Yıllardan beri Avrupa'da yayın yapan, bütün engellemelere rağmen Kürtler başta olmak üzere tüm ezilenlerin sesi olan Kürt televizyon kanalları MMC, Nûçe TV ve Roj TV'nin yayın lisansları Kopenhag Eyalet Mahkemesi tarafından iptal edildi. Mahkeme ayrıca kanala 10 milyon Danimarka Kronu da para cezası verdi. Karara yönelik tepkiler sürüyor.


Yüksekdağ: Saldırı halkadır

MMC, Nûçe ve Roj TV'nin yayın lisanslarının iptal edilmesinin özgür basına yapılmış saldırı olarak nitelendiren Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, "Bu siyasi operasyon ve saldırının halka dönük bir saldırı olduğunu çok net görebiliriz" dedi. Kanalların lisanslarının iptal edilmesinin ayrıca Türkiye'deki siyasi iktidarın Kürt sorunu karşısındaki çözümsüzlük politikalarının Avrupa diplomasisine yansıması olarak değerlendiren Yüksekdağ, "Kirli pazarlık sonucu yapılmış kirli bir anlaşmadır" diye konuştu. Yüksekdağ, kapatılmak istenen kanalların, sadece Kürtlerin değil aynı zamanda tüm ezilenlerin sesi olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: "Gerçek, devrimcidir. MMC, Nûçe ve Roj TV bize gerçeğin devrimci yanını gösterdi. Biz bu kanallara sahip çıkarak, devrimci gerçeğe sahip çıkmış olacağız."

Ateş: AKP sorumludur
BDP MYK üyesi Hayri Ateş, kararın zamanlamasının tesadüf olmadığını ve Türkiye'den bağımsız alınmadığına dikkat çekti. Ateş, "Sorunu bu boyuta getiren AKP'nin de sorumlu olduğu bir konudur" dedi.

Taş: Vazgeçilmeli

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş da, böylesi kararların Kürt sorununda çözümü istememek olduğuna işaret ederek, bu kararın AKP ile ilişkisi olduğunun altını çizdi: "Biran önce bu karardan vazgeçilmeli ve toplumu aydınlatıcı bilgilendirici barışın yayın organlarına geniş bir özgürlük sağlanmalı. Kürt sorunun demokratik barışının gelişmesi de bu alanların genişletilmesinden geçiyor."

Ergün: Kabul edilemez

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkan Yardımcısı Yeşim Ergün de, Danimarka'da üç kanal hakkında verilen kararın Türk devletinin iradesinden bağımsız olmadığını vurgulayarak, "Demokrasi kanallarını iyice sıkıştırıyorsunuz, özgür medyaya, insan haklarına, demokrasiye ciddi derece müdahale ediyorsunuz. Bu kabul edilemez bir şey" dedi.

Gürsoy: Karar siyasi

HDK Yürütme Kurulu üyesi Gençay Gürsoy da, kararı, Avrupa'nın temsil ettiği demokratik özgür toplum anlayışı ile taban tabana zıt bir girişim şeklinde değerlendirerek, "Görünüşte kararı Kopenhag bölge mahkemeleri almış durumda ama bunun hükümetler arası ilişkilerden bağımsız olduğunu düşünmüyorum" diye konuştu.



KADRİ ÖZKAN/DİHA/İSTANBUL




Roboskî hatırlatması

TİHV ve MAZLUMDER, Kopenhag Eyalet Mahkemesi'nin Nûçe TV, MMC ve Roj TV'nin yayın lisansını iptal etmesini kınadı.
TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, son dönemde gerek Türkiye'de gerekse uluslararası ortamlarda medyanın bağımsızlığının tahrip edildiğine dikkat çekerek, "Bağımsız medyanın tahrip edilmesi sonucunda öncelikli olarak bütün insanların haber alma özgürlüğü ve bilgi edinme özgürlüğü tahrip ediliyor. Bilgilenme hakkı sadece şekli bir şey değildir. Aynı zamanda gerçeğe ulaşmada da bağımsız medyanın rolü büyüktür. Örneğin Türkiye'de yaşadığımız Roboskî ve Gezi Parkı olaylarında bağımsız medyanın ne kadar önemli olduğunu gördük. İçinde bulunduğumuz çözüm sürecinin ortamı göz önüne alındığında bugün itibariyle Nûçe, MMC ve Roj TV'nin lisanlarının iptal edilmesi son derece kaygı vericidir" dedi.
Bakkalcı, Kürt sorununun çözümünde bir içtenlik varsa ve insanların bilgi alma hakkının engellenmesinin kabul edilecek bir tarafının olmadığını dile getirerek, şunları söyledi: "Bu tür baskı ortamlarına derhal son verilmelidir. İnsanların haber alma konusunda çaba sarf eden kurumlara yönelik baskılar hiçbir düzeyde kabul edilemez. Burada da genel olarak medya bağımsızlığı ötesinde ağır insan hak ihlallerinin üzerinin örtülmesine de neden olur. Sadece bir Roboskî olayı düşünüldüğünde bunu çok iyi anlayabiliyoruz. Roboskî olayında saatler sonra kimi yayın organları bunu gösterebilmiştir. Fakat Roj TV daha ilk başından beri olayı yansıtmıştır. İnsanlar Roj TV haberdar olabilmiştir. Ülkemizde başta Kürt halkı olmaz üzere insan hak ihlallerine uğrayan diğer kesimler de bu kanallar sayesinde gündeme geliyordu. Bu kanalların katkısı son derece aşikardır. Haber alma hakkının korunması bakımından hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada bu yanlışa son verilmelidir. Kopenhag kriterlerini dilinden düşürmeyenler trajikomik bir duruma düşmüştür."
MAZLUMDER Genel Koordinatörü Nurcan Aktay ise, Kürt kanalların kapatılmasının basına vurulmuş bir darbe olduğu ifade ederek, şunları dile getirdi: "Geçtiğimiz günlerde de Hayat TV'de lisansı olmadığı gerekçesi ile kapatılmayla karşı karşıya kalmıştı. Bugünde Roj TV ve Nûçe, MMC kapatılmayla karşı karşıyadır. Bu durum tam anlamıyla bir ihlaldir. Roboski katliamını bizler Roj TV'den izlemiştik. Barış sürecinin de direkt etkilendiğini söyleyebiliriz. Çünkü bölge halkının maruz kaldığı hak ihlallerini gündeme getiren kanalların kapatılmasını kendilerine dönük bir darbe ve ihlal olarak algılayacaktır. Bu durum tehlikelidir. MAZLUMDER olarak bu durumu kınıyoruz. Anti demokratik bir yöntemdir. Bir taraftan demokrasi vurgusu yapılırken, bir taraftan bunun olması çelişkidir. Bizler bunu kabul etmiyoruz. Kapatılma ile karşı karşıya kalan kanalların yayınlarına kaldıkları yerde devam etmesi gerekiyor."