Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırı ve gerçekleşen katliamdan sonra Avrupalı ülkeler yaşadıkları şoku atlatmaya ve önlemler almaya çalışıyorlar. Paris'te yaptıkları milyonluk yürüşle de dayanışma ve ortak hareket iradesi ortaya koydular. Dünyanın birçok ülkesinden devlet yöneticileri bu yürüyüşe katıldı. Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu da katılanlar arasındaydı.
Paris yürüyüşü ve Davutoğlu'nun katılımı Türkiye'de tartışma konusu oldu. Söylenenler, çıkan sesler tam bir kakafoni örneğiydi. Tartışmaların esası demogoji, içerikten yoksun, din düşmanlığını ve ırkçılığı içeriyordu. Halklar, dinler ve inançlar arası birliği, etik değerleri öne çıkaran bir tutum ve tartışma az görüldü. Bu açıdan Türkiye'de, diğer müslüman ülkelerinde köklü bir demokrasi gelişmiyor, kültürü oluşmuyor.
Özellikle Diyanet İşleri Başkanı'nın açıklamasına değinmek gerekiyor. Katliamın ardından yaptığı açıklama daha olumluydu. Ancak Paris yürüyüşünden sonraki söylemleri acıları karşı karşıya koyma ve batılıların, Hıristiyan dünyasının çifte standartlı olduğunu öne çıkarıyordu. Batılıları her zaman eleştirebilir. Kapitalizmin maddici ve mülkiyetçi karekterini yerden yere vurabilir. Manevi alandaki boşluğun, buna önem vermemenin yarattığı sorunları anlatabilir. Ancak bizim bildiğimiz ve gördüğümüz böyle bir Diyanet İşleri Başkanı Türkiye'de yok. Devlet memuru ve onun resmi politikalarına göre davranan, dini devletin ihtiyaçlarına göre yönetmeye çalışan bir kurum var. Bu kurumun başındaki Diyanet İşleri Başkanı hiç de halklara, inançlara karşı özgürlükçü bir yaklaşım içinde değil.
Batıya eleştirileri olabilir, dedik. Ancak eleştirilerin yeri katliamlar ardında ortaya çıkan tepkileri bertaraf etmek ve önyargıları güçlendirmek değildir. Diyanet İşleri Başkanı olan şahsiyet ne diyor: "Son yıllarda 12 milyon Müslüman öldü böyle tepki verilmedi ama 12 kişi ölünce dünya ayağa kalkıyor." Bunu ibretlie izliyor ve manidar bir durum olarak değerlendiriyor. Batılıları bir tarafa bırakalım, haydi onlar kötü niyetli, çifte standartlı, peki siz Müslüman liderler, Müslüman ülkeler ne yaptınız? Siz de dünyayı ayağa kaldırsaydınız. Bırakalım dünyayı, bari Müslüman ülkeleri ayağa kaldırsaydınız.
Yakın bir zamanda Pakistan'da bir okula yapılan saldırıda ve kurtarma operasyonunda 140'a yakın çocuk öldürüldü. Boko Haram kadınları kaçırıp satışa çıkardı. En son bir kasabayı basıp iki bine yakın insanı katletti. Daha bu hafta Bağdat'ta Şiilere dönük saldırıda yine bir grup insan katledildi.
IŞİD, Şengal'i basıp Êzîdî kadınları götürüp pazarlarda sattığında, katliam yapıp yüzbinleri yurtlarından ettiğinde, çok propagandasını yaptığınız Türkmenlere saldırdığında ne yaptınız? Kobanê yanıbaşınızda yerle bir edildiğinde yüz binlerce insan yine topraklarını terk etmek zorunda kaldığında hangi tepkiyi verdiniz?
Kürtler I. Dünya Savaşı'ndan bu yana inkar edildiler, asimilasyona tabi tutuldular, katliamlardan geçirildiler. Üstelik Kürtler din olarak da sizlerle aynı dine, İslam'a mensuptular. Din kardeşleriniz için ne yaptınız? Devletin resmi tezlerinin dışına çıkmadınız, sessizlik ve suskunlukla karşıladınız, devlete destek verdiniz.
Türk-İslam sentezi diye bir de teori geliştirdiniz ve İslami Türkçülüğün hizmetine koşturdunuz. Bugün hala Kürtçe yasak bir dil. Kürt çocukları okullarda dilleriyle eğitim göremiyorlar. Asimilasyon aralıksız devam ediyor.
Diğer azınlıklara, farklı inanca sahip olanlara yaklaşımlarınızı bir kenara bırakalm, bugün hala İslami geçinen çevrelerin tümü devletçi ve Kürtlere yapılanlara karşı sessiz. Basın da, kurumlar da Kürtlerin kendi adına örgütlenmelerini hedeflemekte ve suçlamaktadır. Bu ülkede 1990'larda Kürtlerin dört bine yakın köyü yakıldı. Milyonlarcası topraklarından sürüldü. Faili meçhullere gittiler. Roboskî'de savaş uçaklarıyla 34 Kürt genci katledildiğinde Türk İslamcıları ne tepki verdi, ne zaman ve nerede ayağa kalktılar?
Bildiğimiz savaşlarda farklı din ve inançlara sahip olanlar birbirlerinin kutsal yerlerini, ibadethanelerini hedeflemezler. Şimdi Müslüman etiketini kullanan örgütler birbirlerinin camilerini havaya uçuruyorlar. Camilere intihar saldırıları düzenliyorlar. Onlarca, yüzlerce masum insan katediliyor. İktidar kavgaları bu kadar vahşileşmiş ve birbirlerinin tüm kutsallarına saldıranların tümü de İslam adına hareket ettiklerini söyleyenlerdir.
Türk Diyanet İşleri Başkanı, Müslüman ülkelerin din adamları, aydın ve politikacıları bu akılları karartan, gözleri körelten şiddet örgütlerine karşı hangi ortak tutumu aldı. Bilmem bir milyardan fazla müslüman var deyip duruyorsunuz. Sizler öncülük edip milyonları bir araya getirseydiniz, halklarınızın vicdanını, dininizin özünü savunsaydınız. Böyle bir şeyi hiçbir zaman yapmadınız.
En kolay yaptığınız işlerden birisi de Yahudi düşmanlığıydı. Bunun en bariz argümanı da Filistinlilere yapılan zulümdü. Ancak 1970'lerde sol örgütler, devrimciler Filistinlilerin saflarında yer alıp savaşırken sizler o taraflara uğramıyordunuz ve sola karşı devletin saflarında yer alıyordunuz.
Bu konularda anlatılacak çok şey var. Ancak fazla uzatmaya da gerek yok. Çifte standardı en fazla kullanan müslüman ülkelerdeki hükümetler ve din adamlarıyla aydınlarıdır. Kendi gerçeklikleriyle yüzleşmedikleri ve evlerinin içini temizlemedikleri sürece başkalarına söylediklerinin bir inandırıcılığı kalmaz.