Saygın ve köklü halkların kimliği, barışçı, human ve ilericidir. Böylesi kimliklerde azınlıklar inkar edilmez ve savaşlar uzun sürmez. Örneğin dünyanın en melun kişisi ve sistemi olan Hitler rejimine karşı çok sayıda Alman nasıl canını ortaya koyarak faşist rejimle savaşmayı göze aldıysa, bugün de yabancılara karşı yapılan Nazi eylemlerine karşı çıkmaları, kazandıkları bu kimlik gereğidir. İmrenilecek derecede düzenli, planlı ve az da olsa sosyal, demokratik kimlik yaratılmış. İnsan onuru anayasa korumasına alınmış, işkence yok, başüstüne paşam yok, birey çizilen çerçevede özgür. Üstelik bu kültürden çıkmış çok sayıda saygın bilim adamı insanlığa onur kaynağı olmuş. Keza Fransız ilericileri, haksız Cezayir savaşında kendi devletine karşı savaştılar. Çeçen savaşında Rus analar devletini güç durumda bıraktılar. Amerika, Vietnam savaşını ülkesinde kaybetti. Ama Türkiye’de otuz senedir Kürde dayatılan soykırım savaşında Türk halkı sessiz kaldı.
Halk neden Kürde dayatılan savaşa karşı durmuyor, dur denmiyor? Bunu anlamak için Türk kimliğini bilmek gerekir. Türk kimliği; Türk-İslam senteziyle yoğrulan tekçi, ırkçı, faşist, yayılmacı ve sömürgeci anlayışta bir kimliktir. „Ya Türk kimliğini alırsın, ya da sürgünde yaşamaya katlanırsın; yani ya sev, ya terket!” diye yazan ve söyleyenleri duymuşsunuzdur. Hatta Başbakan çokca söyledi, „Biz ne dedik? Tek millet, tek devlet, tek din ve tek dil dedik. Beğenmeyen çekip gitsin.“ Bu kimlikte; devleti tabulaştırmak, Kemalizmi idealleştirmek, militarizm taraftarı olmak, cemaatçi olmak, dini ırkçı ideolojinin emrine sokmak, teklik hastalığı nedeniyle tüm diğer halklara düşman olmak, işkence yapmak, faili meçhul cinayetler işlemek, çete kurmak, banka hortumlamak, güce tapınmak, paranoyak bir politakaya saplanıp kalmak, bir yandan AB’ye girmeyi isterken öbür taraftan kösteklemek, yalan, dolan, köşe dönmeci, gemisini kurtaran kaptan olmaktır. Bu kimlikte, komşusu Kürt halkına uygulanan soykırıma karşı çıkmak yerine, baltayı vuranın hınk deyicisi olunur. Bu kimlikte barış, humanizm aramak boşunadır. Bu kimlik, Kürtleri inkar demektir. İnsana değer yoktur, maço kimliktir. Erdoğan, Gül, Çiller, Bahçeli, Demirel kimliğidir. Bu kimlikte, Türklerin temizliğiyle övündükleri oysa toplumun en kirli kesimi olan TSK militarizmi, diyanet imamlarının münafıklığı, Fethullah’ın polisinin vahşeti vardır. Bu kimliği savunanlar, Sultan Erdoğan’ın emirlerini Kürtlere karşı kullanan AKP’nin tamamen ele geçirdiği basın çetesi, AKP hukuku, bürokrasisi ve şiddet uygulayan „İmamın” ordu ve polisidir. Namuslu Türkün almaktan utandığı bu kimlik nasıl Kürde reva görülür? „Ya sev, ya terket!” diyorlar. Aslında terketmesi gerekenler onlar olmalıydı. Nasılolsa hırsızlıkla dünyalığını tamamlamışlar. Başbakan ve ailesi Karun zenginliğine ulaştı. Oysa cami avlusundan yırtık ayakkabıyla çıktığı bilinir.
Üstelik yeteri kadar Kürt, başta AKP Kürtleri bu Türk kimliğine bürünmüş, hatta bazıları önlerine atılan kemiğin üzerine cansiperane atlıyor. Eğer bir gün devran döner, bunlar ben de Kürdüm derse, onları Kürtlüğe kabul etmek, Kürt halkına hakaret olur. Kürtlerin bu Türk kimliğini çoktan reddettikleri biliniyor. Artık ne dünya eski dünya; ne de Kürtler eski Kürt. Zerdüşt güneşi nasıl bir gerçeklik ise; Kürt halkının da bu kimliğe lanet okuyup eşit, özgür ve demokratik üst kimlikte buluşmak istediği görülüyor. Eğer bu kimlik böyle değil de, İsmail Beşikçi, Orhan Pamuk, Sırrı S.Önder, Ertuğrul Kürkçü, Akın Birdal ve benzerinin kimliğiyle eşdeğer olsaydı, bu kimliğe hemen sahip çıkardık.
Almanya’da yaşayan Kürt halkına, yukarıda çerçevesini çizdiğimiz, zorla dayatılan bu kirli Türk kimliğinden arınma olanağı doğmuştur. Kimlik kampanyasına katılmak, her Kürt için yaşamsal değerdedir. Eğer Alman devletine demokratik temel hakkımız olan Kürt kimliğini kabul ettirirsek, bilinsin ki, bunun etkisi kendisini Türkiye’de hissettirir. Almanya; ekonomik, ticaret ve politik sahada Türkiye’nin stratejik ortağıdır. Burada kabul gören Kürt kimliği; orada Kürde uygulanan dilsizliği, kimliksizliği, dayatılan kirli savaşı, boyun eğmeyi, işkence, sürgün ve yıkım, yakımı üst kimlik olarak dayatan AKP devletini de etkiler.
Almanya’da yaşayan ve fikri nasıl olursa olsun kendisini Kürt görenin mutlaka bu kimlik kampanyasına katılması gerekir. Bunun gibi kendisini solcu, sosyalist, ifade eden her Türkiyeli de, demokratik inancı gereği koşulsuz bu Kimlik Kampanyasına katılmalıdır. İslam mantosu altındaki Kemalist ideolojiden kurtulan ve Kürtlerle dayanışma içinde olan, koşul getirmeden veya bahane aramadan enternasyonalist dayanışma ruhuna uygun hareket etmelidir. Onlarca yıldır Kürdistan’da yürütülen soykırımı tepkisiz seyredenler, umarız bu kez gerçek dayanışma anlayışıyla Kürtleri destekler. Böylece Türkler, Kürtler ve diğer halklar ortak bir üst kimlik yaratabilir. Sınırların gereksiz olduğu, çeşitli dillerin konuşulduğu, kültürlerin özgür oldukları, halklar üzerinde baskının olmadığı, insana değer veren barışçı, demokratik bir kimlik yaratalım.
Yarın Köln’deki festivale katılan, sadece Almanya’da yaşayan on altı ve üzeri yaşta herkes açılan bu Kimlik Kampanyasına katılmalıdır. Kürt Kimliği, Kürdün onurudur. Onuruna sahip çık!