Bizim aydınlarımız oylarının rengini açıklamaya başladılar. Bravo.

Önce Şahin Alpay “oyum CHP” dedi, sonra Hasan Cemal “ömrümde ilk defa oyumun rengini açıklıyorum” diye iyice trajik hale getirdiği bir deklarasyonda bulundu, oyunu CHP’ye ve Sarıgül’e vereceğini ilan etti.
Her ikisine, daha sonra benzer açıklama yapacak olanlara da hayırlı uğurlu olsun. Ne demişler, “don lastiğini ne kadar çekiştirirsen çekiştir, ne kadar uzatırsan uzat, bıraktığında eski haline döner.” O hesap. Eski Kemalistler, yeni liberaller, “kendini aşanlar”, “kendini yazanlar”, hızla aslına dönmekte.
Çaresiz oldukları için değil. Çünkü “çare” var.
Çare CHP’nin oylarını HDP’ye ve Sırrı Süreyya’ya verilecek oylardan kırpıp arttırmak değil. Zaten Hasan Cemal kendi “mahallesinin hayal görmediğini” açıkça yazmış. AKP’nin birinci parti olacağını da. Maksadı “AKP’nin oylarını azaltmakmış”... Onun “mahallesi”, Gezi ve 17 Aralık öncesinde toptan Sırrı Süreyya’ya oy verecekmiş ama, şimdi AKP’nin oylarını azaltmak için “oylar bölünmesin” diye hepsi CHP’ye ve Sarıgül’e oy verecekmiş. Kendisi de öyle yapacakmış.
İyi, hoş, güzel, ala ve aliülala da, bu Sırrı Süreyya AKP’li değil ki, ona oy vermeyerek AKP’nin oyu azalsın. Hasan Cemal’e yakışmayan bir “hile” var burada. O ve benzerleri, “oylar bölünmesin” diyerek AKP’nin oylarının azalmayacağını, hiç bir şekilde birinci parti haline gelemeyecek olan CHP’nin oylarının çoğalacağını ve demokrat aydın çevreler desteklediği durumda yüzde on barajını aşma noktasına gelecek olan ve böylece genel seçimlere büyük bir hamleyle hazırlanacak olan HDP’nin oylarının azalacağını elbette biliyor.  
Hasan Cemal ve onun gibi düşünen aydınlar büyük bir yanlış yapıyorlar.
CHP’nin oylarının bir kaç puan artmasıyla 30 Mart’tan sonra derinleşecek krizden demokratik çıkış mümkün değil. CHP Cemaat’in kasetleriyle AKP’ye karşı “içi boş” bir muhalefet yürütüyor. Onun saflarındaki “radikal ulusalcı” damar, 30 Mart’tan sonraki süreçte CHP’nin demokratik bir rol oynamasını imkansız kılıyor. CHP 30 Mart’tan sonra ya AKP’yi hiç bir şekilde geriletemez ya da ABD merkezli Cemaatçi “komplo ve darbe”nin peşine takılarak Türkiye’yi kaosa sürükler. “Oyum CHP’ye” diyenler, halkın karşısına açıkça çıkmalı ve “biz saflarında Ergenekoncuların, Kürt sorununda ırkçıların, demokrasi sorununda darbecilerin bulunduğu CHP’ye kefil oluyoruz, onun oyları artarsa, bir sihirli değnek değmiş gibi, bu Kemalist, milliyetçi, soykırımcı parti, anında pir û pak olacaktır” diyerek CHP’ye “kefil” olmalıdır.
Buna karşılık, bu seçimlerden, BDP-HDP’nin yüzde on barajını aşacak bir noktaya yükselmesi, 30 Mart’tan sonra derinleşecek olan krizden demokratik çıkışı sağlayacak muazzam bir gücün ortaya çıkması demektir. Bu seçimde BDP-HDP’nin yüzde on barajını aşacağı kanıtlandığı anda, AKP’yi 30 Mart’tan sonra demokratik adımlar atmaya mecbur etmek, bu olmadığı durumda, onu erken seçime zorlamak, hala şimdiki “otoriter” çizgide ısrar ettiği durumda onu hükümetten “darbe ve komplo” ile değil, parlamenter yoldan düşürmek mümkün olur. Yüzde on barajını aşacağı kesinleşen BDP-HDP, seçimlerde en az yüzde 15 oy alır. Böyle bir gücün ortaya çıkması, hem krizden demokratik çıkışı sağlar, hem barış ve çözüm sürecine istikrar kazandırır, hem de “birlikte yaşama” iradesini güçlendirir.
“Oylar HDP’ye ve BDP’ye” diyenlerin dayandığı gerekçeler böyledir.
Ve sorulacak soru şu: Hasan Cemal’in tabiriyle “ellerin tetikten çekilmesini” sağlayan, bunu devlete ve AKP’ye kabul ettiren BDP ve HDP’nin manevi başkanı Öcalan mı, yoksa Kılıçdaroğlu mu?
Hasanlu Cemal ve onun gibi düşünenler neden Öcalan’ın elini güçlendirmiyorlar da Kılıçdaroğlu’nun “eline oynuyorlar?” Cevabı merak konusu olan bir sorudur bu...