
Türkiye’de siyasetin ne kadar oportünist ve kirli yürütüldüğü bu süreçte gözler önüne serilmiştir. Demokrasi söylemlerinin sözde olduğu görülmüştür. Hem AKP’nin hem Fethullahçıların demokrasi değil, kendi hegemonyalarını kurmak için eski hegemon güçlerle mücadeleye girdiği netleşmiştir. Kuşkusuz bu bizler için netti; defalarca bunları dile getirmiştik. Şimdi tüm Türkiye halkının böyle bir bilince kavuşması çok önemlidir. Bu bilinç, gerçek demokrasinin gelişmesi açısından çok önemli zemin olacaktır.
Ordu tabii ki her zaman önemli bir güçtür. Türkiye söz konusu olunca daha da önemlidir. Bu nedenle iktidar olup toplum üzerinde hegemonya kurmak isteyenler için ilk ele geçirmek ve etkilemek istedikleri kurum ordu olmaktadır. Zaten Türkiye toplumunda “Oğlum, kızım eğer bir amacın varsa subay ol, vali-kaymakam ol, devlete gir ve gerçekleştirir” derler. Türkiye’de siyasetle uğraşan ve bu konuda radikal yaklaşım içinde olan gençlerin çoğunluğu bu sözleri anneleri ve babalarından duymuşlardır. Bu nedenle Türkiye siyasetinde topluma dayanma değil de, Harbiye’ye (askere), Mülkiye’ye (idare), Adliye’ye (yargı) dayanarak güç olma eğilimi çok fazladır.
Başbakan’ın danışmanı “Milli orduya haksızlık yapıldı” derken Balyoz, Ergenekon gibi davaları kastediyor. Tabii ki yine KCK’yi söyleyemiyor. Çünkü bu siyasi soykırım operasyonlarını Fethullahçılarla birlikte yapmışlardır. Balyoz ve Ergenekon davaları bir tarafa bırakılırsa AKP’den geriye ne kalır? Sadece Kürtlere karşı yürüttüğü savaş kalır. Bir de konjonktürün el vermesiyle ekonomideki genişleme! Demirel zamanında da herhalde Tayyip Erdoğan dönemindekinden az ekonomik genişleme olmamıştır. Ya da cumhuriyet döneminde ekonomi hiç mi gelişmemiştir? Kaldı ki ekonomik büyümeler birbiri üzerinde yükselir. Koşullarını bulduğunda geometrik yükseliş içinde olur. AKP sömürü, soygun, yolsuzluk ve rüşvet düzeni olan kapitalist ekonomi dışında farklı bir ekonomik model ortaya koymadığına göre, eskilerden hiçbir farkı yoktur. AKP Hükümetinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi konusunda söylediği sözlerin tümünün de sahte olduğu ortaya çıkmıştır. Yalçın Akdoğan’ın orduya sahiplenen sözleri Başbakan’ın bilgisi dışında sarf edilmemiştir.
Fethullahçılar ise yatıp kalkıp her gün bu orduya karşı olmadıklarını söylerler. Bu ordu bizimdir, biz sadece Müslümanlara karşı (tabii ki kendisi gibi düşünenleri kastediyor) olanlara karşıyız diyerek orduyla ittifak içinde hegemonyalarını kurabileceklerini söylemektedirler. Zaten 12 Eylül’de olduğu gibi her dönemde askerle ilişkisi iyi olan Fethullahçıların kendi ordusunu kurup yeni bir Osmanlı yaratmak istedikleri bilinmektedir. Bu nedenle şimdi ulusalcılara gülücükler dağıtmaları şaşırtıcı değildir. Çünkü Fethullahçılar da ulusalcıdır. Dincilikle boyanan ulusalcılığın da en tehlikeli ulusalcılık olduğu son yüzyıllarda defalarca kanıtlanmıştır.
Türkiye’deki siyasetçiler gerçek anlamda çapsızdır. Eskilerinin çapsız olduğu öğrenilmiştir. Yenilerinin onlardan daha çapsız olduğu da gözler önüne serilmiştir. Hepsi ucuz yoldan iktidar olma ve çalıp çırpma dışında bir şey düşünmemektedir. Toplum ve insanlık için bir ideal ve bunun için mücadeleyi göze alma yoktur.
Birçok çevre “AKP sıkıştı, o zaman tek yolu demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüdür” diyor ve böyle bir beklenti içine giriyor. Biz de bu tespite katılıyoruz. Ancak AKP’nin böyle bir zihniyeti ve çapı var mı, yok mu, sorusu ayrıdır. Tabii ki Kürt sorununu çözüp Türkiye’yi demokratikleştiren güçlerin her türlü saldırıya toplumun gücüyle karşı koymaları mümkündür. Ama zor durumda kalmak ve tek yolun demokrasi olması AKP’nin bu konuda adım atacağı anlamına gelmiyor. Bizim düşündüğümüz gibi her zaman doğru ve rasyonel olan yapılsaydı zaten Türkiye şimdi bu durumda olmazdı. Erdoğan’ın baş danışmanının söyleminde görüldüğü gibi bu süreçte Kürt sorununu çözüp demokratikleşme temelinde yeni bir Türkiye yaratma yerine, Kürt düşmanı despotik güçlerle ilişki kurma tercih ediliyor. Bu da AKP’nin demokratik karakteri olmadığını, tek derdinin kendi iktidarı ve kendi hegemonyasında yeni devletin sahibi olduğunu bir daha ortaya koymuştur.
Son olayla bir daha görüldü ki Türkiye’de demokratikleşme ancak gerçek demokratların birliği ve mücadelesiyle sağlanabilir. Eğer Kürt demokratik hareketiyle Türkiye demokrasi güçleri güçlü bir demokrasi mücadelesi yürütmezlerse Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun ve Alevi sorunları başta olmak üzere Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi zordur. Eğer bugün kirli ittifaklar ve ilişkiler yine gündeme girmişse, bunun nedeni, Kürt sorunun çözümsüzlüğüdür. Kürt sorununda çözüm zihniyeti olmayanların, Kürt sorununun çözümünün parçası haline gelmeyenlerin kaçınılmaz olarak demokrasi karşıtı güçlerle ittifak yapacağı bir daha kanıtlanmıştır.
Demokratikleşmeyen ülkede yolsuzluk da soygun da devam eder. Kimse bu tür durumların gelişmesini önleyemez. Yolsuzluk ve soygun düzeninin önüne geçmek de demokratik topluma dayalı demokrasi mücadelesiyle olur. Yoksa yolsuzluğa karşıyız sözleri de bir propagandadan öteye geçmez.
Bir musibet bin nasihatten yeğdir misali, AKP-Fethullahçılar çatışması olarak yansıyan ve pisliklerinin ortaya döküldüğü bu süreç de halklarımız açısından hayırlı olmuştur. Herkesin gerçek yüzü açığa çıkmıştır.