
Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ile aynı yöntemle iktidar olan Erdoğan’ın başkanı-führeri- olmaya soyunduğu rejim faşizmdir. Bu yolda Erdoğan’ın en yakın destekçisi de MHP. Erdoğan, Alparslan Türkeş’ten daha saldırgan bir ırkçılığı temsil ettiği için ideolojik olarak MHP’yi de kapsar bir noktada bugün. Bunun farkında olan Bahçeli, Erdoğan’dan uzaklaşması durumunda çoktan Erdoğan’a kaptırdığı siyasal söylem gibi tabanının da eriyeceğinin farkında. Bahçeli’nin tutumunu 12 Eylül sonrası hapisteki Türkeş’in, “biz içerdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda” sözleri ile okumak gerek. Bahçeli, muhalefette olsalar da fikirlerinin iktidarda olduğundan hareket ediyor. Sağ siyasette şiddet yanlıları güçleniyor. Saadet Partisi’nin geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen 6. Olağan Kongresi’nde Sivas Madımak Oteli Katliamı sanıklarından dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun Saadet Partisi genel başkanlığına seçilmesi sağ siyasette radikalleşmenin bir başka sonucunu işaret ediyor. Karamollaoğlu’nun liderliğindeki Saadet Partisi’nin de Erdoğan’a yakınlaşması sürpriz olmayacaktır.
Erdoğan-MHP faşist ittifakına karşı tek sol siyasal ve toplumsal muhalefet cephesini üstlenmek de HDP ve bileşenlerine kalıyor. Kürdistan’da DBP’nin yerel iktidarı ile Batı’da HDP’nin yürüttüğü radikal demokrasi mücadelesine karşılık CHP’nin devletçi karşı duruşu onu HDP’nın dışında tutulduğu Saray zirvesinde gerçek koltuğuna oturttu. Sol-sosyal demokrat değerlere sahip olmayan CHP’nin tabanındaki eğilimler de göz önüne alındığında siyasette merkez sağı temsil ettiği açık.
Erdoğan’ın MHP’yi de boşa çıkaran faşizmi düne kadar Süleyman Demirel’in temsil ettiği “merkez sağa” da yaşam şansı tanımıyor. Demirel’den boşalan alanda siyasal bir parti yok. Bugün CHP Kılıçdaroğlu liderliğinde bu “merkez sağ” boşluğu dolduruyor o oylara oynuyor. Kılıçdaroğlu, Erdoğan rejiminin tüm kurumlarının yerleşmesi için elinden gelen desteği vererek CHP’yi merkez sağa oturturken Demirel’in retoriğini referans alıyor.
Kürt sorunu konusunda, Erdoğan’ın savaş politikalarına tam destek veren Kılıçdaroğlu, DBP’li belediye başkanlarının gözaltına alınması konusunda da desteğini esirgemedi. 28 Ekim günü Haber Türk’te canlı yayına katılan Kılıçdaroğlu, o sırada gözaltında tutulan Diyarbakır Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın durumuna ilişkin, “Bizim görüşümüz şu iki cümle; seçimle gelenin seçimle gitmesi demokrasinin temel kuralıdır. İkincisi, seçimle gelenin hukuk kurallarının öngördüğü sınırlar içinde hareket etmesi gerekiyor. Hukuka aykırı hareket ediyorsa yargılanması gayet doğal” diyor.
Kılıçdaroğlu için, “hukuka aykırılık yargılanmayı” gerektirir. Tıpkı 2012 yılında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarındaki dahli sorulan Demirel’in “O tarihte milli irade mevcuttur... o günün şartlarında öyle oldu maalesef ve yapılanlar kanuniydi” cevabında olduğu gibi. Demirel de Kılıçdaroğlu gibi “hukuka, kanunlara” sonuna kadar bağlıydı.
Bir ülkücünün silahlı saldırısına uğrayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ı ziyaret eden Kılıçdaroğlu çıtayı iyice yükseltti ve ülkücülere de sahip çıktı. Saldırganın ülkücü olduğunun hatırlatılması üzerine Kılıçdarğolu, “Ülkücü kardeşlerimize yönelik olarak, evet böyle bir iddia geldi. Türkiye’deki bütün ülkücü kardeşlerime seslenmek isterim. Bütün ülkücülerin en az bizim kadar vatansever olduğunu biliyorum. Biz nasıl devletin geleceği için endişe taşıyorsak onlar da aynı kaygıyı taşıyor. Böyle bir insan ülkücü olamaz. Ancak ülkücüleri karalar” cevabı ile Demirel’e bir selam daha çaktı. Demirel de 24 Aralık 1979’da TSK ve polisin korumasında MHP’li ülkücülerin yüzlerce insanı katlettiği Maraş katliamının ardından, “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz, böyle bir şey söylemiyorum, devlet cinayet işleyenin yakasına yapışmak zorundadır” demişti.
Özellikle 1980 öncesi Ülkü Ocakları’nda örgütlenen bu sivil cinayet örgütü Maraş, Sivas ve Tokat’ta sivil katliamlar yaptı. Yedi TİP üyesini işkence ile katleden ülkücülerin MHP’den milletvekilliği yaptığını da biliyoruz. Bugün Kılıçdaroğlu’nun sahip çıktığı “ülkücü kardeşleri” ellerinde öğrenci, aydın, işçi her kesimden insanının kanı bulunan katilleridir. Kılıçdaroğlu bu sözleri ile Bahçelievler katliamı, Maraş, Sivas, Tokat katliamlarının dışında binlerce devrimcinin katiline sahip çıkıyor. Kürdistan’da ülkücü olduklarını gizlemeyen özel hareketçilerin cinayetlerine ortak oluyor.
Açık ki bugün ezilen, ötekileştirilen tüm kesimlerim sol, sosyalist tüm çevrelerin karşısında mevcut köhnemiş rejimi ayakta tutmaya çalışan bu büyük sağ koalisyon duruyor. Buna karşı mücadele edebilecek tek gücün HDP bileşenlerinin örgütlü gücü olduğu da açık. Ve yine açık ki bu acımasız saldırganlığa karşı sokaklarda direniş barikatları kurulmadıkça uzun yıllar acısı dinmeyecek bir felaketle karşı karşıyayız.