Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da büyük NATO operasyonuyla Kenya’ya bağlı Nairobi hava alanında esir alınması olayı, Kürtlerin tarihine "lanetli komplo" ve "Kara Gün" olarak geçti. Birkaç gün sonra bu lanetli uluslararası komplonun 16. yılına gireceğiz. Kürtler, bu yıl da bu komployu, bu "Kara Gün"ü lanetleyecek. Sayın Öcalan’ın içinde bulunduğu esaret koşulları sonlanıncaya, özgürlük ve demokrasi mücadelesi kazanıncaya kadar da karşılama geleneği böyle sürecek.
15 Şubat komplosu, sermaye, iktidar ve devlet tekellerinin uluslararası konsensüs sağlayarak, Rêber Apo şahsında Kürtleri tümden boğmaya girişmesi operasyonu olarak geliştirildi. Kürtlerin varlık kazanma ve özgürlüğe yaklaşma mücadelesinin akıl gücü olarak Rêber Apo görülüyordu ve Rêber Apo’nun esareti karşısında kırılacakları, dağılacakları, başsız ve rehbersiz kalacakları hesaplanıyordu. İkinci bir hesap ise; Türk ve Kürt halklarının birbirlerini bitirinceye kadar savaştırılması hedeflenmekteydi. Üçüncüsü, Rêber Apo’nun özgürlüğe akan düşüncelerinden ilham alarak çok fedaice özgürlüğe yönelen Kürt kadınının umutlarını kırmak istemekteydi. Dördüncüsü ise; fizik ve metafiziğe bölünmüş, sınıflara ayrışmış, merkezi ulus devlet sınırlarına çekilmiş, "demir kafese" kapatılmış demokratik toplum güçlerinin, özgürlükçü zihniyet etrafında birleşme, güçlenme ve kendisini yeni bir toplumsal sisteme kavuşturma ihtimalini ortadan kaldırmayı hedeflemekteydi.
16 yıl boyunca Kürt halkının ve hareketinin, Rêber Apo etrafında kenetlenerek verdiği eşsiz mücadele sonucu, kirli amaçlarına ulaşması önlendi. Komployu boşa çıkaran; en başta da Rêber Apo’nun kendisi oldu. Komplonun hemen ardından geliştirdiği demokratik dönüşüm projesi, sonu gelmeyecek bir toplumsal çatışmaya girmesini engelleyerek, komplonun en tehlikeli hedefini önledi. Daha sonra gelişen çatışma süreçlerinin kayıpları oldukça fazladır, ancak derinleşmiş toplumsal bir çatışmaya dönüşmesi daha farklı sonuçlara yol açacaktı. Bu önlendi.
Rêber Apo, geliştirdiği savunmalarıyla, muazzam bir Demokratik Uygarlık Manifestosu oluşturdu. Egemen uygarlık anlayışını tekillikten kurtararak farklı uygarlık varlıklarını da aydınlatmaya girişti. Sistemleştirdiği Demokratik Uygarlık ve Demokratik Modernite düşüncesi, dünyayı binlerce yıldır başına bela olmuş sermaye, iktidar ve devlet tekelinden kurtarabilecek nitelekte yeni bir sosyolojik tezdir. Demokrasiye duyarlı herkesin ve her kesimin, okuması ve incelemesi hatta kendi bulunduğu yeri yeniden tanımlaması, oldukça önemlidir ve önerilir. Özellikle de "Özgürlük Sosyolojisi" bölümü, Tükiye’de yaşayan tüm kültürler, inançlar, mesleki ve toplumsal gruplar ve tüm farklılıklar tarafından incelemeye ve pratikleştirilmeye değerdir.
Demokratik Uygarlık veya Demokratik Modernite tezi, anlamsal açıdan oldukça kadın eksenlidir. Doğanın dişil zekasından akmış gibidir. Çünkü toplumsal doğayı çözmüş, duygusal ve analitik aklı optimal düzeye çekmiş bir gerçek sözkonusudur.
Rêber Apo’da korunan kadın eksenli toplumsal doğa yoğunluğu ve kendini pratikleştirme düzeyi karşısında, sermaye-iktidar-devlet tekelinin komplocu erkek aklı, paniğe kapılmakta ve toplumsal doğa aklının güçlenmesinde, pratikleşmesinde kendi bitişini görmektedir. Avcı, komplocu erkek aklının egemenliğinde varlığını sürdüren komplocu güç odakları, komplo karşısında hamle üstüne hamle yapan özgürlükçü Kürtlerin yaptığı her hamleye karşı, büyük darbeler indirerek saldıran yöntemleri bu yüzden anlaşılırdır.
On altı yıldır Kürtler, Önderliklerinin İmralı esaretine alıştırılamadılar. ‘Belki bir gün alışırlar’ diyenin, doğrusu aklından şüphe etmek gerekir. Kürtler, bu lanetli kirli komploya asla alışmayacakları gibi tarihlerine "Kara Gün" olarak yazdıkları 15 Şubat gününü, bir gün Kürtlerin baharına da dönüştüreceklerdir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Özellikle de Kürt kadınların temel mücadele hedefi, buna kilitlenmiş bulunuyor. Çünkü Kürt kadınlar kendi özgürlüklerini, Önderliklerinin özgürlüğünde görüyor.
Kırkbin defa lanet olsun!