
Türk devleti Kürdistan’daki tarihi, toplumsal ve kültürel değerleri ortadan kaldırarak, Kürt halkını üzerinde soykırım uygulanacak sürü bir toplum haline getirmek istemektedir. Kadim Kürt şehirlerini ve mahallelerini yıkarak yerlerine beton yığınları dikmeleri bu amaçladır. Toplumu konut sahibi yapma adına Kürtleri soykırıma yatkın toplum haline getirecek soykırım kampları inşa etmektedirler. Sur’un yıkılması, ayakta kalmış evlerin ve mahallelerin yıkılmak istenmesi de Hevsel Bahçelerinin ortadan kaldırılması da bu amaçladır. Kırklar Dağı ve Ongözlü köprünün çevresinin inşaat haline getirilmesi bu amaçlıdır. Cizre’nin, Şırnak’ın ve Nusaybin’in yıkılarak hiçbir ruh ve anı barındırmayacak beton binaların dikilmesi soykırıma uygun toplumsal zemin ve kültür yaratmak içindir. Kürtler üzerindeki soykırım bir de bu boyutuyla sürdürülmektedir.
Kürt sorunu çözülmedikçe Türk devletini soykırımcı olarak görmek ve tüm politika ve uygulamalarını bu amaçla ele almak gerekmektedir. Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmediği bir ortamda Türk devletinin politika ve uygulamalarına bu çerçevede bakmamak bir gafleti ve kendini kandırmayı ifade eder. Türk devleti Kürtleri soykırıma uğratma üzerine kurulmuş bir özel savaş devletidir; psikoloji savaş devletidir. Türk devletinin tek maddelik bir anayasası vardır; o da Kürtleri soykırıma uğratma amacıdır. Zaten 1926 yılında Şark Islahat Planı ise bu tek maddelik anayasanın soykırım programı ve planına kavuşturulmasıdır. Aslında Şark Islahat Planı tüm Kürtlerin okuması gereken bir soykırım belgesidir. Türk devleti sadece bu planla bile soykırım suçlusu olarak İnsan Hakları Mahkemelerinde yargılanabilir.
Sur eski Amed’dir. Sur, Amed’in ruhudur. Sur yıkıldığında, beton yığını haline getirildiğinde Amed ruhu betonlara gömülmüş olacaktır. Bu açıdan Sur’un yıkılması ve beton yığınlarına boğulması tüm Amedlilere bir saldırıdır. Amed’in ruhuna ve kültürüne bir saldırıdır. Amed’i kadim tarihinden koparıp halkı hafızası ve kültürü olmayan bir sürü topluma dönüştüreceklerdir. Dolayısıyla saldırı sadece Sur’da direnenlere ya da HDP’ye oy verenlere değil, AKP’ye oy verenler de dahil tüm Amedlileredir. Sur’da yeni mahalleler yıkacaklarmış. Hevsel Bahçeleri imara açılacakmış. Kırklar Dağı ve Ongözlü köprü çevresi tamamen beton yığınlarına dönüştürülerek Amed betonlarla boğulan bir kent haline getirilecekmiş. Bunlar tamamen Amedlilere yapılan ağır hakaretlerdir.
Soykırım politikalarını en iyi ben uygularım, Kürtleri en iyi ben kontrol ederim iddiasında bulunan AKP iktidarı, bu karakterini kanıtlamak için Kürt düşmanlığını dizginsiz ve sınırsız hale getirmiştir. AKP iktidarının Kürtler için düşündüğü tek bir hayırlı iş yoktur. ‘Kürt için hizmet ediyoruz’ diye dile getirdiği her şey Kürtleri soykırım sistemi içerisinde tutma amaçlıdır. Nasıl ki öküze bir tutam gösterirler ve boyunduruğa alırlarsa AKP iktidarının Kürtlerin önüne sürdüğü kırıntılar da bu amaçladır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin güç olduğu ve AKP iktidarının güçlenen bu Kürt karşısında savaşla değil de oyalama ile sonuç alma politikası izlediği dönemlerde bazı küçük adımlar atmıştır. Bunlar tamamen Kürtlerin mücadelesini frenleyip iktidarını ayakta tutma amaçlıdır. Bu nedenle çatışmasızlık dönemlerinin yaşandığı süreçlerde fiili olarak bazı yumuşamalar içerisine girmeleri, AKP’nin demokratik karaktere sahip olduğu ve demokratik Türkiye amacı bulunduğu anlamına gelmemektedir. İlker Başbuğ tek millet olmamızı (yani soykırımı) engellemeyen adımlar atılabilir yaklaşımıyla oyalama, aldatma ve psikolojik amaçlı yapılan şeylerin sınırının ne olması gerektiğini ortaya koymuştur.
AKP iktidarı şu an şovenizm ve soykırım bayrağını en yüksekte dalgalandırmaktadır. AKP İtaat Terakki’nin İslam maskeli versiyonu haline gelmiştir. Tayyip Erdoğan bugünün Enver Paşası’dır. Enver Paşa da toplumsal destek sağlamak için İslam ordusu kurmuştu.
AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan’ın kadim şehirleri yakarak beton yığınları kurması her şeyden önce toplum düşmanlığıdır. Toplum düşmanlığı olan her şey de din, iman, İslam düşmanlığıdır. Toplumsallığı yaratan, toplumsallığın özü olan kadim şehirler yıkılıyor, yerine toplumsallığın dağıtıldığı beton yığınlar, mahalleler kuruluyor. Kürt bunu toplumsallığının dağıtılması ve soykırıma uygun bir toplum yaratılması olarak görmezse kurbanlık koyun gibi kafasını bıçağın altına yatırmış olur.
Amed halkının bir şehirlilik bilinci olmalı. Kendisinin de, kimliğini ve kültürünü oluştan şehrin de bir ruhu ve karakteri olduğunu bilmeli. Kendi ruhunu oluşturan değerlere saldırının kendisine saldırı olduğunu görmeli. Bu açıdan Sur’a karşı duyarlı olmalı, Hevsel Bahçelerine karşı duyarlı olmalı, Kırklar Dağı ve Ongözlü köprü çevresine karşı duyarlı olmalı. Yoksa bir de bakmış ki ortada ne Amed ruhu kalmış, ne Amedlilik ne de Amed. Bir anda kendisini soykırım kampları içerisinde bulmuş. Çünkü Sur’un yıkıldığı ve Hevsel Bahçeleri ve Kırklar Dağı’nın imara açıldığı bir Amed soykırım kampı haline gelmiş bir Amed’dir. Bu nedenle bu soykırım saldırı ve planlarına karşı direnmek gerekir. Dil soykırımı neyse, kültür soykırımı neyse mimari soykırım da en az bunlar kadar soykırımdır.
Sanat ve edebiyat bir toplumu yaratan kültürel değerlerdir. Sanatın içerisinde mimari de girer. Zaten sanat tarihi de ağırlıklı olarak yapıların mimari özellikleri üzerinde durur. Yapılar nasıl bir toplum ve kültür şekillendirir, bu da sanat tarihinin konusudur. Bu açıdan Sur’a, Hevsel Bahçelerine ve Kırklar Dağına saldırı bir soykırım saldırısıdır. Zaten geçen dönemde Kırklar Dağı imara açılarak büyük bir hata yapılmıştı. Bu konu sık sık eleştiri konusu edilmişti. Şimdi Amed ruhunu ortadan kaldırmaya yönelik bu saldırılara karşı durmak başta kadınlar ve gençler olmak üzere Amed halkının görevidir. Sadece bu günkü toplumsal gerçekliğe karşı sorumluluğun gereği değil, gelecek kuşaklara karşı sorumluluğun gereği olarak da Sur, Hevsel Bahçeleri, Kırklar Dağı ve Ongözlü köprüye sahiplenmek gerekir. Dört ayaklı minareye sahip çıkmak için yaşamını ortaya koyan Amed Baro Başkanı Tahir Elçi’nin anısı da bunu gerektirmektedir.
Şu gerçeği de vurgulamak isteriz; kim ki beton binaları, apartman bloklarını, şehri beton yığını haline getirmeyi bir gelişme olarak görüyorsa onlar cahil ve geri insanlardır. Şehircilik esas olarak altyapı demektir. Eski şehirler sadece oranın özgünlüğüne göre bir altyapıya kavuşturulabilir. Eski şehirlere araba sokacağız diyerek yıkım gerçekleştirmek kabul edilemez. Dünyada eski şehirlerde de altyapıların iyi bir şekilde yapıldığı örnekler çoktur. İleri görüşlü olmak, uygar olmak geçmişle bugünü buluşturmaktır. Geçmişle bağını koparmış, geçmişini yakıp yıkmış hiçbir şeyin ilericilikle bağı yoktur. Kaldı ki Türk devleti ve AKP iktidarı kendi tarihi ve kültürü ile ilgili ve geçmişi bugüne taşıyan her şeyi korumaya alırken kadim Kürt şehirlerini böyle yıkması, yine şehrin nefes borularını daraltması hem soykırım amaçlıdır, hem de rant ekonomisi temelinde bir işbirlikçi tabaka yaratma amaçlıdır. Zaten dikkat edilirse AKP işbirlikçisi kesimler hemen mezar soyguncuları gibi Kürt şehirlerinin yıkılması ve nefes borularının imara açılması üzerinden rant kapma yarışı içerisine girmişleridir. Bunlar, Amed ruhunun ve kimliğinin öldürülmesi üzerinden zengin olmak isteyen güruhlardır. Bunlar kesinlikle mezar soyguncuları olarak görülmelidir. Bu mezar soyguncularının başında da Galip Ensarioğlu ve çevresi gelmektedir. Amed halkı başta olmak üzere bütün Kürtler bu mezar soyguncularının yüzüne tükürmelidir.
Bu soykırım saldırısı ve mezar soygunculuğu sadece Amed’de değil, Cizre’de, Şırnak’ta, Nusaybin’de ve diğer şehirlerde de yapılmaktadır. Bu şehirlerdeki halkımız da bu soykırım saldırılarına karşı çıkmalı ve mezar soyguncularının yüzüne tükürmeli, onları şehirlerinde barınamaz hale getirmelidir.