Aslında artık yazmayacaktım. Protesto edecektim yani. Kendimi başka tür ifade yolları arayacaktım. Artık AKP’ye ait hiçbir gazeteyi okumayacak, hiçbir televizyonu izlemeyecektim. Son bir kısa açıklama ile demokrat ve yurtsever olan herkesi de benzer tutum almaya çağıracaktım. AKP’ye karşı, yani faşizme karşı hep birlikte ortak bir tutum geliştirelim diyecektim.
AKP yönetimi altındaki mevcut ortamda nasıl yazılabilir ki! Yazsan bile ne değeri olabilir ki! Görmüyor musunuz, özgürlük ve demokrasi dene dene kapkara bir faşizm oturtuldu Türkiye’ye. Gazete ve dergiler kapatılıyor, henüz yayınlanmamış kitaplar yasaklanıyor, gazeteciler ve hukukçular tutuklanıyor, AKP polisinin faşist terörü “çocuk demeden, kadın demeden” herkesin tepesine balyoz gibi iniyor, sokakta insanlar dövülüyor, dağda çobanlar ve kızları kurşunlanıyor… AKP’li olmayan herkese “Ergenekoncu” ya da “KCK’li” denerek hapse konuyor.
Cezaevleri tam bir toplama kampı haline geldi. Hiç kimsenin can güvenliği ve hapse girmeme garantisi yok. Genelkurmay başkanları bile “En büyük terörist” sayılıyor. Kimin kapısının polis tarafından ne zaman çalınacağı bilinmiyor. Her gün onlarca ev basılıp insanlar gözaltına alınıyor. TC tam bir polis devleti haline getirilmiş durumda. Eskiden devleti genelkurmay başkanlığı yönetirdi, şimdi polis akademisi yönetiyor.
Böyle bir ortamda yazmanın ve konuşmanın önemini elbette biliyorum. Fakat özgür basın üzerindeki uygulamalar da ortada. En son Özgür Gündem gazetesine uygulanan bir aylık kapatma bardağı taşıran son damla oldu. Zaten ortada ciddi bir düşünce ve ifade özgürlüğü yok. Buna bir de esrarkeş olduğu gözlerinden okunan İdris Naim Şahin’in zırt pırt aklına gelen gazeteyi kapatması eklenince, “Yazsam ne olacak?” sorusu insanın aklına geliyor.
Benimkisi elbette pasif bir geri çekilmeyi ve meydanı AKP faşizmine bırakmayı ifade etmiyor. Yasak ve engeller nedeniyle gazeteler halka ulaşmazken yazıp çizmeyi pasif ve geri bulma anlamına geliyor. Faşizme karşı böyle durulamayacağını içeriyor. AKP faşizmini yıkacak daha radikal söz ve davranış biçimleri geliştirmeyi gerekli görüyor. AKP faşizmine karşı çok açık bir demokratik direniş çağrısı oluyor.
Çünkü artık sözün bittiği noktadayız. AKP demagojisi o kadar yaygın ve faşizmi o kadar güçlüki, artık bunları aşmaya söz yetmiyor. Dolayısıyla daha çok eylem ve demokratik direniş gerekiyor. Herkesin bulunduğu yerde tüm imkânları kullanarak AKP faşizmine “Dur” demesi gerekiyor. İşte böyle bir düşünce yoğunluğu içindeyken zaman 30 Mart’a ulaştı. Demokratik iletişim araçları “Kızıldere olayının kırkıncı yıldönümü” olduğunu duyurdu. TV ekranlarında Mahir Çayan ve arkadaşlarının resimleri göründü. Nasılki kırk yıl önce derin bir etkiyle bizleri özgürlük mücadelesine çektilerse, bu kırkıncı yıldönümünde de yarattıkları benzer etkiyle bizi yeniden yazmaya götürdüler.
Demekki 12 Mart faşizmine karşı devrimci direnişin üzerinden kırk yıl geçmişti. Nasıl da hızlı geçti bu kırk yıl! Adeta göz kapatıp açar gibi. Mahir’lerin, Deniz’lerin, İbrahim’lerin önderliğinde gerçekleşen devrimci eylemler daha dün gibi belleklerde taptaze. Nasıl da cesur ve fedakârdılar? Nasıl da yiğit ve kahramanca yürüyorlardı? Ne denli etkileyiciydiler? Türkiye’yi devlet ve toplumuyla çok derinden sarstılar. Bizleri aydınlatarak özgürlük mücadelesine çektiler.
Onlar kapitalist sisteme karşı Türkiye’nin en bilinçli ve örgütlü direniş güçleriydiler. 1968 dünya gençlik devriminin Türkiye kolunu oluşturuyorlardı. Türk ve Kürt gençliğinin büyük devrimci gücünü ortaya koyuyorlardı. Türkiye’nin faşizme karşı çıkan ilk direniş önderleri ve örgütleriydiler. Türkiye halkının dağa çıkan ilk gerillasıydılar. Mahirler nasıl da çıkmışlardı Karadeniz dağlarına? Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhaklar’ı tutarken, Denizler de Kürdistan dağlarına bir başka cepheden çıkmak istiyorlardı. İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları ise Dersim dağlarını seçmişlerdi.
Onlar ülkenin bağımsızlığı ve halkın özgürlüğünün en seçkin timsali oldular. Gerçek devrimci-demokratlar olarak faşizmin üzerine yürüdüler. Faşist sistemin ancak gerilla direnişiyle yıkılabileceğine inandılar. Bu öyle güçlü bir inançtı ki, gözlerini kırpmadan faşizmin üzerine yürümeye götürdü. 12 Mart faşizmine karşı geliştirilen bu kahramanca direniş Türkiye tarihinde yeni bir süreç başlattı.
O gün bugündür ülkemizin dağlarında özgürlük gerillası var. Kızıldere’den, Nurhaklar’dan, Dersim’den yakılan ateş tüm Kürdistan dağlarını sardı. Mahir’ler, Deniz’ler, İbrahim’ler, bu kez Kürdistan’da Haki’ler, Kemal’ler, Mazlum’lar, Agit’ler, Beritan’lar, Zilan’lar oldu. Dev-Genç adıyla başlayan direniş Kürdistan’da PKK haline geldi.
Nasılki Mahir’lerin, Deniz’lerin, İbrahim’lerin kahramanca direnişi 12 Mart faşizmini boşa çıkardıysa, Kürdistan’da PKK’nin kahramanca direnişi de 12 Eylül faşizmini yenilgiye uğrattı. Geçen kırk yıl boyunca Anadolu ve Mezopotamya tarihinin en büyük demokrasi mücadelesinden birine sahne oldu. Eğer bugün bir demokrasi geleneğinden söz edilebiliyorsa, bu tamamen Kızıldere direnişçilerinin başlattığı sürecin eseridir. 30 Mart’ta Kızıldere’de başlayan direniş 6 Mayıs’ta idam sehpalarına, 18 Mayıs’ta ise Amed zindanındaki işkence odalarına taşındı. O gün bugündür de Kürdistan’ın dağında ve zindanında sürüyor.
12 Mart faşizmine karşı 30 Mart’ta Kızıldere’de çakılan direniş kıvılcımı, bugün Kürdistan başta olmak üzere Türkiye genelinde AKP faşizmine karşı bir direnme savaşı olarak sürüyor. Kürt halkı ve Türkiye demokrasi güçleri dünyaya faşizme karşı direniş dersi veriyor. Halkların özgür yaşam gerçeği olan demokratik direnişin yenilmezliği dost-düşman herkese bir kez daha gösteriliyor.
Tabi bu mücadele üzerinde çok daha yoğunlaşmak gerekiyor. Sadece direnmek yetmez, mücadeleyi zafere taşımayı da bilmek gerekiyor. Bu da Türkiye toplumuna ve devrimci-demokratik güçlerine daha önemli görevler yüklüyor. Gençliğe, kadınlara, Kürtlere, emekçilere, Alevilere “Demokratik direnişi artık zafere taşıyın” diyor.
Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün! Ancak bunun için daha çok çaba ve cesaret gerekiyor. Kızıldere’nin derslerinin daha derin çıkarılması lazım geliyor. Mahir’lerin cesareti ile PKK yenilmezliğinin ustaca birleştirilmesi gerekli oluyor.
Nasılki Kızıldere’nin doğru dersleri Kürdistan direnişine götürdüyse, Kürt direnişinin derslerini doğru çıkarmak da demokratik zafere götürür. Nasılki 12 Mart ve 12 Eylül faşist rejimleri devrimci-demokratik direnişle yenilgiye uğratıldıysa, AKP faşizmi de Kürtlerin ve Türkiye demokratik güçlerinin birleşik direnişiyle kesin yenilgiye uğratılır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Bu temelde Kızıldere direnişçilerini şehadetlerinin kırkıncı yıldönümünde saygıyla anıyor, tüm dürüst devrimci-demokratları bu kahramanların anılarına doğru sahip çıkarak görevlerini yerine getirmeye çağırıyorum!..
Kırkıncı yıldönümü