Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından, 1961'de ilan edilen 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nde, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de oyuncular, düzenlenen etkinliklerle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Dünya Tiyatrolar Günü'nde sokaklara çıkan, sanatı yurttaşlarla buluşturan oyuncular, sanatlarını icra edebilmek için birçok problemle karşı karşıya. Türk tiyatroları, özellikle Gezi direnişi sonrasında, devlet tarafından ödeneklerinin kesilmesi gerçeği ile uğraşırken, Kürt tiyatrosunda durum çok daha vahim. Kürt tiyatrocular, hem Kürt kimliğinin, dilinin sahnelerde yer alması, yerel değerlerin evrensel alana ulaşması için mücadele ederken aynı zamanda, oyunlarını sahnelemek için sahne alanı ve oyunlarına ödenek bulma sıkıntısı da yaşıyor. Başta Amed olmak üzere İstanbul, Wan ve Mêrdîn'de de çok sayıda Kürt tiyatro açılmasına rağmen,  oyunların seyircilere ulaşması açısından bu sayı yeterli değil. Kürt tiyatrocular, Dünya Tiyatrolar Günü'nde Kürt tiyatrosunun geçmişten günümüze geldiği noktayı ve karşılaştığı problemleri anlattı.


'Kürt tiyatrosunu izliyor muyuz?'

İstanbul merkezli Tiyatro Avesta'dan Remzi Pamukçu'ya göre, Kürt tiyatrosu açısından durum pek de iç açıcı değil. Özellikle çağın ihtiyaçlarına bakıldığında Kürt tiyatrosunun geri kaldığını söyleyen Pamukçu, "Kürt tiyatrosunun geldiği noktada herkesin sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü, bizler ne kadar gidip oyunları izliyoruz? Oyunlara yer veriyor muyuz? Biliyoruz ki birçok oyun için hem İstanbul'da hem Kürdistan'da sahne bulmak çok zor" dedi. Yaklaşık 15 kadar Kürt tiyatro grubu olduğunu söyleyen Pamukçu, Kürt tiyatrosunun geliştirilmesi için fonlar yaratılması gerektiğini de ifade etti. Pamukçu, Kürt tiyatrolarının ayrımcılığa maruz kalarak festivallerde yer bulamadığına da işaret ederek, "Şu anda İstanbul'da Kürtlere ait büyük bir sanat merkezi olmaması büyük bir eksiklik. Bunun farkında mıyız? Ayrıca sanatla ilgili bir akademimizin de olmaması kayıp" dedi.

'Kürt dili yasaklıyken Kürt tiyatrosu'

Seyr-i Mesel oyuncularından Güler İnce de Kürt tiyatrosunda, Kürt dilinin yasaklı olduğu yıllarda dahi ürünler verildiğine işaret ederek, dönem ve süreçler geliştikçe oyunların da çeşitlendiğini söyledi. "Dönem değiştikçe ve birikimler deneyimler arttıkça Kürtlerde de tiyatroya bakış gelişti aslında" diyen İnce, "Bugün ise birçok Kürt tiyatro grubu var. İstanbul'da 5 grup var. Bölgede şehir tiyatroları artık Kürtçe tiyatro yapıyor. Amed Şehir Tiyatrosu bu anlamda çok başarılı. Wan'da yeni oluşan bir şehir tiyatrosu var. Nisêbîn, Wêranşar, Êlîh'de de Kürt tiyatro grupları var" dedi.

'Çoğalacağını umut ediyorum'
Festivallerin Kürt tiyatroları için önemli olduğuna da dikkat çeken Güler, "Festival organizasyonları olmadığı için yan yana gelinemiyor. Sadece İstanbul'daki gruplar birbirlerini takip edebiliyor. Üretim anlamında her sezon yeni oyunlar çıkıyor. Oluşmaya başlayan bir seyirci kitlesi de var. Yeterli değil, ama daha da çoğalacağını umut ediyorum" diye konuştu.

'Finans önemli sorun'

Güler'e göre Kürt tiyatrosunun önündeki engellerin başında finans sorunu geliyor. Bağımsız grupların sponsorluk anlamında daha sıkıntı yaşadığını belirten Güler, "Yeni bir oyun çıkarma aşamasında hayallerinizi imkanlarınızla sınırlandırmak zorunda kalıyorsunuz. Sonra tiyatrocuların tiyatrodan kazanma, yaşamlarını tiyatro üzerinden idame ettirme durumları hala söz konusu değil. İnsanların tiyatro üzerinden bir gelecek hayal edebilmesi lazım ki tiyatroyu, Kürt tiyatrosunu tercih etsinler. Bu olmayınca çok çabuk kopuşlar yaşanabiliyor. Yani buna bağlı olarak oyuncu problemi büyük bir sorun Kürt tiyatrosunda" dedi.

'Eleştirmen yok'

Güler'e göre Kürt tiyatrosunda yaşanan başka bir sorun da eleştirmen olmaması. Güler, "Üretilen oyunları izleyip, doğru değerlendiren eleştirmenlerimiz yok hala. Bizim basın da bu konuda çok duyarlı değil, açıkçası. Gelip oyunlarını izleyen, değerlendiren yok. Tiyatronun görünürlük kazanması buna bağlı. Basına bu konuda büyük rol düşüyor. Organizasyon, tanıtım sorunu yine büyük sorunlardan.  Yine bir birlik sorunu var. Yani Kürt tiyatrolarının bir araya gelip kendi sorunlarını tartışabilecekleri bunlara çözüm arayabilecekleri her türlü kaygıdan önyargıdan uzak bir birlikten yoksunluk da yine önümüzdeki büyük engellerden" dedi.

'Kürt tiyatrocular birliği'

Güler'e göre engelleri aşmanın yolu, Kürt tiyatrocuların dayanışma içinde fikir üretip sahneye yansıtabilecekleri Kürt Tiyatro Birliği kurmaktan geçiyor. Ancak bu şekilde ortak ve kalıcı çözümler bulunabileceğini belirten İnce'nin bir mesajı da Türkiye halklarına: "Barışalım ama sanatla ve tiyatro ile de barışalım. Sanat varoluştur, tiyatro varoluştur. Çünkü her şeyden önce bir halkın varoluşunun kanıtıdır dil ve o dilde yapılan tiyatro varoluşu güçlendirir. Bunun için daha fazla tiyatro diyorum."

'Kürt tiyatrosu Avrupa ile boy ölçüşüyor'

Amed Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni Rüknettin Gün ise diğer iki oyuncu gibi düşünmüyor. Kürt tiyatrosunun kısa tarihi göz önünde tutularak geldiği aşamada, Türkiye ve Avrupa'daki ödenekli veya özel toplulukların üretimleriyle boy ölçüşen düzeyde üretim içinde olduğunu söyleyen Gün, "Birçok tiyatro grubunun üretimleri de Türkiye ve Avrupa'daki uluslararası festivallerde kabul görmektedir. Kürt tiyatrosunun uluslararası festivaller tarafından kabul görmesi, Kürt tiyatrosunun geldiği düzeyi göstermektedir" dedi.

'En büyük sorun prodüksiyon'

Kürt tiyatrosunun güncel sorunlarından birinin prodüksiyon sorunu olduğunu söyleyen Gün, "Kürt tiyatrosunun büyük nüfusunu özel tiyatrolar oluşturmaktadır. Özel toplulukların düzenli olarak üretim yapması için prodüksiyon desteği bulmaları gerekmektedir. Bu sorunu çözebilecek gibi görünen yine Kürtlerin yerel yönetimleri olduğu kanısındayım" diye konuştu. Gün son olarak şunları söyledi: "Kürt tiyatrosu her zaman kendi toplumunun gündemiyle arasında sıkı bir bağ kurmuş olup, Kürt halkının yaşadığı sorunları yaşamış ve seyircisiyle paylaşmıştır. Bu vesileyle Kürt özgürlük mücadelesinde şehit düşen başta Hêvî, Yekta ve Daxistan olmak üzere tüm tiyatro şehitlerini saygıyla anıyorum."

'Dünya'da böyle bir durum yok'
Mezopotamya Kültür Merkezi Tiyatro Grubu'ndan Rugeş Kırıcı da, kapitalist sistemin en acımasız savaşını kültür ve sanat üzerinden yürüttüğünü belirterek, sanatın toplumsal gelişmelerden koparılmak istendiğine vurgu yaptı."Tiyatroyu ele alırken öncelikli sorunumuz halkın kültürel gelişimi açısından; devrimci mücadele açısından tiyatroyu nasıl ele aldığımızdır; tabi bu sanatın bütün dalları için böyledir" dedi. Dünyadaki devrimci sanatların gelişimini izlediğimizde bir çok kez tiyatronun halk mücadelesindeki etkisinin görüldüğünü anlatan Kırıcı, "Bunu Kürt tiyatrosunda da gözlemlemek mümkün. Çünkü Kürt tiyatrosu, en büyük başkaldırısını devrimci duruşunu 90'larda Kürtçe bile konuşmanın yasak olduğu Türkiye'nin İstanbul'unda, bodrum katlarında kurularak yapmıştır. Kürt tiyatrosu yeni yaşam iddiasıyla Teatra Jiyana Nu adını alarak bodrum katlarından kendi halkına ulaşmanın mücadelesini vermiştir" diye konuştu. Kırıcı, Dünya tiyatro tarihi literatüründe olmayan ve sadece Kürt tiyatrosunda görülen bir duruma da dikkat çekti. O da bir oyuncunun kendi oynadığı karakter ismiyle devrim mücadelesi verip, o isimle kahramanlaşması. Sarya ve Helin gibi, Yekta gibi...

‘Sahnelerin yüzleşmesi dileğiyle...’
Kırıcı, Dünya Tiyatrolar Günü'ne dair "Sahnelerimizin insanlığın kendisiyle, tarihiyle, kültürüyle yüzleştiği, önyargıları kırdığı, alanlara dönüşmesi dileğiyle" mesajı verirken, Kürt oyuncular da, bu özel günlerinde de sanatseverlerle bir araya gelmeye devam edecek. Seyr-î Mesel Tiyatrosu, Beyoğlu'ndaki sahnelerinde, "Ay Carmela" isimli oyunu sergileyecek, Tiyatro Avesta'dan Aydın Orak ise İsmail Beşikçi Vakfı'nın Taksim'deki merkezinde, Kürt tiyatrosuna ilişkin sunum yapacak.


EVRİM KEPENEK/DİHA / İSTANBUL