İstanbul Barış İnisiyatifi Üyeleri, Ramazan Bayramı’nın ilk gününü barış nöbetinde karşıladı. Kürdistan’da süren askeri operasyonların derhal durdurulması talebiyle tüm gece boyu Taksim Ömer Hayam Parkında barış nöbetini tutan anneler, akan kanın duracağı ve barışın geleceği umudunu dile getirdiler.
30 yıllık çatışmalı sürecin acısını en derinden yaşayan ve bu acılarının katlanarak devam etmemesi için geceyi dışarıda geçirerek bayramı karşılayan anneler, yılların acısının son bulmasını isteyerek, talepleri yerine getirilinceye kadar alanlarda olacaklarını belirtti. Dengbêj ağıtları arasında gözleri dolan Kürt anaları, bayramın ilk günü ezanın ilk sesiyle ellerini göğe açarak, artık operasyonların son bularak akan kanın durması için dua ettiler.



‘Vatan sağolsun’ diye değil barış için haykırsınlar


Barışa olan umutlarını dile getiren Barış Anneleri, akan kan durmadıkça bayramın kutlanamayacağını kaydetti. “Ben dünyanın hiç bir yerinde bir annenin yüreğinin yanmasını istemiyorum“ diyerek sözlerine başlayan Barış Annesi Cemile Çelik, “Ancak Başbakan Erdoğan’ın evlat acısı çekmesini istiyorum. Çünkü Kürdistan’ı kana bulayan Mehmet Ağar bile ancak kızını kaybettikten sonra evlat acısının ne olduğunun farkına vardı. Artık bize öngörülen 1990’lı yıllara dönüş sözlerini bile kabul etmiyoruz. Yaşayan bilir; bu süreç hepimizden bir parça alıp götürdü. Biz anneler savaş naralarının atıldığı bu kara bayramı kabul etmiyoruz ve ne pahasına olursa olsun bu ülkede bir daha kan akmaması için uğraşacağız“ dedi. 



Devlet hep aynı devlet

Demokratik eşit bir barışın gelmesi için mücadele ettiklerini hatırlatan Barış Annesi Nafiye Başaran, şöyle konuştu: “Bu kan nereye kadar dökülecek? Yetmedi mi? Kürt ve Türklerin kardeş olması için eşit düzeyde haklara sahip olması gerekir. Bu tüm dünyada böyledir. Yaşadığım bunca acıya, zorunlu göçe, evladımın devlet tarafından şehit edilmesine, her şeye rağmen hep barışın yanındayım. Biz barış için el uzatırken, devlet hep aynı devlet. Ne şiddete, ne savaşa ne de ölümlere doydu. Bizim çocuklarımız üzerine bombalar yağarken bize bayram mümkün müdür?”
Başbakan Erdoğan’a seslenen Nafiye ana, “Yüreğine biraz olsun merhamet girsin. Eğer Müslüman isen bu kanı derhal durdur. Ne gerilla ne de asker ölsün“ dedi.



Barış dedikçe kurşun yağdırıyorlar

Ramazan Bayramı’nı kendilerine “kara bayram” olarak yaşatan AKP hükümetinden utanç duyduğunu vurgulayan 75 yaşındaki Rahime İnce, şunları söyledi: “Barış için ateşkesler yapılırken, Abdullah Öcalan ve halkımız seferber olmuşken, bize hala savaşı dayatan Başbakan Erdoğan utanmalı. Dün barış için kalkan olmaya giden Ayhan Yıldırım’ın üzerine kurşun yağdırdılar. Bu aslında bizim senelerdir içinde bulunduğumuz durumun özeti. Ne kadar barış talep etsek, devlet bize o kadar kurşun yağdırıyor.  Ben çocuğumu, eşimi kaybetmişim buna rağmen burada barışı haykırırken, daha evlat acısı nedir bilmeyen Erdoğan gelip kanal kanal savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Ben buradan Başbakan Erdoğan’a değil de eşi Emine’ye seslenmek isterim. Bugün yüreğini vicdanına koysun. O da bir ana. Eşinin gözü dönmüşse, bari o sesimizi duysun.”

Yıllardır savaşın çözüm olmadığını yaşananların açıkça gösterdiğini vurgulayan Rahime Ana, asker annelerine seslendi: “Bizim çocuklarımız için ‘terörist’ denirken askerler öldüğünde bizim söylediğimiz ilk söz; ‘acaba hangi annenin yüreği daha yandı’ oluyor. Gelip bizimle birleşsin, bu savaşa dur desinler“.

Keşke asker anneleri de canlı kalkan olsaydı


Bu savaşın durmasını istediklerini vurgulayan Meyrem Peker, “Keşke asker anneleri de gerilla anneleri gibi el ele verip, bu savaşa karşı canlı kalkan olsaydı. ‘Vatan sağolsun’ ezberinden bir türlü çıkamıyorlar. Zaten vatan yerindedir olan annelere evlatlara, haklara oluyor. Bir asker annesi gidip hiç Başbakan’a, Genelkurmay’a ya da zenginlere hiç soruyor mu ‘neden sizin çocuklarınız ölmüyor’ diye? Niye hep fakir fukara ölüyor? Benim bir evladımı devlet öldürdü, hala cenazesinin nerede olduğunu bilmiyorum. Bu bir ana için bunun ne demek olduğunu biliyor mu Tayyip Erdoğan? Evladını mezarına bir çiçek bile koyamamanın, bir dua bile okuyamamanın ne olduğunu biliyor mu? Bizim ömrümüz çocuklarımızın cenazelerini aramakla geçiyor, buna rağmen hala buradayız ve çözüm için ısrar ediyoruz“ diye konuştu.


Cellatlar 90’ların özlemini duyar


“Ben bir anneyim barış istiyorum“ diyerek sözlerine başlayan Emine Erbek ise şöyle dedi: “Benim bir çocuğumun askerlik dönemi geldi ama onu kesinlikle yollamayacağım. Devletin bu kıyım dayatmasına izin vermeyeceğim. Şimdi geliyorlar sanki karanlık yılları yaşayan onlarmış gibi tekrar oturdukları rahat koltuklarında 90’lılara dönüşten söz ediyorlar. JİTEM’ciler köydeki evimizi basarak babamı ve amcamı götürdüler. Karakolda 4 gün boyunca maruz kaldıkları vahşi uygulamalara bedenleri dayanmadı. İkisi de orada can verdi. Daha sonra işkenceyle öldükleri belli olmasın diye cesetlerini yaktılar. Daha sonra babamın ve amcamın peşine düşen annemi, kız kardeşimi de gözaltında aldılar, yapmadıkları kalmadı. Al işte sana bizim yaşadığımız 1990’lı yıllar. Bu yıllara geri dönüşten söz etmek için gerçekten cellat olmak gerek. Ben babamın ve amcamın cenazesini aramak için köye gittiğimde kimse bize yardım eli uzatmadı. Ben yıllardır acımla başa başayım. Annem üzüntüden kalp krizi geçirip yaşamını yitirdi. Bu yılların mı özlemini duyuyor sayın Başbakan?“
Oturma eyleminden sonra bir açıklama yapan İstanbul Barış İnisiyatifi üyeleri, zılgıtlar eşliğinde “Jin şer naxwazin, aştiyê dixwazin“ , “Savaşa hayır, barış hemen şimdi“ sloganları attı. BDP İl binasına kadar yürüyüş düzenleyerek, eylemlerine son verdi.


ZEYNEP KURAY - ANF /İSTANBUL




Kadın örgütlerinden Barış Anneleri’ne destek


Barış Anneleri İnisiyatifi üyelerinin operasyonlara karşı önceki akşam başlattığı  oturma eylemine katılarak destek veren İstanbul’daki çeşitli kadın örgütü üyesi kadınlar, “Savaş sadece Kürt kadınlarını değil, hepimizi etkiliyor“ diyerek, birlikte mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.
Eyleme katılan Feminist Kadın Çevresi Üyesi Esra Aşan, kadınların çocuklarını, yakınlarını yitirdikleri için savaş istemediğini dile getirerek, „Savaş aynı zamanda kadınlara çok büyük bir şiddet olarak geri dönüyor. Tecavüz, cinsel taciz her şeyden önce savaşın bir politikasıdır“ dedi. Kadınların savaşı her şeyden önce kendileri için istemediğini vurgulayan Aşan, kadınlar olarak insanların öldürülmesine değil, yaşatılmasına yönelik yatırım yapılmasını istediklerini belirtti. Devam eden savaşın sadece Kürt kadınlarını etkilemediğine işaret eden Aşan, herkesi etkilediğini, bu nedenle herkesin savaşa karşı çıkması gerektiğini söyledi. Aşan, Kürt kadınlarıyla dayanışmak için değil, kendi huzuru için eyleme katıldığını dile getirdi.
Kadınların savaşa karşı „canlı kalkan“ olmasını çok önemsediklerini belirten Feminist Kadın Kolektifi Üyesi Hülya Osmanağaoğlu da, savaşın „daha fazla şiddet, daha fazla ekonomik sömürü demek“ olduğunu söyledi. Feminist kadınlar olarak bütün ezilenlerin birbiriyle dayanışmasını istediklerini ifade eden Osmanağaoğlu, feministlerin de Kürtler için barış sesini yükseltmesi gerektiğini vurguladı. Osmanağaoğlu, „Kürt kadınlarıyla birlikte bu dönemde hem barışın sesini yükseltmek hem erkek egemenliğine karşı sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bu dönem savaşın sesi daha yüksek olduğu için, barışı öne çıkarıyoruz“ diye konuştu.

Türkiye’de 30 yıldır savaşın devam ettiğini belirten LGBTT Üyesi Rüzgar Gökçe de, savaşa ve devletin her türlü baskısına karşı olduklarını vurguladı. Devletin sadece Kürtleri değil, kendilerini de ötekileştirdiğini belirten Gökçe, birlikte daha güçlü olunacağını, bu nedenle mücadelenin hep birlikte yürütülmesi gerektiğini dile getirdi. Barış annelerine destek için eyleme katıldıklarını dile getiren Gökçe, devam eden savaşın sadece Kürtlerin sorunu olmadığını, Türkiye’de yaşayan herkesin sorunu olduğunun altını çizdi.

DİHA/İSTANBUL