Recep Bey, böylesine dini “kamil” (olgun ve dolgun) bir adam portresi çiziyordu. Portrenin kıvrım ve dolambaçlarında her Müslüman, soydaşlarıydı. Kürtler ise Sultani hayatının ömrünü uzatma zamanı seçimlerde kardeşten de ileri kardeşleriydi.
“Kardeş” ılıman, gizlemli kendi içinde büyüler taşıyan bir kavramdır. Bunu en iyi bilen, kardeşliğe en has değeri biçen Kürtlerdir.
Bu güne kadar, Kürtlerin bir kısmına uyguladıkları zulmü, vahşetin ayak sesi, şiddeti ve yıkımından uzak Kürtlere, “sizin iyiliğiniz için” diye yutturmaya çalıştılar.
O günler geçti. Kürtler uyandı. Rojava’daki öz kardeşlerinin üstüne kiralık katiller salıp, bunu onların iyiliği gibi göstermek zekaları, insanlık damarlarıyla alay etmektir, hakarettir.
Onun için sadece Kuzeyli Kürtler değil, Güneyde Hewlêr, Süleymaniye en gür sesi veriyor, “Hawar” tefleri. Güneyin eski bağımsızlık savaşı fedaileri Peşmergeler, yardıma koşmak için hareketleniyorlar.
Kırıma ortam hazırlamak, kırıma ortak olmak olduğunu bütün Kürdistan biliyor. Günün arşivi geleceğin aynasıdır, çünkü. Arşivlerin belliği tarih boyunca kalıcı, zulüm ve zalimlerin yüzü unutulmazdır.
Dini kirli, lağım kokan, kanlı ağzına alıp “Allahu ekber” diye bağırarak vahşice tecavüze koşan Nusracı‘ya yardım ve yataklık edenlerin suç ortaklığını, bir ajans haberi şöyle not ediyordu, tahihe:
“El Nusra imamları camilerden Kürtlere yönelik saldırılar ve kadınlarının kaçırılmasının “helal” olduğu yönünde anonslar yaparak, “İslam” adına katliam ve tecavüze çağırdı. Bu fetvaya başta Türkiye olmak üzere hiçbir “İslam” ülkesi tepki göstermedi.”
Cüneyt Özdemir, Radikal gazetesinde iki gün önce yayımlanan yazısı, dinden, iman ve vicdandan söz edenlerin ibretlik portresi, öte yandan insanlık suçu iddianamesi niteliğindeydi.
Cüneyt Özdemir şunları yazıyordu:
“Dünyanın farklı bölgelerinde, şeriat hayali ile mücadele eden mobil cihatçılar, yeni kontrolsüz (Suriye) bölgeye akın ediyorlar. (...) Benim tuhafıma giden, bütün dünyanın endişe ile izlediği bu gerçeğin Türk basınında (Cüneyt Özdemir Radikal hariç diyor) hemen hiç yer bulmaması. (...) Görünmeyen bir el ısrarla gözden kaçırıyor. Görmüyor değiliz. Zira artık neredeyse İstanbul’da hangi otellerde kaldıkları bile sosyal medyada deşifre ediliyor. (...) istihbarat teşkilatlarınız muhtemelen birebir isim isim geleni gideni takip ediyor.”
Özdemir’in “Mobil cihatçılar” dediği El Nusracılar, yerli takviyeli kiralık Afganlı, Çeçen katillerdi.
Rojava liderlerinden Salih Muslim de Taraf gazetesinden Amberin Zaman’a, Türklerle görüşme masasındayken, El Nursacıların Antep’te toplantı yaptıklarını söylüyordu. Muslim’e, artık “silah yardımı yok” dedikleri gece, Karkamış sırından içeriye silah yüklü konvoy sokuluyordu.
Birileri utanmadan, sıkılma nedir bilmeden hala kardeşlikten söz ediyordu.
Kaniya Xezala (Ceylanpınar) Belediye Başkanı İsmail Aslan, işlenen insanlık suçunu, insanlık çığlığı gibi tarihe not ediyordu: “Nusracıların top atışlarına cevap yok. Ama Kürtlere ateş kusuyorlar. Nusracı yaralılar, 10 dakika sonra, hastaneye yetiştiriliyor. Kürt sivillere hiç bir insani yardım yok. Yarımlar engelleniyor.”
Bunlarla komşuluk yapmak da imkansız. İşte, matem evi Ermenistan sınırı ve NATO üyeliğine rağmen Yunanistan...
Yazık, Kürdistan en uzak komşu olacak galiba...
Kırım ortaklığı
Türk Başbakanı Recep Erdoğan’ın “faziletlerini”, her gün yeni baştan keşfedip, meraklısına sunmakla görevli yandaş kalemler, Burma’da (Myanmar) Müslümanların öldürülmesi üzerine, eşiyle karşılıklı oturup yas tuttuklarını, hatta gözlerinden bir kaç damla yaşı akıttıklarını, çilek yiyemeyen Filistin çocukları için de, ey vah ki, hüngürdeyerek ağladıklarını servis ediyorlardı.