
Gülhane Askeri Tıp Akademisi – GATA, Türkiye’deki en büyük askeri tıp kurumlarından biridir. Esas yeri Ankara olmakla beraber, İstanbul’da da bir hastanesi ve araştırma merkezi bulunmaktadır. GATA, çoğu biyosavunma konularıyla ilgili olmayan geniş bir dizi standart tıbbi araştırma ile ilgili çalışmaktadır. GATA’daki birkaç laboratuvar GATA-İstanbul’daki Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü ve Ankara’daki Klinik Mikrobiyoloji Bölümü ve Viroloji Bölümü dahil, mikrobiyoloji alanında çalışmaktadır. PubMed veritabanında yapılan bir araştırma sonucunda, yalnızca biri tipik biyosavaş ajanlarıyla ilgili olmayan, 58 adet yayına ulaşılmıştır. Tek istisna ise İstanbul’daki GATA hastanesince yayımlanan Türkiye’de doğal olarak ortaya çımış 32 şarbon olayına ilişkin bir incelemeydi. Fakat GATA, standart tıp araştırmalarına ek olarak, askeri NBC araştırma ve geliştirme çalışmalarında da bulunmaktadır. 1983 yılında Ankara’da GATA’nın NBC Bölümü kurulmuştur; Askeri Sağlık Hizmetleri Bölümü’nün bir parçasıdır ve “askeri ve terörist amaçlı kullanılabilen nükleer, biyolojik ve kimyasal maddelerin tıbbi etkileri, teşhis ve tedavisi konusunda araştırmalar yürütür ve Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivillere NBC eğitimi verir.”
Sağlık Bilimleri Ensititüsü Müdürlüğü Askeri Sağlık Hizmetleri Merkez Başkanlığına bağlı bir dal olan NBC Bölümü, Ankara’da GATA’nın Araştırma ve Geliştirme Bölümü binasının bir katını işgal eden kendi laboratuvarlarına sahiptir. Web sayfasına göre, bazı projelerde ünversitelerle de işbirliği yapar. Dört personeli (üç tıp doktoru ve bir biyolog) olup, bir Albay yönetimindedir. GATA’nın NBC Bölümü’ne ait birkaç yayın, ana araştırma odağının olasılıkla kimyasal silahlar üzerinde olduğunu gösteriyor.
Albay yönetiminde NBC Tıbbi Kurtarma Ekibi...
NBC savunma eğitimine ek olarak, GATA’nın eğitim ve öğretimle de görevlendirildiği açıktır. GATA içinde, potansiyel NBC saldırılarına hazırlanmak ve uygulama yapmak için bir NBC Tıbbi Kurtarma Ekibi kurulmuştur. Bir yayına göre, GATA’da bir kimyasal saldırı simülasyonu uygulaması yapılmıştır. GATA aynı zamandada Refik Saydan Hıfzısıhha Merkezi’nin düzenlediği bir NBC savunma çalıştayına da katılmıştır.
Bu konuda herhangi bir resmi açıklama ya da bildirim yapılmamıştır, Nükleer ve kimyasal savunmayla karşılaştırıldığında, biyolojik savunmanın GATA için önemli bir rol oynayıp oynamadığının değerlendirilmesi olanaklı değildir. (Web sayfasına göre, bazı projelerde ünversitelerle de işbirliği yapar. Dört personeli (üç tıp doktoru ve bir biyolog) olup, Eczacı Profesör Albay Turan Karayılanoğlu’nun yönetimindedir. GATA’nın NBC Bölümü’ne ait birkaç yayın, ana araştırma odağının olasılıkla kimyasal silahlar üzerinde olduğunu gösteriyor.).
RSHM ve kimyasal savaş ajanları
Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı – RSHM, Türkiye’nin tıbbi ürün denetimi ve aşı üretimi ile görevlendirilmiş olan önemli bir biyomedikal araştırmalar kurumudur.(1) Türkiye’nn CBM 2003’üne göre, masrafları tümüyle T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır. RSHM’nin, bir ölçüde, kimyasal ve biyolojik savunma çalışmalarına da katıldığı görülüyor. RSHM’nin, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü OPCW’nin odak noktasındadır ve kimyasal savaş ajanları ve yılan zehiri analizleri yapar. RSHM, Türkçe web sayfasında, işbirliği yaptığı bir kurum olarak T.C. Savunma Bakanlığı’ndan açıkça söz ediyor, fakat bu bilgi İngilizce web sayfasında yer almıyor. Bu işbirliğinin niteliği ve boyutu açık değildir.
2004 Mayıs ayında, RSHM doktorlar için bir haftalık bir NBC eğitimi düzenlemiştir. Programda kimyasal ve biyolojik silahlara giriş dersleri, dekontaminasyon teknikleri, gaz maskeleri ve koruyucu giysilerle eğitimler yer almıştır. RSHM personeline ek olarak, GATA ve Sivil Savunma Teşkilatı da bu çalıştayı düzenleyenler arasındaydı. (RSHM, Türkçe web sayfasında, işbirliği yaptığı bir kurum olarak T.C. Savunma Bakanlığından açıkça söz ediyor.(3) RSHM; Bacillus anthracis (şarbon), Yersinia pestis (veba), Francisella tularensis (tularemi) ve Burkholderia mallei (ruam) gibi tipik biyosavaş ajanlarını da içeren bir bakteri ve mantar kültürleri koleksiyonuna sahiptir.)
Etlik Merkez Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü
Etlik Enstitüsü’nün Besin Radyasyon ve Sterilizasyon Bölümü çoğunlukla, kullanıp atılabilen tıbbi malzemenin radyasyon teknolojileriyle sterilizasyon konusunda çalışmaktadır. Devam etmekte olan bir araştırma projelerinden biri (“Bacillus anthracis 34F2 Sporlarının Radyoaktivite Kullanımıyla Eliminasyonu”) biyosavunma konularıyla ilgili görünmektedir. Proje liderine göre, bu proje Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) gözetimindedir.(3)
TÜBİTAK
T.C. Savunma Bakanlığı, Kasım 2002’de, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu TÜBİTAK’tan 300 bin adet NBC korunma giysisi ısmarlamıştır. TÜBİTAK’ın Türk Silahlı Kuvvetleri için araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak üzere anlaşması bulunmaktadır. Bunun bir örneği, TÜBİTAK’ın “T-1 Temizleme Tozu” diye adlandırılan ve Marmara Araştırma Merkezindeki Kimyasal Teknolojiler Araştırma Merkezi (MAM-MKTAE) tarafından yakın geçmişte geliştirilmiş olup, kimyasal silahlara karşı koruma sağlayan mucizevi bir tozdur.
Kimyasal, biyolojik ajanlara izin veren direktif
2000’e Doğru Dergisi 23 Temmuz 1989’da kimyasal silahlar konulu bir makale yayımlayarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin silahlı Kürtlere karşı savaşta kimyasal ve biyolojik silah kullanımına izin veren gizli bir güvenlik direktifi (bir sonraki sayfadaki fotokopiye bakınız) bulunduğunu ileri sürmüştü. Belgenin bu makalede yer alan bazı bölümleri, 1990’ların başında Kürt yazar Celadet Çeliker tarafından yayımlanan, kimyasal ve biyolojik silahlar konusundaki bir kitapta da bulunmaktadır.(4) 2000’e Doğru’nun yayınladığı alıntılara göre, direktif 25 Şubat 1986’da yayımlanmış ve o sırada Genel Kurmay Başkanı olan Necdet Öztorun tarafından imzalanmıştı. Paragraf 5)’te, izin verilen tünel imha yöntemleri anlatılmaktadır:
“(d) Zehirli gazla doldurulabilir.
(e) Özel yetiştirilmiş, zehirli haşere üretilerek kullanılmaz hale getirilebilir.”
Aynı belgenin farklı yerlerinde: “c. gaz bombaları ve (...)” ve “d. NBC Silahları: Dost kuvvetlerce, sis, yangın maddeleri ile göz yaşartıcı, kusturucu gazlar gerektiğinde kullanılmaktadır.”
Direktif’in başka bir yerinde, açıkça göz yaşartıcı gaz ya da CS kullanıldığından söz edilmektedir. 2000’e Doğru’da görülen direktifin, gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yayımlanıp yayımlanmadığı açıklığa kavuşmamıştır, ama Direktifin yazarı olduğu ileri sürülen Necdet Öztorun’un bugüne kadar bu bilgileri yalanlamamıştır. Türkiye hükümeti de konuya resmi bir açıklama verememiştir. Biyolojik silahların kontrolu açısından, paragraf 5’teki böceklerle ilgili bölüm uyarıcıdır. Bu, biyolojik ajanların düşmanca bir kullanımı anlamına gelir. Bu da (Türkiye’nin 5 Kasım 1974’te TBMM’de onayladığı) Biyolojik Silahlar Anlaşması’nın açıkça çiğnenmesidir. Türk hükümeti bu konuda bir soruşturma başlatmalı ve tüm sonuçları Biyolojik Silahlar Anlaşması’na Taraf Devletler’e rapor etmelidir.(5) Bu, örneğin, geçmişte yapılmış anlaşmaya ters düşen etkinlikler için bir formatı da bulunan yıllık Güven Oluşturma Önlemleri yoluyla yapılabilir. Direktif’te de belirtildiği gibi, kimyasal silahların olası kullanımı, İngilizce raporun 15. sayfasında yer alan 5. bölümde daha fazla incelenmektedir.(6) Gizli güvenlik direktifi olduğu ileri sürülen belgeden alıntılar. (2000’e Doğru gazetesi 23 Temmuz 1989, sayfa 8’deki fotokopi)
BWC’nin parlamentoda onaylanması
Türkiye, bütün belli başlı biyolojik ve kimyasal silah kontrol anlaşmalarına taraf olmuştur. 5 Ekim 1929’da, Cenevre Protokolu’nu hiçbir çekince koymaksızın onaylamıştır. Türkiye’nin 5 Kasım 1974’te onayladığı Biyolojik Silahlar Anlaşması’nı (BWC) uygulamak için özel bir yönetmeliği bulunmamaktadır.(7) Buna karşın, T.C. Anayasası’nın 90. Maddesi’ne göre, Türkiye tarafından resmen yürürlüğe sokulan uluslararası anlaşmalar, iç hukuka yansır ve yasa haline gelir. Buna ek olarak, Türk yetkililerine göre, biyolojik silahlarla ilgili düzenlemelerin nasıl yapılacağı tam olarak anlaşılmasa da, BWC hükümlerinin çiğnenmesi konusu, aşağıdaki yasalar kapsamında ele alınır:
- Savaş Silahları Üreten Özel Endüstriyel Şirketler konusunda 3736 sayılı yasa;
- Ateşli silahlar, bıçaklar ve diğer silahlar konusunda 6136 sayılı yasa;
- Terorizmle savaş konusunda 3713 sayılı yasa;
- Türk Ceza Yasası
- Kimyasal Silahlar Anlaşması Türkiye tarafından 12 Mayıs 1997’de onaylanmıştır.
Neredeyse olmayan ‘Güven Oluşturma Önlemleri’
Bu rapordaki birçok soru ve belirsizlik, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e (BM) sunduğu CBM’lerde ele alabilirdi ve alınmalıydı. Biyolojik Silahlar Anlaşması’nın Üçüncü Gözden Geçirme Toplantısı’nın nihayi belgesine göre, biyosavunma programı ile ilgili olarak Türkiye’nin BM’ye her yıl kapsamlı ve eksiksiz bir bildirimde bulunması zorunluluğu vardır. Bugüne dek Türkiye, bu zorunluluğa hiçbir zaman uymamıştır. Türk hükümeti ve ilgili kurumlar, bu rapordaki soruların netleştirilmesini amaçlayan yazılı talepleri de yanıtlamamıştır.(Sunshine Project Ülke İncelemeleri No. 3 raporuna göre) İşte Türkiye’nin BM’nin ilgili anlaşmalarına rağmen Kimyasal silahlara ilişkin durumu.
- Türkiye, 1993 – 2001 yılları arasında, her yıl BWC kapsamındaki güven oluşturma önlemleri (CBM’ler) sunmuştur. Bunların hiçbiri, bir biyosavunma programının varlığını göstermemekte, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir biyosavunma araştırma tesisi tanımlamamaktadır. Bir özet için Tablo 1’e bakınız. Türkiye, 1992 ve 2002 yıllarında ise BWC kapsamındaki güven oluşturma önlemlerini (CBM’ler) sunmamıştır.
- Türk hükümeti tarafından sunulan CBM’ler çok kısıtlı bilgi içermektedir; bu nedenle de silah denetimi açısından güven oluşturmaktan uzaktır. Türkiye, tek bir olayda yalnızca bir kapak formu sunmuştur (2001). Diğer yıllarda ise aşı üreticilerini yalnızca bir adet ek sayfa olarak sunmuştur. 2000 ve 2003 CBM’leri gibi, 1997-1999 CBM’leri de birbirinin aynıdır.
CBM’ler kamuya açık değildir
Türkiye’nin CBM’lerinin, özellikle de biyosavunma programının niteliği, kapsamı ve konumuna ilişkin eksiklikleri, Kürt gerillalara karşı böceklerin kullanılmasına izin veren gizli güvenlik direktifiyle bağlantılı biyosavunma etkinliklerinin hedefi konusundaki kuşkulara, önemli bir katkı yaparken kaygı uyandırmaktadır.
- Mevcut CBM formatının, bir biyosavunma programıyla bağlantılı tüm tesisleri için değil de, yalnızca “kaynaklarının önemli bir bölümünü ulusal biyolojik savunma araştırma ve geliştirme programına adamış olan” bir biyosavunma tesisi için bildirim yapmayı zorunlu kıldığı ileri sürülmüştür. ‘Tesis’ teriminin açıkça tanımlanmış olmadığı göz önüne alınarak, bildirimde bulunan ülke tarafından yaratıcı biçimde yorumlanması halinde, belki de dünyadaki her biyosavunma kurumu, bildirim zorunluluğu dışında bırakılabilir.
CBM’lerin amacı güven yaratmak olduğuna göre, ülkeler önemli biyosavunma kurumlarını bildirimlerine dahil etmemelerini haklı çıkarmak için, ‘tesis’ terimini kuşkulu biçimde manipüle etmekten kaçınmalıdır. Güven oluşturmak amacıyla sunulan bir CBM’in dışında bırakılan biyosavunma programı bileşenlerinin sayısı ne kadar fazlaysa, bu CBM’nin etkisi de o kadar çelişkili olacaktır. Bu, CBM’lerinde bir biyosavunma programı olduğunu açıkça yadsıyan Türkiye için özellikle doğrudur.
- Türk hükümetinin CBM’leri kamuya açık değildir. Başka hükümetler (Avustralya, ABD), kendi CBM’lerini internete koymuşlardır. Türkiye’nin bunu örnek alması kuvvetle tavsiye edilmektedir.(8)
- Türk hükümeti, eğer uluslararası biyolojik silah yasağını destekliyor ve Biyolojik Silahlar Anlaşması’nın güçlendirilmesini destekliyorsa, gelecekte eksiksiz, tutarlı ve açık seçik CBM’ler sunarak güven oluşturmaya katkıda bulunmalıdır.
- Türkiye zorunlu olmasına rağmen 1992’den 2003 yılına kadar BM’nin ilgili kurumuna kimyasal silahlarla ilgili hiç bir bildirimde bulunmamıştır. Bu da Türkiye üzerinde kuşkuların oluşmasına neden olmaktadır.
- Türkiye’nin BWC kapsamında sunduğu CBM’lerin tümü biyosavunma programları ya da araştırma merkezleri konusunda bilgi içermiyordu. Türkiye bunların bazılarında, güven oluşturma önlemlerine ilişkin olarak, ‘bildirecek yeni bir şey yok’ açıklamasında bulunmuştur.
Biyolojik Silahlar Anlaşmasıu’na (BWC) Taraf Devletler, her yıl ‘Güven Oluşturma Önlemleri’ (CBM’ler), örneğin biyosavunma programları, biyolojik beceriler ve diğer ilgili alanlar konusunda bilgi sunmaya, 1987 yılında karar verdi; bu karar 1992’de kabul edilen yeniden gözden geçirilmiş metinde de yer aldı.(9) BİTTİ
ALİ ÖZŞERİK
***
Kaynaklar:
1) Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı, Adres: Cemal Gürsel Cad. No. 18, 06100 Sıhhiye, Ankara. Türkiye CBM 2003. http://www.tedavi.saglik.gov.tr/english/poison/activities.htm, Programın tamamı için bakınız: http://www.tedavi.saglik.gov.tr/nbc.htm
2) Cumhuriyet gazetesi, 29 Mayıs 2004, sayfa 1. Taraf Devletlerin, anlaşmadaki bütün zorunluluklara uymasına ilişkin arka plan bilgilerini içeren belge.
BWC/Conf.IV/3/Add.1, 21 Kasım 1996,
3) Merkez Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü, Etlik, Ankara,
http://www.etlikvet.gov.tr/MrkVet-Eng2/research.htm Proje lideri Galip Siyakuş, Sunshine Project’e yazdığı 12 Temmuz 2004 tarihli e-posta mesajında, bu projeye ilişkin herhangi bir bilgi almak için TAEK’e başvurmasını önermiştir.
4) Kitabın adı ‘Li Kurdistane u rojhilata nauin ceken kimyayi-biyolojiki u atomi’ (Kürdistan ve Orta Doğu’da kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlar) ve DOZ Yayınları tarafından (Kürtçe olarak) basılmıştır.
5) Milliyet gazetesi, İstanbul, 12 Kasım 2002, sayfa 15. Bkz. Milliyet gazetesi, Ankara, 28 Ağustos 1998, sayfa 3’te söz edilen rapor.
6) Frankfurter Allgemeine Zeitung, 26 Temmuz 1989. Adres: Necdet Öztorun, FMV IŞIK ÜNİVERSİTESİ, Büyükdere Cad. 80670, Maslak, Istanbul.
7) BWC Dördüncü Gözden Geçirme Konferansı: Taraf Devletler’in Kararlaştırılan CBM’lere katılımı konusunda arka plan bilgilerini içeren belge. BWC/Conf.IV/2, 28 Ekim 1996.
8) Türkiye CBM 1997; BWC Beşinci Gözden Geçirme Toplantısı: Taraf Devletler’in Kararlaştırılan CBM’lere katılımı konusunda arka plan bilgilerini içeren belge: Sunshine Project Ülke İncelemeleri No. 3.
9) Türkiye’deki Biyolojik ve Biyokimyasal Silahlara İlişkin Araştırmalar Üzerine bir İnceleme. Bu raparun araştırmaları ve yazımı Greenpeace Almanya Çevre Vakfı tarafından desteklenmiştir.