Medya Savunma Alanları’nın bombalanmasıyla hem ateşkes hem de bir süredir sürdürülen ve halklarda yoğun beklentilere sebep olan çözüm süreci de sona erdi.7 Haziran seçimlerinin ardından Erdoğan ve kuklası Davutoğlu’nun canla başla çalışmaları sonucu bir hükümet kurulamayınca tekrar seçime gidildi. Yoğun savaş ortamı üzerine başta Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi, HDP ve Sivil Toplum Örgütleri’nin çağrıları üzerine KCK tekrar ateşkes ilan edecekti ki, bunu engellemek için ateşkesin ilan edileceği tarihte Ankara Katliamı yapıldı. Buna rağmen ateşkes yine de ilan edildi.
Şimdi kim barış istiyor, kim ille de savaş diyor umarım biraz olsun anlaşılmıştır. Bu durumda başta Almanya olmak üzere PKK’yi terör listesine alan devletlerin PKK’yi acilen çıkarıp listeye T.C. terör devletini alması gerekmiyor mu?