Kendisi de Ukrayna kökenli olan Kruşçev, Kırım’ı Rus Federe Sovyet Cumhuriyetinden alıp özerk bir alt cumhuriyet olarak Ukrayna’ya bağladığında; kim bilebilirdi ki bu 50 küsür yıl sonra, yalnızca eski Sovyet topraklarının değil, uluslararası camianın krizine dönüşecek.

Kruşçev, bir yerde eski ustası Stalin’in, anavatanı olan Gürcistan’a ve de Azerbeycan’a torpil geçip, daha küçük Ermenistan’a karşın, daha büyük Gürcistan ve daha büyük Azerbeycan yaratmasını da örnek almış olabilir.
Almanya, AB projesi üzerinden tanklarla alamadığı ne kadar “yaşam alanı” varsa, onları geri alma peşinde. Savaşla yüzyıldır giremediği alanları birer birer düşürüyor.
Bu politika, nasıl Yugoslavya’nın iç savaşa sürüklenerek dağılma sürecini tetikledi ise şimdi Ukrayna böylesi bir gelişmeye aday. Ama bütün bunları “uluslararası komplo”ya bağlamak da o kadar yanlış.
Krize yol açan asıl etmenler, çelişkiler tamamen içsel, ve üstelik bin yılı bulan tarihsel kökleri var. Bölge bir defa dinler savaşı olmuş uzun zaman.
Bütün Rus popüler tarihi Tatar akını öyküleri ile doludur. Bir anlamda Rus uluslaşmasının temeline Tatar baskısına direnme olayı konmuştur.
Ukrayna sadece Rus-Tatar savaşlarının değil, aynı zamanda, Polonya ile olan savaşların da geçtiği alan olmuştur. Bu savaşlar bir anlamda da Katolik Kilisesi ile Ortodoks Kilisesinin kavgası idi.
Sınıf ve enternasyonalizm paradigması global olarak geriledikçe, yarattığı boşluğu iki sosyal olgunun öne çıkarak bunu doldurması kaçınılmazdı. Yani dinin ve milliyetçiliğin baş aktör olmaya başlaması.
AB’nin yapılanması belki herkesi içinde barındırmaya en müsait proje. Ama bu projenin 30 yıldır Rusya’yı dışlayarak, onun eski kadim alanlarını tırtıklaması da, bir yerde “Moskof” canavarını kış uykusundan kaldırdı.
Şimdi Ukrayna’nın Rus uyrukları, yükselen Ukrayna milliyetçiliği karşısında endişe içinde ve onun aşırılılarını “faşistler” olarak niteliyor.
Bunda Ukrayna milliyetçisi karşı devrimcilerin Alman işgalinde Nazilerle işbirliği yapmasının da sosyal bilinç altında bıraktığı tortular da var.
Unutmayalalım ki, Rus ozanı Yevtuçenko’nun, Yahudi kırımını konu alan, o muhteşem şiiri, Babi Yar’ın bulunduğu yer de Ukrayna’dadır. 1905 Devriminden sonra, Çarlığın kışkırttığı Yahudi halkına yönelik pogromların da diyarıdır burası. Buralar aynı zamanda, antisemitizmin, tarihsel olarak at oynattığı yörelerdir.
Kırım’daki Rus varlığı ise tamamen bir kolonizasyona dayanır. Aynı Anadolu’nun Balkan ve Kafkaslılar tarafından kolonizasyonu gibi.
Törenin asıl otantik yerli halkı, Marx’ın da adeta nefret ettiği Rus gerici kolonizasyonu için en kibar deyimi ile etnik arındırmaya tabi tutulmuştur.
Bu etnik arındırma süreci, 2. Dünya Savaşı bahane edilerek Stalin Yoldaş tarafından tamamlanmıştır.
Ermeni halkı gibi, Tatar halkı da külliyen “hain” ilan tasfiye edilmiştir. Orta Asya’nın tehcir yollarına düşürülmüşlerdir. Tıpkı Kafkasya’da yaşayan Kürtler, Ahıskalılar ve Rumlar gibi. Tehcir olanlardan yollarda kırılan kırılmış, arta kalanlar ise Osta Asya’da buluşmuştur.
Bu nedenle kendi halkının haklarını savunan Tatar arkadaşlarımın, Ermeni Soykırımı olgusu ile empati kurmalarına asla şaşırmamışımdır. Benim de soykırımlar konusunda daha genç yaşta duyarlı olmamı sağlayan kaynaklardan biri de, Kırımlı yazar Cengiz Dağcı’dır. Onun “Onlar da İnsandı” ve “Korkunç Yıllar” adlı romanlarıdır.
2. Savaşta Sovyet askeri olarak esir düşen Dağcı, esir kampından kurtulduktan sonra Londra’ya gitti ve ölene kadar orada yaşadı. Sevdiğim yanlarından biri de, Kırımlı Tatar kimliğine sahip çıkarken, kendine yaklaşan Turancı çevrelere yüz vermeyişi, ve olaya humanist bir yaklaşım sunması idi.
Rus Çarlığı ile Osmanlı devleti arasında Kafkas Çerkeslerinin tehciri için örtülü bir anlaşma yapılmıştır. Çerkesler, aynı Rus Çarlığının Kazak alayları gibi, Balkanlarda, ve Anadolu’da hak arayan yerli halklara karşı kullanılmıştır ne yazık ki.
Türkiye’nin soykırım inkarcılığı, Çerkes ve Kırım Tatar “soykırımının” gündeme gelmesini de engellemektedir dolayısıyla.
Dolayısıyla, Rusya, ABD ve TC, soykırım inkarı kulvarında buluşabilmektedir. Ama öyle bir tarihsel dönemde yaşıyoruz ki, bütün halı altına süpürülmüş tarihsel sorunlar, yüzleşilmesi için adeta yeraltından fışkırıcasına çıkıyor. Hasılı gün o gündür.