Bundan önceki "Arsızlık" başlıklı yazımda, Siverek’te çalışan Necmettin Yılmaz adındaki öğretmenin, memleketi Gümüşhane’ye giderken yolda yakalanıp öldürülmesi üzerine, CHP’nin Dersim’de düzenlediği "terörü protesto" gösteresini anlatmaya çalışmıştım.

Ancak kabul edersiniz ki, ele alınan her konuyu, günlük gazetenin dar çerçevesine sıkıştırmak mümkün değildir. Olayın bir yanını anlatırken, pek çok ayrıntısı, daima eksik kalıyor.

Öğretmen olayını ve olay üzerine "timsah ağlaması" tutturan CHP’nin tutumu hakkındaki yazı da, pek çok yönüyle eksik, yetersiz kaldı. O nedenle, eksik yönlerden biri olan, Türk devletinin "ajanlaştırma" programına değineceğiz, bu yazıda.

Bu arada söze girerken, tekrar olacak ama, tarihi, sosyal ve siyasal tesbiti hatırlayalım ki, savaşı Kürtler başlatmadı. Savaş yalan, dolanla bezeli Türk ırkçılığının doğurduğudur. Onları kanlı, kirli ve pis kokulu eseri, 1920’nin devamıdır.

1920’de, Kürtleri "demokrasi geldi" yalanıyla kandırıp dolandırmak için, "siz de temsilcilerinizi seçme hakkına sahipsiniz" denilmiş, bunun üzerine Koçgirililer, bu hakkı kullanmakta ısrar edince "isyan var" yaygarasıyla, Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa’yı kırıma göndermişlerdi.  

Kemalistlerin yüz yıldır sövdükleri Şeyh Said, bu olaydan sonra "aramızda müşterek kalmadı" demiş ve "Azadî" hareketinin çalışmaları başlamıştı.

"Roma Reş" artık, sözün nerelerinden çıktığını bilmeyen "ru reş"ti. Kara yüzlü, "bêbext"ti. Bugün süren, onlardan kurtulma mücadelesi, o günlerden kalmadır.

Ama onlar, savaşı da kirletip kendi yaşama biçimlerine benzettiler. Soykırıma tanıklık eden toplu mezarlar, mezarsız ölüleri anlatmayacağım. Terör devletinin yüzünü kaplayan kirdir, bu. O kir, bütün savaşlarda korunması ön görülen masumlar olan çocukların, kadın ve ihtiyar katli, insanları diri diri yakma, köyleri, dağı, taşı ateşe vermelerle kat kat oldu.

En son Cizre’de, Sur’da gördüğümüz üzere, Kürde pusu kurup cinayet işlemeyi savaş sandılar, onlar. Ama bunlardan da bahsetmeyeceğim. Konumuz, bugün Öğretmen dedikleri Necmettin Yılmaz’ın hayatını da karartan ajanlık kiridir.

Necmettin Yılmaz ajan mıydı, değil mi bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. Kürdistan Türk öğretmenler, imamlarla doludur. Pek çoğu için, "ajandır" söylentisi yayılır. Ancak, hiç bir söylenti üzerine hüküm verilmedi, bilindiği kadarıyla. Bilinen o ki, bugüne kadar, söylentileri, suç izlerini araştırmadan, hiç bir öğretmen, imam ya da Kürt muhtarın kılına dokunulmadı.

O nedenle, bazı olaylar yaşanıyorsa eğer, bunun gerçek suçlu, hakiki katili savaş unsuru dışında kalması gereken sivilleri, savaşın malzemesi haline getirenlerdir.

Unutmamak gerekiyor, Kürtler canlarını ortaya koyarak, Türk rejiminin ayakları altından kurtulma savaşı veriyorlar. Türk devleti ise Kürdistan’da ajanlar ağını kuruyor, ağı dünyaya yayıyor, örgütlerine sızıyorlar. Bu bir savaşsa eğer, o da önlemini alıyor sonuçta…

Sakine Cansız ve iki arkadaşını katleden kimdi? Ya her can almadan sonra birbirini kutlayanlara ne demeli?..

Cumhurbaşkanı sıfatını da üstünde taşıyan kişi, Sarayında topladığı kalabalığa, "size bir haberim var" diyerek selamlıyor, "şimdi öğrendim, güvenlik güçlerimiz onlardan sekiz kişiyi öldürmüş" müjdesiyle alkış topluyordu.

Ülkenin Cumhurbaşkanı, insan öldürmenin Kürt milli meselesini hal yoluna koymada adım olarak sunuyordu. Fransa’nın hiç bir Cumhurbaşkanı Korsika olayını böyle sunmadı. Britanya Kraliçesi İrlanda, İspanya Kralı da Bask olayını…

Çünkü onlar dünyayı gören, tanıyan, bilen insanlardı. Biliyorlardı ki, sağlıklı bir toplumda, böylelerinin yeri tımarhane ya da hapishaneydi. Asla, devletin baş makamı değil…

Yine hepiniz, bütün dünya tanıktır: Türklerin Reisi, Sarayında topladığı bir başka kalabalığa "komşunuzu, tanıdık ve bildiklerinizi ihbar edin" diye emir veriyor, muhtarlara muhbirlik görevi veriyordu.

Bu arada bizim, dini kaide ve kuralları öğretiyor, günah ile sevabı anlatıyor bildiğimiz imamlar, Avrupa’da, insan hayatını talan eden muhbirler olarak karşımıza çıkıyorlardı.

Kürdistan’da ise insanlar, "Ama dikkat" diyerek kimi imamlardan uzak gitmeyi öneriyorlardı. Kuran kurslarında çocukların ırzına geçenler, Kürdistan’da kelle avcılarıydı.

Ayrıca polise, askeri kışlaya yolu düşen Kürde, ilk iş olarak ajanlık öneriliyordu. Muhbirliği çekici kılmak için, eski Amerika’daki "kelle avcılığı" sistemini yürülüğe koydular, insanlığımızı kirleterek. Arananların başına ödül koyarak, insanın kendini satması olan insan avcılığını kazanca dönüştürdüler. İnsan avcıları, hayatlar biçerken, 80 yaşındaki Sisê nineyi bile ihbar ettiler.

Başa dönersek CHP, Dersim gösterisiyle terör devletine dalkavukluk ediyordu.