MEHMET ZAHİT EKiNCİ/BREMEN


Devletin dine yönelik çarpık bakış açısına karşı yaklaşık 20 yıldır İslami Hareket içerisinde yerini alan Mele Eşref Budan, „Mazlum Kürt halkına karşı saldırılara kimse bizden susmamızı beklemesin“ diyor. 

Türk devleti, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin gelişimi ile birlikte din kisvesi altında binlerce imamı Kürdistan’a „ajan“ olarak göndererek önünü kesmeye çalıştı. Para karşılığında kimileri teslim alınırken, buna karşı direnen din alimleri için ise Kürt kentlerini yaşanılamaz hale getirdi. Devletin 1990’lardaki baskılara maruz kalan din ailemleriden birisi de Bingöllü Mele Eşref Budan. Yaşadığı baskılardan ötürü 1995’de sürgüne çıkan Budan, Almanya’nın Bremen kentinde ülkesinden uzakta yaşıyor. Burada da dini faaliyetlerine devam eden Mele Eşref Budan, Bremen’de fahri imamlık yapıyor. 


Diyanet değil hıyanet kurumu

Bingöl’ün Aşağıköy nüfusuna kayıtlı, 1965 doğumlu Eşref Budan, çocukluğunda imam olması için ailesi tarafından medreselere gönderilir. 20 yıl boyunca Bingöl, Muş, Elazığ ve Adana/Ceyhan ilçelerinde değişik hoca ve alimlerden din eğitimi alır. İmam Hatip diplomasını da dışarıdan alır. Diyaneti Kürtlere yönelik politikalarına tepki göstererek, „hıyanet kurumu“ olarak tanımlayan Budan, „Devletin resmi politikaları doğrultusunda çalışma yürütülmesi empoze ediliyordu. Allah’ın dininin adeta devletin çıkarlarına alet edilmesi sözkonusuydu. Herkes paye ve mevki için birbirini ihbar ediyordu“ diyor. 


Sistemin imamı olmayı reddetti

Buna karşı her yerde tepkisini ortaya koyduğunu belirten Budan şöyle devam ediyor: „Olan bitenlere seyirci kalamazdım. Medreselerde öğrendiğimiz din ile bu dinin arasında uçurumlar vardı. Bir din alimi olarak bunlara karşı her yerde tepkimi dile getiriyordum. Bu tepkiler birilerinin hoşuna gitmemiş olacak ki cemaatten birileri beni ihbar ettiler. Camiler adeta devletin istihbarat merkezlerine dünüştürülmüştü. Ben de bir yandan bu sistemin içinde dönen çarkın bir dişlisi olmak istemediğimden, bir yandan da tutuklanabilirim endişesi ile yurtdışına çıkmak zorunda kaldım.”


18 yıldır İslami Hareket içinde

1995 yılında Almanya’ya gelerek iltica ettiğini ifade eden Mele Eşref, İslami Hareketle birlikte hareket etmeye nasıl başladığını şöyle anlatıyor: 

„Berlin’de komployu protesto eylemine İsrail Başkonsolosluğu içinden açılan ateş sonucu dört Kürdistanlı katledilmişti. Bu olaydan çok etkilendim ve bunu protesto etmek için başlatılan açlık grevinde 15 gün kaldım. Bu esnada da Kürdistan İslami Hareketi ile temaslarım oldu. Dini, dili varlığı herşeyi yasak olan bir ulusun mensubu olarak bu kurum çatısı altında yaşayan insanların samimiyetini görünce bunlarla beraber ortak hareket etmeye başladım. Harekete katılmamın bir diğer sebebi de devletin dine olan çarpık bakış açısına karşı bir tepkiydi. Kürdistan İslami Hareketi’nin Genel Şurası’nda 12 yıl boyunca aktif olarak çalıştım. Bunun yanı sıra birçok camide imamlık yaptım. Şu anda da Demokratik İslam Kongresi (DİK) Avrupa delegeliğinin yanı sıra CİK hareketin Denetleme Kurulu’nda yer alıyorum.“

Kürtçe’nin Kirmanckî ve Kurmancî lehçeleriyle, Türkçe ve Arapça bilen Mele Eşref Budan’ın 2005’te çıkardığı ‘İslamda Yetki Sorunu’ adlı bir kitabı da var.


‘Sözlerimin arkasındayım’

2015 seçimlerinde Bingöl’de HDP’nin aday adayı listesinde yer alan Mele Eşref Budan’ın Cizre ve Silopi’deki özyönetim direnişi sırasında Türk devlet güçlerine tepki gösteren vaazları sosyal medyada tıklanma rekorları kırmıştı. Vaazlar üzerine Erdoğan’ın yandaş kanalı A Haber’in hedef gösterilmişti. Bingöl’de yaşayan ailesinin de bundan sonra polis tarafından rahatsız edildiğini aktaran Budan, yaptıklarından ve söylediklerinden asla pişman olmadığını vurguladı. 

Mele Eşref son olarak şunları ekliyor: „Yaptıklarımdan ve okuduğum hutbelerden asla pişmanlık duymadığımı belirtmek istiyorum. Gerekirse aynı şeyleri bugün de söyleyebilirim. Mazlum Kürt halkına karşı böylesi saldırılar varsa kimse bizden susmamızı beklemesin. Kürdistan’daki bu zulme en çok kendilerine ‘din alimi’ diyen insanların tepki göstermesi gerekiyor.“