Durum tahminlerimizin de ötesinde, çok ciddi. Kandil’e yönelik bombardıman eğer aşağıda aktaracağımız haberde dile getirilen amaca dönükse, bilelim ki, Türkiye büyük bir tehlikeyle yüz yüze. Önce haberi okuyalım:

Zergelê Köyü'nün Türk uçakları tarafından bombalanması sonucu 8 kişinin hayatını kaybettiğini 11 kişinin de yaralandığını ifade eden Kandil Belediyesi Eşbaşkanı Mihemed Hesen, "Türk devleti Kandili insansızlaştırıp savaş alanı yapmak istiyor. Böylelikle kimyasal silah da dahil her türlü silahı kullanmak istiyor. Buradaki halkımıza yerini yurdunu terk etmemelerini, Türk devletinin planını boşa çıkarmaya çağırıyorum" dedi.

Bu haberi okur okumaz, aklıma emekliye ayrılacak olan Genelkurmay Başkanı Özel’in bir adının da "kimyasal Özel" olduğuna dair medya haberleri geldi.

"İnsansızlaştırma" konsepti, Türk devlet iktidarlarının Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı bir konsept. En son 1990 başlarında Kürdistan’ın bütün kırsal alanlarında "köy yakmalar" ve katliamlar yoluyla "insansızlaştırma" kampanyaları yürütüldü. Binlerce köy insansızlaştırıldı.

Roboskî Katliamı, esas olarak, "sınır ticareti" yapan Kürt nüfusunu sınır boylarından uzaklaştırmak, böylece "sınır boylarını" insansızlaştırmak ve sınır geçişkenliğini yok etmek amacıyla yapılmıştı. Halk "vatan toprağını" ve "ekmek kapısını" terk etmedi. Roboskî planı boşa çıktı.

Ama görülüyor ki, şimdi bu yöntem yeniden denenmek isteniyor. PKK güçlerini "kimyasal" silahlarla ve "zehirli gazlarla" yok etmenin önünde, Kandil’deki yüzlerce köy, uluslararası tepki korkusu yüzünden, bir "engel" olarak görünüyor. Saddam’ın Güney Kürdistan’da uyguladığı "kimyasal jenosid", Saddam’ın sonu olmuştu. Zergelê Köyü'ne atılan birer tonluk "kazan" bombaları, gerçekten de Kandil köylerini "insansızlaştırmak" amacı taşıyorsa, bilelim ki, bu amaca ulaşıldığında, "kimyasal silahlarla savaşın" önündeki büyük bir "engel" kalkmış olacaktır. 

Gerillayı dağlarda "yalnızlaştırdıktan" sonra "kimyasal" savaş yoluyla yok etme yeltenişinin önünde başka "engeller" yok mu?

"Savaş suçu" işleyerek girişilecek böyle bir imha savaşının sonunda, birkaç ay içinde, şimdiki gerilla sayısını defalarca katlayan bir gücün ortaya çıkacağından Türk devleti bence emin olmalı. Çünkü Kandil’i "insansızlaştırıp" "kimyasal cinayet" planlayanlar, Güney Kürdistan’ın aynı gün "Kandilleşeceğini", İran Kürdistan’ının ona katılacağını, Rojava’nın "Kandil ovası" haline geleceğini unutmamalı. Ama daha önemlisi, Kandil’de yaşanacak böyle bir "kimyasal katliam", o dakikada "nerede bir Kürt varsa" orada, "ölümden öte köy yok" duygusunu, üstelik aklın almayacağı bir "yıkıcı enerjiyle" yaratacaktır; sosyolojinin kanunları arasında, "şiddetin sindirme" gücü dışında, bir de "ayaklandırma gücü" olduğuna dair de kanunlar vardır. Ve Türkiye’nin ezici çoğunluğu Kandil’i insansızlaştırıp, gerillayı da "kimyasal savaş suçu" işleyerek yok eden bir hükümetin, bu noktada duramayacağını, yoluna yeni ve kanlı suçlarla "durmaksızın devam edeceğini", sonunda yıkılmazsa, Türkiye’yi faşist bir cehenneme çevireceğini kolayca görecek ve bu defa Taksim’in Gezisi, yüzlerce Gezi olarak hükümetin "müstahkem saraylarını" muhasara altına alacaktır.

Böyleden böyle olmasına olacaktır da, hepimize de yazık olacaktır.

Kandil Belediye Başkanı’nın duyurduğu tehlikeli planın gerçek olmadığını umalım. Umalım ama uyumayalım. Medyada pek çok demokrat yazar, haklı olarak 1990’larda başarılamayanın bugün de başarılamayacağını yazdı. Aslına bakarsanız, ben de öyle düşünüyordum. Ama bu haberi okuduktan sonra, "nokta operasyonu olmadığı, bir süreç" olduğu söylenen bu "bombardımanın" ve Zergelê katliamının altında yatan "tehlikeli ihtimali" düşünmeye başladım. Kendi kendime şöyle dedim: Şimdi "demek ki, 1990’larda yapılamayanı yapma yolunda bir çılgınlığın eşiğine gelmiş olmalılar…

Bıraktım bizi, kendinize de yazık edersiniz.

Ne yapmalı? Kandil’de her köye yüz insanla yerleşmeli…Kandil’i daha da "insanlılaştırmalı"…